Spor Yöneticisi-Antrenör ve Sporcu

Etkili iletişim hayatın her alanında gereklidir ve başarılı bir yönetici, antrenör veya sporcu olmak kadar önemlidir. Yöneticiler ve antrenörler, sporcular, diğer yöneticiler, diğer antrenörler, aileler yada halkla iletişim kurabilmelidir. Bu iletişim, yalnızca bir şeyler aktarmayı değil dinlemeyi de içermelidir. Açık ve anlaşılır mesajlar göndermek, bir araya gelmek için zaman ayırmak, çözüm üretmek için çaba göstermek, karşı tarafı dinlemek ve düşünceli olmak, iyi bir iletişim için temel anlayışlar olabilir. Çünkü iletişim kurma şekliniz, onların sizi nasıl algıladıklarını ve karşılığında kendileri hakkında nasıl hissettiklerini doğrudan etkiler. Buna iletişimdeki altın kural diyebiliriz.

Ortaokul ve lise düzeyindeki, öğrenci sporcuların ebeveynleri ve velileri, bir sporcunun genel performansında çok önemli bir faktördür. Bunun farkında olan antrenörler ve spor yöneticileri, ebeveynleri sağlıklı ve sorumlu bir şekilde işe dahil etme fırsatını yakalarlarsa, ebeveynlerin bir sporcunun tüm azmiyle çalışma isteğinde büyük bir fark yaratabilecek duygusal desteği sağlayabileceklerini de bilirler.

Yoğun müsabaka içeren sportif programlar, genç sporculara öz disiplin, sportmenlik, zaman yönetimi becerileri ve sağlıklı olmak gibi birçok fayda sağlar. Bir ebeveyn, çocuğunun başarılarından zevk almasına ve başarısızlıklardan ders almasına olanak tanıyan tutarlı, sevgi dolu ve destekleyici bir ortam sağlarsa faydalı olacaktır. Bu olumlu ortam, sporcuyu spora devam etmesine teşvik eder. Ebeveynden gelen desteğin koşulsuz olduğunu bilmek burada anahtar roldedir. Yani sadece başarılı olunan zamanlarda değil, başarısızlık durumlarında da destek olmak son derece kritiktir.

Başarılı bir spor programı, ebeveynler, sporcular ve antrenörler arasında karşılıklı anlayış ve işbirliğine sahip olmalıdır. Bir sporcunun gelişimi büyük ölçüde bu ilişkiye bağlıdır. Spor psikologları ve spor uzmanları bu ilişkiye “Sportif Üçgen” adını verirler. Bu üçgen ilişkideki her birey, sporcunun başarısında önemli bir rol oynar. Bu nedenle, mümkün olan en yüksek başarı düzeyine ulaşmak için ebeveyn, sporcu ve antrenörün ayırt edici rollerini anlamaları ve yerine getirmeleri önemlidir. Üç rolün zirvesi, sporcunun “Olabileceklerinin En İyisi Olmasını” sağlayan bir ortama işaret etmektedir.

Bu üçlü ilişkideki her bir tarafın, spor deneyiminin başarılı olması için gereken rolleri, sorumlulukları ve davranışları bulunmaktadır. Örneğin, antrenörlerden sporcular için fiziksel ve duygusal olarak güvenli bir ortam sağlamaları, gelişimsel olarak uygun spor deneyimleri sağlamaları ve antrenörlerin etik kurallarına uygun davranmamaları beklenir. Oyunculardan ise koçun talimatlarına uymaları, iyi bir sportmenlik sergilemeleri, tüm antrenmanlara ve maçlara katılmaları ve hem antrenmanlarda hem de maçlarda ellerinden gelenin en iyisini yapmaları beklenir. Ebeveynler, belli davranış kurallarına uymalı (örneğin, sporculara, antrenörlere veya yetkililere bağırmamak veya eleştirmemek), sporcunun mümkün olduğunca çok maçına katılmalı ve sporcunun antrenmanlara ve oyunlara zamanında ve (gerektiğinde) ulaşımını sağlamalıdır.

Sporcuların spordan zevk almalarının sebebi yalnızca galibiyet değildir. Bu şekilde hisseden katılımcılar olmasına rağmen, araştırmalar, spor deneyiminden zevk almanın, takımın kazanma-kaybetme skorundan ziyade koçun yarattığı motivasyonel iklimle daha yakından ilişkili olduğunu öne sürüyor.

Antrenörün oynadığı önemli rol ve bunun takımdaki motivasyonel iklim üzerindeki etkisi, Hedefi Başarma Teorisi çerçevesinde incelemektedir (Duda, 2001; Nicholls ve diğerleri, 2016). Hedefi Başarma Teorisi, rekabet ortamlarında bireylerin başarı davranışlarını ve bunların bireysel ve çevresel etmenlerden nasıl etkilendiğini inceleyen bir kuramdır (Nicholls, 1984; Ames, 1992). Bu çevresel etmenler, kuramda motivasyonel iklim olarak geçer. Özellikle antrenörler hem antrenmanlarda hem de müsabaka dönemlerinde oyuncularıyla saatlerce etkileşim halindedir (Ruiz Sánchez et al., 2017). Bu etkileşim, antrenörün spor kariyeri boyunca oyuncu kalitesi için önemli bir eğitim figürü olduğunu göstermektedir (Gagné ve diğerleri, 2003).

Değerler, en önemli psikolojik değişken olarak kabul edilir. Değerler, hayatta neyin istendiğine ilişkin esas inançları ortaya koyar. Seçimlerimizi düzenler, kararlarımızı ve davranışlarımızı yönlendirir, değerlendirmelerimiz ve yargılarımız için standartlar uluştururlar.

Spor, çocukları ve gençleri şekillendiren ve etkileyen doğal bir etkiye sahiptir. Dürüstlük, gayret, sosyalleşme, birlik olmayı öğrenmek, kazanmayı ve kaybetmeyi kabullenmek, yaşam boyu sporun önemini kavramak, iyi bir spor izleyicisi, katılımcısı yada taraftarı olmak gibi özellikler kazandırabilen eşsiz bir fırsattır. Doğal olarak, değer aktarmada beden eğitimi ve sporun yeri son derece önemlidir. Bu noktada önemli olan diğer nokta, yetişkinlerin değer yapıları ile çocukların değer yapılarının aynı olmadığının farkına varmaktır.

Spora katılımın sosyal ve ahlaki yönden kişiyi olumlu etkileyip etkilemediği hala araştırılmaktadır. Ancak netleşen bir durum var ki, doğru koşullar sağlanırsa yani motivasyonel iklimin içeriği uygun düzenlenirse, kişilerde olumlu sonuçların alınabileceği söylenir. Bu doğru koşulları sağlarken, antrenör, yönetici ve ebeveynlerin temelde benzer bakış açılarına sahip olması önemlidir. Sportif üçgende belirlenen, sporcu-ebeveyn-antrenör faktörleri, daha da çeşitlendirilebilir. Çünkü özünde sporcu performansını arttırmak için, sporcuyu etkileyen faktörler bu üçgenin dışındaki diğer önemli faktörler de olabilir. Örneğin, sporcunun arkadaş çevresi, ailenin diğer üyeleri, yapılan branşın özelliği, kulüpteki diğer önemli kişiler, sporcunun rol modelleri vb. gibi faktörler, belirtilen sportif üçgenin genişletilerek devamını sağlayabilir.