Spor Yöneticisi-Antrenör ve Sporcu

İnsanlar arasındaki ilişkiler olumlu belli niteliklere sahip olduğunda, insanları mutlu, huzurlu, rahat ve sağlıklı yapar. Bu sağlık durumu hem bilişsel, hem duyuşsal hem de fiziksel anlamda bir sağlık olarak kendini gösterir. Olumlu düşünme, stresle başa çıkabilme için yardım arama, korkmama ve güven duyma gibi bilişsel ve duyuşsal tutumlar, kişinin fiziksel (hem biyolojik hem de davranışsal) tepkileri üzerinde de etkili olacaktır. Bu nedenle insanlar arasındaki ilişkilerin kalitesi oldukça önemli olarak sayılabilir.

Bir takımın yada bir sporcunun başarısı, yalnızca fiziksel antrenmandan çok daha ötededir. Başarılı spor yöneticileri ve antrenörler galibiyet elde etmek için nitelikli yönetim-antrenör ve sporcu ilişkileri kurmanın galibiyeti elde etmede ne kadar rol oynadığını bilirler. Bir takımın başarısı büyük ölçüde sezon rekoru ile ölçülür; ancak başarılı koçlar, güçlü koç-sporcu ilişkileri kurmanın galibiyet elde etmek kadar önemli olduğunu anlarlar. Sporcularla ilişkiler kurmak, bir antrenörün her bir bireyi neyin motive ettiğini veya harekete geçirdiğini anlamasına yardımcı olur. Ayrıca koçun kişisel, ilgili yaklaşımını da vurgulayarak, koçun oyuncuyu zafere giden bir biletten daha fazlası olarak gördüğünü gösterir. Bu yüzden antrenör ve yönetimin her bir sporcuyla aynı düzeyde ve nitelikli ilişki kurabilmesi, takımın hedeflerine ulaşmasını sağlamanın yanı sıra genel takım moralini iyileştirmeye yardımcı olur.

Ayrıca güçlü yönetim- antrenör-sporcu ilişkileri kurmanın başka faydaları da vardır. Örneğin, sporcular hayal kırıklıklarını ve düşüncelerini antrenöre yada yönetime iletebileceklerini gördüklerinde, karşılığında anlaşıldıklarını düşünebilirler ve bu da daha iyi bir stratejinin oluşturulmasına yardım eder.

Sporda başarılı olmak her zaman saf yetenekle ilgili değildir. Bir takım içindeki ilişkilerin gelişimi, yetenekten bağımsız olarak genellikle bir takımı oluşturur veya bozar. Nitelikli (güven, saygı, bağlılık ve anlayış) ilişki geliştirme, ortalama yetenekli bir takımı alıp çok ciddi başarılar sağlamasına sebep olabilir. Bu nedenle yönetim ve antrenör arasındaki karşılıklı ilişki “biz ve onlar” olmaktan ziyade “hep beraber” anlayışına dönüştürülmelidir. Peki bu nasıl yapılabilir?

Var olan ilişkiyi kucaklamak: Nitelikli bir ilişki geliştirmek onu kucaklamakla yada gönüllü olmakla başlar. Bunun da ön koşulu, zaman ayırmaktır. Yani ilişkileri geliştirmek için zaman ayırmalıyız.

Öncelikle düşünceleri anlamak gereklidir: Nitelikli bir ilişki geliştirmek için belki de en önemli eski bir kural, dinlemeyi bilmektir. İletişim iki yönlüdür. Dinleme sanatı, konuşma sanatından da önce ve önemli olabilir.

Nerede duracağını bilmek: Nitelikli bir ilişki geliştirmek için sadece sorun konuşmamak gerektiğinden bahsetmiştik. Burada ise her sorunun konuşulmaması yada her sorunda bir araya gelmenin yararsız olacağından bahsedilmektedir.

İstekleri değil, çözümleri paylaşmak: Nitelikli bir ilişki geliştirmek için talepleri dile getirirken çözüm önerileri ile gitmek daha avantajlıdır.

