Tasarımın Tarihi

Antik dönemden günümüze her dönemde toplumun ve çağın ihtiyaç ve özelliklerine göre tasarım anlayışı da değişerek gelişimini sürdürmüştür. Birçok farklı tanımı olmasına karşın, tasarım en genel anlamıyla, taslak, zihinde canlanan biçim, çizim, dizayn olarak tanımlanabilmektedir. Cevizci, tasarımı, bilinç içeriği, duyular ya da bellek tarafından zihne sunulan görüntü, algılanan bir nesne ya da olayın bilinçte ortaya çıkan kopyası ve dış dünyadaki nesneye benzeyen algı içeriği olarak tanımlamıştır (1999, s. 830). İnsanlığın ilk çağlarından beri farklı tasarım çeşitlerine rastlanmaktadır. Örneğin mağara duvarındaki resimler birer iletişim tasarımı örneği olarak değerlendirilebilmektedir. Yazı da bir tasarım biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna örnek olarak da Antik Mısır'daki hiyeroglif yazısı verilebilir. Bu yazılar iletişim tasarımına verilebilecek örnekler arasında yer almaktadır. İnsanların ilk çağlardan beri kullandıkları aletler ya da seramik kaplar da birer tasarım örneğidir. Ayrıca mimari de bir tasarım olarak karşımıza çıkmaktadır.

Antik dönemde tasarımın ne olduğu sorusunun cevabı ‘tekhne’ kavramında aranabilir. Tekhne sanat ve zanaati kapsayan bir kavramdır. Sanatın özellikle işlevsel ve bir amaca yönelik olması gerektiği görüşü benimsenmiştir. Böylece zanaat olarak tanımlanabilecek meslekler de tekhne kavramı ile sanatın içinde değerlendirilmiştir. Gotik tasarımlarda, yüksek pencereli ve vitraylı, ağır süslemeleri olan gösterişli katedraller dikkat çekmektedir. Vasari’nin disegno kavramı Rönesans'ta tasarımın nasıl algılandığını bizlere anlatmaktadır. Vasari disegno kavramını, Platon’un bilgi kuramına dayandırmaktadır. Tasarım akla ve idealara dayanmaktadır. Tasarım daha çok resim heykel ve mimari gibi güzel sanatları kapsamaktadır. Zanaat üretimleri ayrı tutulmuştur. Barok mimarisinin tasarımı daha çok elips, oval ya da karmaşık geometrik şekillere dayanmaktadır. Süslemeler abartılıdır. Rokoko zengin ve gösterişli bir yaşam tarzını yansıtan bir dekorasyon stili olarak tanımlanmaktadır.

Endüstrileşmenin hız kazandığı, küçük zanaat atölyelerinin yerini fabrikaların aldığı 18. ve 19. yüzyılda tasarımın tanımı da bu büyük toplumsal gelişmelere paralel olarak değişmiştir. Bu dönemde tasarımcıların istediği şey sanatsal ve estetik değeri olan işlevsel ürünler ortaya koymaktır. Bu durum Arts & Crafts, Art Nouveau, De Stijl, Konstrüktivizm ve Bauhaus gibi akımların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Arts & Crafts 19. yüzyılın sonunda William Morris öncülüğünde kurulmuştur. Akımın temel amacı Gotik stili yeniden canlandırmak ve el sanatlarına geri dönmektir. Art Nouveau, Arts & Crafts hareketinden oldukça etkilenmiş bir sanat akımıdır. Zanaati yüceltmeyi ve dekoratif sanatları sürdürmeyi amaçlamışlardır. En önemli temsilcilerinden biri de Antoni Gaudi olmuştur. 1917-1931 yılları arasında Hollanda'da Etkin olan De Stijl akımı Theo Van Doesburg tarafından kurulmuştur. Temel prensipleri doğadan yola çıkmayan soyutlamalar yapmaktır. Tasarımlarını dik açılar, düz çizgiler ve ana renklerden oluşan renk alanlarından ve geometrik formlardan yararlanarak üretmişlerdir. Konstrüktivizm, Bauhaus'la karşılaştırıldığında birçok ortak noktaları bulunmaktadır. Tasarımdaki en büyük öncelikleri işlevsellik olmuştur. Sanatçı aynı zamanda bir tasarımcı olmalıdır. Sanatı matematikle bağlantılı bulmaktadırlar. Akımın öncülerinden Aleksandr Rodchenko’ya göre üretim yaşamın kendisi için olmalıdır.