Gündelik Hayatın Sosyolojisi
Gündelik hayat sosyolojisi sosyolojide önemli bir çalışma alanıdır. Bu alan, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra önem kazanmaya başlayan bir alan olarak, daha çok çağdaş yaklaşımlarla beslenmektedir.
Klasik sosyolojide egemen olan ve ana akım sosyoloji olarak tanımlanabilecek görüşlerde, doğa bilimlerinde olduğu gibi, toplum bilimlerinde de, mutlak ve nesnel yasalar olduğu anlayışı egemendir. Dolayısıyla, toplumu bireylerin davranışlarını düzenleyen bir üst yapı ve kurum olarak kabul eden ana akım sosyolojide, birey pasiftir. Toplumsal kurallar tarafından davranışları belirlenir düşüncesi hakimdir.
Tüm bu klasik sosyolojik ana akım görüşlerine dair eleştiriler 1900'lü yıllarda artmaya başlamış ve bireyin aslında tamamen pasif ve edilgen olmadığı ve bir çok alanda bireyin kendi toplumsal dünyasını inşa ettiğine dair tartışmalar sosyoloji ve felsefe alanında daha çok gündeme gelir olmuştur.
Sosyoloji ve sosyal bilimlerde egemen olan büyük tarihsel olaylar ve kişileri incelemek yerine, sıradan olanın bilgisine erişmek gündelik hayat sosyolojisi için öncelik olmuştur. Gündelik hayat içerisinde, herhangi bir insanın yaptığı sıradan eylemler aslında toplumsal hayatı anlamada mikro bakış açısını ortaya koymaktadır. Makro yani toplumu önceleyen bakış açılarında birey inceleme dışı bırakılmış ve bireyin aktif bir aktör olarak toplumsal hayatı belirleyen bir konumda olduğu düşüncesi kabul görmemiştir.
Gündelik hayat sosyolojisinde ise mikro yani bireyden başlayan analiz önem kazanmaktadır. Bu anlayışa göre, bireylerin eylemleri ve etkileşimleri esnasında yarattıkları anlamlar ve yorumlamalar toplumsal hayatı belirler. Tüm bu anlam, etkileşim ve yorumlamalar sonucunda bireylerin karşılıklı olarak "düzen" ve "rutin" kabul ettikleri eylemler inşa edilir. Bu eylemler gündelik ve sıradan olduğu için sıklıkla farkında olunmayan eylemlerdir. Dolayısıyla, gündelik hayat içerisinde toplumsal hayatın ipuçlarını ve inşa sürecinin sistematiğini barındırmaktadır.
Mikro sosyolojik bakış açısı aynı zamanda eleştirel bir sosyolojik bakış açısıdır. Bu bakış açısı klasik sosyolojik paradigmaya karşı bir duruş olarak da kabul edilmektedir.
Bu eleştirel bakış açısının inşa sürecinde birçok sosyal bilimcinin düşünceleri önem kazanmıştır. Amerika'dan başlayarak Kıta Avrupa'sında yaygınlaşan yeni düşünce akımları arasında Sembolik Etkileşimcilik, Fenomenoloji ve Etnometodoloji kuramlarının yanı sıra, Henri Lefebvre ve Michel de Certeau gibi düşünürler de gündelik hayat sosyoloisinin gelişmesine önemli katkılar sağlamışlardır.
Henri Lefebvre, kapitalizm eleştirisi bağlamında ele aldığı gündelik hayatı, çok önemli bir konuma yerleştirir ve toplumsal ve siyasi hayatın değiştirilip, dönüştürüldüğü alanın gündelik hayat olduğunu tartışır. Sıradan bireyin, kapitalist ilişkiler ağı içerisinde yabancılaşma yaşadığını ve tüketim alışlanlıklarının yönlendirilmesiyle , sahte bir özgürlük algısı yaratılmaktadır. Kendi yabancılaşmasının farkına varmasıyla birey gündelik hayatındaki yönlendirilmiş tüketim zincirinden kurtulabilirse özgürlüğüne kavuşabilir.
Sembolik Etkileşimcilik ve önemli temsilcisi Erving Goffman ise dramaturji kuramıyla gündelik hayata katkı sağlamıştır. Goffman, Bireyin gündelik hayatta bir tiyatro sahnesinde oyun sergiler biçimde, bir sergileme içinde olduğunu ve Ön ve Arka Bölge denilen alanları arasında bireyin algı ve izlenim yönetimi içerisinde olduğunu iddia eder.
Fenomenoloji ve Etnometodoloji ise felsefi düşünce sistemlerinden beslenerek, gündelik hayatta var olan "düzen" ve "normal" kavramlarının nasıl inşa edildiğini inceler. Düzenin dışına çıkıldığında yani sağ duyu bilgimiz devre dışı bırakıldığında, hayatın ve anlama ve yorumlamanın nasıl oluştuğunu analiz etmenin yollarını inceler. Michel de Certeau ise gündelik hayatta sıradan bireyin taktikler ile mikro direnişler yaratarak, iktidarı çarptırdığını ve aslında ısradan bireyin gündelik hayatın kahramanı olduğunu iddia eder.