Tutarlı olmak: Nitelikli bir ilişki geliştirmek için hem beden dilinin kullanımı hem de sözlerin bir biri ile aynı mesajı veriyor olması gerekir.

Eğer ki, sporda başarı sadece yetenek ile ilişkili olsaydı diğer tüm faktörleri görmezden gelmek gerekirdi. İyi ilişkiler kurmak sporcudan öte, antrenörün sorumluluğundadır. Çünkü antrenörün görevi, sporcunun performansını arttırmaktır. Antrenörler saygı ve otoriteye sahiptir, ancak aynı zamanda ulaşılabilir olmaları da gerekir. Antrenörün sahip olması gereken, empati, duygusal farkındalık ve mantık bu zor etkileşimi dengelemeye yardımcı olabilir.

Antrenör ve sporcu arasındaki ilişkinin kalitesi bir çok anlamda vurgulanmıştır. Burada temel olarak antrenör davranışlarının, sporcunun performansı üzerindeki etkisinden bahsedilir. Antrenör davranışları dendiğinde, sözlü ve sözsüz ifadeler ile beden dili kullanımı vb. gibi faktörlerin hepsinden bahsedilebilir. Literatürde motivasyon ise bu ilişkilerde ele alınan en önemli konulardan bir tanesidir. Antrenörlerin ve sporcuların spora katılımlarında ne tür motivasyona sahip oldukları araştırılmış ve farklı motivasyon/güdülenme tiplerinin, bu ilişkileri farklı etkilediği bulunmuştur.

Antrenörün sahip olduğu tutumlar, sporcusunun tutumunu belirler. Örneğin, sürekli zaferleri, başarıları, kazanmayı veya hedefleri hesaplayan antrenörler bazı dezavantajlı durumlar yaratırlar. En başta antrenörler, uzak ve mesafeli hale gelebilir ve oyuncular ise bencillik yada zayıf sportmenlik ile karakterize edilen “her ne pahasına olursa olsun kazan” tavrını benimseyebilirler. Tersine eğer antrenör, olumlu bir rekabet ortamını teşvik ederse, sporcular hem saha içinde hem de saha dışında kişisel gelişim fırsatı yakalayarak çok önemli bir başarıyı garantilemiş olurlar.

Spor psikolojisi literatüründe en sık alıntılanan antrenör-sporcu kavramsal modeli ise Jowett'in (2007) 3+1C (İngilizcesi: closeness, commitment, complementarity, co-orientation) modelidir. 3+1C modeli dört yapıyı içerir, bunlar; yakınlık (yani, antrenör ve sporcunun birbirlerine ne kadar önem verdiği, desteklediği ve değer verdiği), bağlılık (yani, antrenör ve/veya sporcunun birlikte ilişkilerini sürdürme niyetinin derecesi), tamamlayıcılık ( yani, antrenör ve sporcunun davranışlarının birbirine ne ölçüde karşılık geldiği) ve son olarak, birlikte yönelim (yani, antrenör ve sporcunun, sporcunun sporunda nasıl ilerleyebileceği konusunda ortak görüşler oluşturup oluşturmadığı).

Antrenör-sporcu ilişkisinin yakınlık, bağlılık ve tamamlayıcılık yapılarını ölçmek için, direk/doğrudan bakış açısını (Jowett & Ntoumanis, 2004) ve meta bakış açısını (Jowett 2005, 2006) ölçmek için Antrenör-Sporcu İlişki Envanteri (CART-Q) geliştirilmiştir.

CART-Q dünyanın pek çok yerinde farklı dillere uyarlanmıştır. Türkiye’de de Altıntaş, Kazak Çetinkalp ve Aşçı (2012) tarafından Türkçeye uyarlanan ölçek, hem antrenörler hem de sporcular için direk/doğrudan bakış açısı olan versiyonudur ve ölçeğin 11 maddelik yapısı aynı şekilde doğrulanmış ve Türkçe olarak kullanıma sunulmuştur.