Yakın Çağ Tarihinin Kapsamı ve Kaynakları
Yeni Çağ'ın ardından insanlık Yakın Çağ sürecine girmiştir. Yakın Çağ'ın diğer çağlara göre başlangıcı daha net olarak ortaya koyulabilmektedir. Bu çağ, genel kabul görmüş fikirlere göre 1789 tarihinde başlamaktadır. 1789 yılı Avrupa tarihi açısından Fransız İhtilali'ni ifade ettiği gibi Türk modernleşme tarihinde önemli bir mevkie sahip olan III. Selim’in tahta çıkışına da denk gelmektedir. Dolayısıyla Yakın Çağ tarihinin çalışma alanını Fransız İhtilali ve III. Selim’in tahta çıkış yılı olan 1789 ile Birinci Dünya Savaşı (1914) arasında kalan dönem oluşturmaktadır. Bazı kaynaklarda süreç 1918 ve 1922’ye vardırılmakla birlikte daha geniş zaman dilimini ele almakta mümkündür.
Yakın Çağ Tarihinin konuları arasında belirtilen süreçte Osmanlı Devleti ve diğer devletlerin ilişkileri, siyasî, askerî ve sosyoekonomik durumları, kurumları vs. gösterilebilmektedir.
Yakın Çağ önceki çağlara nispetle süre olarak daha kısa bir dönemi ifade etse de kaynak bakımından çokluk ve çeşitliliğe sahiptir.
Yakın Çağ Tarihi araştırmalarında arşiv belgeleri, süreli yayınlar, sefâretnâmeler, hâtıratlar, vak‘anüvis tarihleri, ansiklopediler, diğer eserler, rûznâmeler-rûzmerreler ve cami, çeşme vs. yapıların kitabelerinden oluşan epigrafik malzemeler başlıca kaynak durumundadır. Son devrede ise bu kaynaklara fotoğraf, film ve video gibi görsel malzemeler katılmıştır.
Yakın Çağ Tarihi araştırmalarında kaynak olarak Osmanlı Devleti’nin ürettiği resmî belgeler ve bunların muhafaza edildiği arşivler önemli bir yer tutmaktadır. Arşivler, kamu arşivleri ve özel arşivler olarak iki kısımda ele alınmaktadır.
Kamu arşivleri arasında ilk başta Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Osmanlı Arşivleri Külliyesi (Başbakanlık Osmanlı Arşivi) akla gelmektedir. Dönemle ilgili belge bulunduran özel arşivler ve yabancı devlet arşivleri de başvurulması gereken yerler arasındadır.
Süreli yayınlar arasında gazeteler kaynak değerine sahiptir. Osmanlı ülkesinde Türk dilinde yayımlanan ilk gazete Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından 1828 yılında çıkarılan Vakayi-ı Mısriyye’dir. Osmanlı Devleti’nin ilk resmî gazetesi, II. Mahmud zamanında, 1 Kasım 1831’de ilk sayısı yayımlanan Takvîm-i Vekâyi olmuştur.
Gazetelerle birlikte dergiler de kaynaklar arasındadır. Osmanlı’da 1849 yılında Vakayi-i Tıbbiyye isimli tıp dergisi yayımlanmış ve bunu diğerleri takip etmiştir.
Düsturlar, Türkiye Cumhuriyeti ve Osmanlı Devleti’nde Tanzimat’tan sonra yürürlüğe konulan nizamname ve kanun gibi hukukî mevzuatın bir araya getirildiği resmî külliyatı ifade etmektedir. İlk Düstur ise Cevdet Paşa’nın önderliğinde Şubat 1863’te Matbaa-i Amire’de basılmış ve günümüze kadar 5 tertip oluşturulmuştur.
Meclis zabıtları, meclis oturumlarında gerçekleştirilen konuşmaların aktarıldığı kayıtlar olup özellikle politik söylem çalışmaları için önem arz etmektedir. Osmanlı Devleti’nin ilk Meclislerine ait zabıtlar, Hakkı Tarık Us tarafından dönemin gazetelerinden derlenerek iki cilt halinde Meclis-i Meb’usan Zabıt Ceridesi (1293/1877) adıyla yayımlanmıştır.
