Emile Durkheim
Toplumsal Olgular
Durkheim “Toplumsal olguları şeyler olarak ele alın.” sözüyle, toplumun diğer nesneler gibi bağımsız bir gerçekliğe sahip olduğunu ve yine onlar gibi bilimsel olarak araştırılabileceğini göstermek ister. Toplumsal olgular, bireyleri aşmaları bakımından iki açıdan dışsal ve kısıtlayıcıdırlar.Durkheim gerçeği bir şey olarak kabul ettiği için bütün bilimlerin kendi nesnelerini araştırırken aynı temel metodolojik ilkelere bağlı kalması gerektiğini düşünür. Şeyleri fikirler gibi basit zihinsel etkinliklerle yeterince kavramlaştıramaz, aksine onları zihnin kendi dışına çıkmadan anlayamayacağı, gözlem ve deney aracılığıyla en dışsal ve en doğrudan ulaşılabilir özelliklerden en az görünebilir ve en kapsamlı özelliklere giderek tanıyabiliriz.
Sosyolojik Yöntem
Durkheim’a göre, toplumsal olguları gözlerken dört temel ilkeye uyulması gerekir. Araştırmacı kişisel ve ön hükümlerden arınmalıdır. Araştırılan olgular açıkça tanımlanmalıdır. Araştırılan olgunun somut bir göstergesi bulunmalıdır. Toplumsal olgular ‘şeyler’ olarak alınmalıdır.
Durkheim, sosyal statik yaklaşımında Comte gibi “toplumsal dayanışmayla ve iş bölümünün bu dayanışma üzerindeki etkisiyle ilgilenir”. İlk temel çalışması Toplumda İş Bölümü’nde, özellikle Comte gibi “toplumda işlevler giderek uzmanlaşırken genel konsensüs veya kendi terimiyle kolektif bilinç toplumsal bütünleşmenin temelini nasıl oluşturabilir?”, “İnsanlar mesleki uzmanlık temelinde farklılaşır ve ayrışırken fikirler, inançlar ve değerlerde konsensüs nasıl sürdürülebilir?” sorularının cevaplarını arar.
Toplumsal Yapı
Durkheim’ın toplumsal yapı anlayışı iki temel bileşene dayanır. Bunlar:
Maddi unsurlardan meydana gelen morfolojik (yapısal) özellikler
Davranışlar, düşünceler ve duygulardan meydana gelen sembolik yapılar
Yapının maddi bileşenleri olarak adlandırılabilecek ilkinin unsurlarını ekonomi ve iş bölümü, kurumlar (örneğin, hukuk, devlet, meslek grupları), nüfusun büyüklüğü ve dağılımı ve coğrafi mekân oluşturur. Yapının maddi olmayan bileşenleri olarak adlandırılabilecek ikincisinin unsurları ise ahlaki (ve dinsel) değerlerin oluşturduğu kolektif bilinç, kolektif temsillerden meydana gelir.
Yapısal-işlevselci bir yönelim içerisinde makro düzeydeki toplumsal olgulara odaklanan, daha özel olarak biyolojiden yararlanıp organik analojiler kullanan Durkheim; toplumu ‘organlar’dan ve toplum için çeşitli işlevlere sahip toplumsal yapılardan ibaret olarak görür.
Anomi
Durkheim görünüşte en bireysel eylem olmasına rağmen gerçekte bir toplumsal olgu olarak intiharı açıklarken insan doğası ve toplumsal düzen arasında bir paralellik kurar. Ona göre insan ikili bir doğaya sahiptir. O bir yandan bencil bir varlıkken öte yandan özgeci olabilme potansiyeline sahiptir. Hangi yönünün baskın olacağı ilgili toplum tipine, sosyalleşmeye ve verilen eğitim biçimine bağlıdır.
Toplumsal Değişme
Normal koşullarda uyum sağlayan süreçler, normal dışı ve uzayan koşullarda sosyal sistemlerde sapmalara (patolojilere) yol açarlar. Toplumlar, değişim sırasında bir toplumsal dayanışma esasından bir başkasına geçerken özellikle bu geçiş hızlıysa, düzensizlik (anomi) ve bireyin toplumdan uzaklaşması (bencillik) söz konusu olabilir. Bu düzensizlik sadece yüksek sapma oranları değil, ayrıca toplumsal düzenin devamlılığı açısından problemler yaratır. Bu problemlerden kaçınmak mümkün olduğunda ve toplumsal ‘normallik’ yeniden sağlanabildiğinde, bireylerin topluma bağlılıklarını ve ilgili düzenlemeleri sağlayacak yeni yapıların yaratılması gerekir.
Durkheim’a göre sanayileşme, kentleşme, mesleki uzmanlaşma ve bürokrasinin gelişimi gibi bütün faktörler bireylerin toplumla bütünleşmesine yardımcı mekanizmalar olan aile, din, bölge ve komşuluğun işlevlerini zayıflattığı için, geleneksel toplumsal yapılar bu yeni toplumsal bütünleşme temelini sağlamakta yetersiz kalır.