Sosyolojik Düşüncenin Oluşumunu Hazırlayan Fikri Koşullar

Liberalizm, bireysel haklar, bireysel özgürlük, rıza, özel alan ve kamusal alanın ayrılması, sözleşme[ye bağlı] ve sınırlı devlet, halk egemenliği fikrini dillendiren siyasal görüş ve ideoloji olarak tanımlanabilir.

Birey ve Bireycilik: Klasik liberalizmin ontolojik bireyciliği, bireyleri devlet ve toplumdan önce ve kendi amacını kendinde taşıyan gerçeklikler olarak değerlendirir. Bu nedenle de bireylerin ortak aklının bir kurgusuna göre siyasi yapı form kazanır ve devlet birey ilişkisinde bireyin önceliği ortaya çıkmış olur. Bireycilik liberal düşüncenin metafizik ve ontolojik çekirdeği, moral, politik, ekonomik ve kültürel var oluşunun temelidi

Devlet: Liberalizm devletin gerekli olmadığı noktasından hareket etmez. Lakin liberalizm Faşizm gibi devleti kutsal bir değer olarak da görmez ve buna ilaveten devletin bireyler lehine sınırlandırılması gerektiğini ileri sürer. Aslında liberalizmin devlete dair düşüncelerinde iki yaklaşımın var olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Bunlardan ilki klasik liberaller, ikincisi sosyal liberallerdir. Devletin olabildiğince küçük ve özel yaşama olabildiğince az müdahale etmesi gerekliliğini vurgulayan klasik liberaller en iyi yönetimi, en az yöneten olarak düşünürler.

J. Locke ile başlayan klasik liberal düşüne, David Hume ve Adam Smith’in katkılarıyla hayatın bütün yönlerini kapsayan sosyal, ekonomik ve siyasi bir ideoloji hâline gelmiştir

Geleneğe yönelik ciddi tenkitleri ve geleceğe yönelik inşacı tavrıyla; bilimciliği, liberalizm ve ahlakı duygulara bağlayan anlayışıyla Aydınlanmanın en özgün ismi D. Hume'dur.

Hume açısından, değer yargılarının oluşturulmasında zihnin yetersiz kaldığı açıktır. Değer yargıları da ne insan tabiatında içkin ne de aklın bilinçli bir ürünüdür. Bu yargılara ilişkin kuralların ilahi kaynaklı olduğu düşüncesi de savunulamaz.

Diğer taraftan Hume’un nedensellik üzerine yapmış olduğu değerlendirmelerde unutulmaması gereken en önemli şey; Hume’un bu tezinin ontolojik değil, epistemolojik olduğudur.

Görünmez el, Büyük İskoç düşünür Adam Smith’in iktisadi ilişkiler ve fiyat sisteminin belirlenmesiyle ilgili kullandığı bir ilkedir. Serbest pazar ekonomisinde bireylerin kendi ilgilerini kovalarken toplumun faydasına yönelik bir amaç gütmemelerine rağmen, sonuçun toplumun faydasına olacağını varsayan temel paradigma olarak karşımıza çıkar.

Başka bir deyişle, kişinin çıkarları ile toplumun çıkarları arasında bir çelişkinin değil, uyumun var olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle, kişinin iktisadi ilişkilerinde kendi çıkarını kovalaması ahlak dışı bir fiil olarak değerlendirilmez. Çünkü ekonomik faaliyetlerin temel gayesi kişisel yararı en üst düzeye çıkarmaktır. Ticari faaliyet, hayırseverlik duygusuyla yürütülmez bu faaliyetlerin itici gücü; “insanların kendi durumlarını iyileştirme, daha iyi yaşama ve zengin olma” duygusudur. İşte insanlar bu itici güçle, kendi menfaatleri peşinde koşarlarken başkalarının yararlarına da hizmet etmektedirler. “Masamızdaki yemeği, köşe başındaki kasap, bakkal veya fırıncının iyilik yapma arzularına değil, onların şahsi menfaat duygularına borçluyuzdur.” diyen Smith, ekonomik faaliyetlerin temel özelliği olarak iktisadi ilişkilerde bireyin fayda sağlayan şeylerin peşinde koşan bir varlık olduğu düşüncesine göndermede bulunur. Yani insanın ekonomik bir varlık (homo politicus) olduğunun da göz ardı edilmemesi gerektiğini salık verir. Bu bağlam itibariyle düşünür; kişinin bu anlamdaki gayesini ancak kendi çıkarları peşine gidişinin bir şiddet, kötü niyet (vicious) hâline dönüşmesi durumunda ahlak dışı olarak görür.

Yaşadığı dönem itibariyle Smith’in görüşlerini bir bütün olarak ele alma zaruriyeti söz konusudur. Çünkü düşünür, sadece iktisadi -politik konularla ilgilenmemiş aynı zamanda da İskoç Okulunun önde gelen büyük bir ahlak filozofudur. Smith, insanların harekete geçmelerini sağlayan nedenler arasında insanın bencil bir doğaya sahip olmasını gösteriyordu. Ancak bu bencil doğa veya kişinin kendi ilgisini maksimize etmesine yönelik eylemlerde bulunma arzusu olumlu bir sonuca dönüşüyor ve serbest piyasadaki rekabeti, fiyatların aşağıda kalmasını sağlayan dolayısıyla da halkın tamamına fayda getiren bir işlev kazanıyordu. Lakin birçok insan bu argümanın ahlaki sonucundan hareket etti ve bir kişinin kendi çıkarını kovalamasının ahlaki olarak kabul edilebilirliği üzerinden düşünürün bu teorisine çeşitli eleştiriler getirdi. Ancak Smith görünmez el kavramını kullanırken bu, plansız müdahalenin aynı zamanda toplumun genel çıkarına da uygun olduğunu vurgulamaktadır. Başka bir deyişle, kişinin çıkarları ile toplumun çıkarları arasında bir çelişkinin değil, uyumun var olduğu vurgulanmaktadır. Bu nedenle, kişinin iktisadi ilişkilerinde kendi çıkarını kovalaması ahlak dışı bir fiil olarak değerlendirilmez.