Salnâme tabiri, bir yıllık olayların topluca gösterildiği eserler için kullanılmaktadır. Salnâmeler genelde resmî ve özel salnameler olarak ikiye ayrılmaktadır. Salnâmeler içerisinde en eski ve en düzenli yayımlanan Devlet Salnâmeleri olmuştur. Özel türdeki salnâmelerin ilki Türkiye Fî Sene 1288 (1871) adıyla Paris’te Ali Suâvi tarafından yayımlanmıştır.
Sefâretnâme elçilik heyetin başında bulunan sefirin/elçinin faaliyetleriyle ilgili olarak tuttuğu raporları ifade etmektedir. Elçilerin yazdığı sefâretnâmeler, Osmanlı Devleti’nin diğer devletlerle kurduğu siyasi, kültürel ve ekonomik bağların anlaşılması ve Osmanlı modernleşmesinin gelişimi açısından çok değerlidirler.
Hâtırat, “yaşanılmış olayların anlatıldığı otobiyografik eserlere verilen ortak ad” olarak tanımlanmaktadır. Keçecizâde İzzet Molla’nın manzum eseri Mihnet-Keşan, 19. yüzyılın dikkat çeken ilk hâtıratı olmuştur.
Vakayinüvis ya da vak’anüvis tabiri, Osmanlı Devleti’nde resmî tarih yazıcılarına verilen unvandır. Yakın Çağ Dönemi vak‘anüvislerinden Sadullah Enverî, Enverî Tarihi; Ahmed Vâsıf Efendi, Vâsıf Tarihi; Mütercim Âsım Efendi Asım Tarihi, Şânîzâde Mehmed Ataullah Efendi, Şânîzâde Tarihi; Sahaflar Şeyhizâde Esad Efendi, Tarih; Ahmed Lutfî Efendi, Lutfî Tarihi; Abdurrahman Şeref Efendi, Vakayiname isimli eseri kaleme almıştır. 1855-1866 yılları arasında vak’anüvislik görevini sürdüren Ahmed Cevdet Paşa dönemin ünlü tarihçileri arasındadır. Tarih-i Cevdet, Tezâkir, Ma‘rûzât en bilinen eserleridir.
Osmanlı Devleti’nde modern anlamda ansiklopedi yazımı 19. yüzyılın sonlarına doğru başlamıştır. İlk olarak bu konuda Paris’te Ali Suavi tarafından çıkarılan Ulûm gazetesinin 1 Temmuz 1870 tarihli sayısından başlanarak resimli beş fasikül halinde verilen Kâmûs ül-ulûm ve’l-maârif akla gelmektedir.
Buradaki anlamıyla ruznâme, Osmanlı padişahlarının sırkâtipleri tarafından gün gün hayatlarının anlatıldığı eserlere verilen isimdir. III. Selim Dönemi’nde Sırkâtibi Ahmed Efendi tarafından tutulan Ruznâme, 15 Mart 1791-Aralık 1802 tarihleri arasını muhtevi edinmiştir. Sırkâtiplerinden başka olayları günlük olarak kaleme alan kimseler de mevcuttur. Bu kimselerin eserlerine ise rûzmerre denilmektedir. Hafız Hızır İlyas Ağa tarafından yazılmış olan Tarih-i Enderun rûzmerre örneğidir.
Yakın Çağ Dönemi’nde Osmanlı müellifleri vak’anüvis tarihlerinin dışında da eski usulün devamı şeklinde hususî ve umumî içerikte kronikler (vakayinameler) yazmış, monografik nitelikte şehir, sefer ve zafer tarihleri ile biyografik içerikte eserler kaleme almış, yeni yazı türlerinde de çalışmalar ortaya koymuştur. Resmî olmayan vekâyinâmeciliğe örnek olarak Mahmud Celaleddin Paşa tarafından telif edilen Mir’ât-ı Hakîkat gösterilebilir. Keza Osmanlı tarih müelliflerinin biyografilerini içeren Karslızâde Cemaleddin Efendi tarafından yazılan Âyîne-i zurefâ isimli eser kendi alanının ilk örneği olmuştur.