Max Weber
Eylem Olarak Toplum
Toplumu sadece bireyler arasındaki ilişkiler olarak gören Weber’e göre, bu yüzden sosyoloji toplumsal eylemi yorumlayıcı tarzda anlamaya ve böylece onun yönü ve sonuçlarını nedensel olarak açıklamaya çalışır. Bu tanımda Weber’in hem bir eylem olarak toplum tanımını hem de onun nasıl araştırılabileceği konusundaki düşüncesini görürüz.
Weber’e göre eyleyen birey davranışına –açık veya örtük, farkında olmadan veya rızayla– öznel bir anlam yüklediği sürece ‘eylem’den söz edebiliriz. Sosyal bilimler davranışı (fiziksel veya biyolojik nedensel zincirin nihai sonucu olan hareketleri) değil, anlamlı eylemi araştırır. Bu yüzden sosyolojinin konusu aslında ‘eylem’ değil, daha ziyade bir eylemler alt kategorisi olan toplumsal eylemdir. Sosyolojinin ve genelde sosyal bilimlerin gerçek araştırma-nesnesi anlamlı, rasyonel toplumsal eylem, aktörün anlam yüklediği, diğer insanlara yönelik, pratik amaçlara ulaşmayı hedefleyen eylemdir. Weber toplumun özünde bireylerin nispeten kalıcı, sürekli davranış biçimleri ve bunların oluşturdukları düzenliliklerden meydana geldiğini iddia etmekle, toplumun belirli bir nesnel bir gerçekliğe sahip olmadığını değil, sadece insanların eylemleri sayesinde var olabileceği, sürebileceği ve değişebileceğini kasteder.
Weber’de Sosyolojik Yöntem
Weber'in yöntem anlayışı 19. yüzyıldaki pozitivist ve hermeneutik bilim ve yöntem anlayışları arasındaki tartışma, Weber'in Marx'ın ele aldığı problemlere verdiği dolaylı cevaplar ve işlevcilik karşıtlığı temelinde anlaşılabilir.
Weber araştırma probleminin seçilmesi ve araştırma sürecinin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünür. Ona göre, araştırma probleminin seçilmesinde değerden-arınıklık aranmasa da, araştırma sürecinde nesnellikle ilgili bütün kurallar, ilkeler ve prosedürlere titizlikle uyulması gerekir. Gerçek bilimsel bir yöntem hem bireyleri anlamalı hem de eylem bağlamlarını nedensel olarak açıklayabilmelidir.
Weber’de Toplumsal Yapı
Toplumu makro bir yapı olarak değil;bireylerin eylemlerinden oluşan kalıplaşmış, zaman ve mekânda süreklilik sergileyen bir oluşum olarak gören Weber onu dört temel eylem tipi, araçsal- rasyonel, değer-rasyonel, geleneksel ve duygusal eylem temelinde açıklar.
Weber'e göre toplumsal düzenin iş bölümü içeren ve belirli hedeflere yönelik yapılardan meydana gelen örgütsel düzenler ve bir eşitsizlik sistemi içindeki bireyler kategorilerinden oluşan tabakalaşma düzenleri olarak iki temel bileşeni vardır. Örgütsel düzenler egemenlik ve otorite türlerini tabakalaşma düzenleri sınıf, statü ve partiyi içerir.
Weber’de Toplumsal Değişme
Uzun dönemli eğilimleri veya insan toplumunun genel hareketini egemenliğin temelinde değişim etrafında ilerleyen bir süreç olarak gören Weber, bu süreçleri iç ve dış dinamikler bağlamında ortaya koymaya çalışır.
Egemenlik örüntülerindeki değişimi tabakalaşma, kentler, bürokratik organizasyonlar, hukuk, din, jeopolitik, piyasalar çerçevesinde araştıran Weber’in amacı ilgili konuların egemenlik biçiminde rasyonel hukuki otoriteye doğru değişimi açıklamakta nasıl yardımcı olabileceklerini görmektir.
Weber iç dinamikleri açıklarken ekonomik determinizmden, tarihin kaçınılmazlığı anlamında evrimcilikten uzak durur ve toplumsal değişmede, bağlamlar ve konjonktürlere bağlı olarak maddi faktörler kadar fikirlerin de temel, belirleyici rol oynayabileceklerini ve olumsallığı vurgular.
Marx tarihsel gelişme yasalarının varlığını kabul eder ve sonuçta feodalizmin kaçınılmaz olarak kapitalizme doğru gittiğini ve kapitalizmin de engellenemez bir biçimde daha insani bir komünist topluma doğru ilerlediğini düşünürken Weber aksine, hiçbir tarihsel gelişme yasası bulunmadığını ve Batı’da kapitalizmin bir dizi tesadüfi olay sonucunda (olumsal bir biçimde) ortaya çıktığını öne sürer.