Sosyolojik Düşüncenin Oluşumunun Aydınlanma Öncesi ve Aydınlanmacı Temelleri

Aydınlanma aynı zamanda özgürlük, siyasî, ekonomik ve kültürel refah kavramlarıyla bir arada anılmaktadır.

Rönesans insanlığın geçmişte biriktirdiği olumlu ve olumsuz deneyimleriyle birlikte geleceği yeniden değerlendirmesi ve sorgulama süreciyle birlikte yeni bir perspektif geliştirebilmesidir.

Reform kelimesinin anlamına bakıldığında “bir şeyin aslını bozmadan onda yapılan değişiklikler” olarak tanımlanmaktadır.

Comte Tanrı yasalarını ortadan kaldırarak yerine Pozitivizm denilen doğa kanunlarını yerleştirmiştir.

Pozitivizm’e Rönesans ve Reform hareketleri zemin hazırlamış ve Aydınlanma döneminde belirgin bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Modern kavramı günümüz dünyasında yaşadığımız toplumun hayat tarzını ve geçmişle yapılan kıyaslamada yaşanan farklılık ve değişimleri ifade eder. Modernlik ise dünyaya karşı daha belirgin tutumlara, insanın müdahalesiyle şekillenen bir dünya fikrine, karmaşık ekonomik kurumların bir araya gelişine, ulus- devlet, kitle demokrasisi, endüstriyel üretim ve pazar ekonomisi gibi yapılara işaret etmektedir.

Ortaçağ Döneminde Batı’da Papa’nın sahip olduğu ayrıcalıklar onu toplumsal yaşamda sosyokültürel, dinî ve siyasî açıdan mutlak bir otorite hâline getirmiştir. Katolik Roma Kilisesi’nin Haçlı Seferlerinde kralları bu seferlere yönlendirebilmesi ya da binlerce insanı harekete geçirebilmesi de bu gücün bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Avrupa’da din savaşları modern seküler toplumun belirginleşmesini sağlamıştır. Almanya’da geleneksel hukukun yerini Roma Hukuku’nun alması, Rotterdamlı Erasmus’ un 1516 yılında İncil’i Yunanca’ ya çevirerek insanı merkeze alan hümanizmin belirgin hâle gelmesi, modern doğa bilimlerinin ilk adımlarının atılması gibi yapısal gelişmeler Aydınlanma’ ya doğru giden süreci de hızlandırmıştır.

Ortaçağ’da yaşanan karanlık bir tepki olarak Aydınlanma Çağı’nı ortaya çıkarmıştır. Kilisenin hükümranlığı ve toplumsal yaşamın birçok alanına yön vermesi entellektüel bir başkaldırı olarak da ifade edilen Aydınlanma Hareketini beraberinde getirmiştir.

16. yüzyıldan itibaren geleneksel yapıdan kopmaya başlayan entellektüel kitle, epistemoloji, ekonomi, kültür ve siyaset alanında değişimleri harekete geçirerek değişmenin toplumsal yaşama yansımasına katkıda bulunmuşlardır.

Dinin modern toplum öncesi ortaya koyduğu işlevlerin her biri sanayi toplumunda yeni bir karşılığa dönüşmüştür. Tanrı’ya olan inanç yerini bilime, insanlığa ya da akla bırakmıştır.

İngilizlerin sahip olduğu güven, güç ve zenginlik en yüksek noktaya geldiğinde ilerleme süreci de buna paralel olarak yükselmiştir. İngiliz yazarlar ve tarihçilerin bu dönemde Aydınlanma Hareketini olabildiğince benimsedikleri ve felsefe, iktisat ve bilimsel açıdan da hareketin temellerini oluşturdukları görülmektedir.

İskoç ve İngiliz felsefesinin birbirine benzemesi ve daha çok empirizmi benimsemiş olmaları bu süreci benzer boyutlarıyla yaşamalarına zemin hazırlamıştır. İskoçya hem geleneksel değerleri hem de bilimsel gelişmeleri bir arada yürütmüştür.

18. yüzyılda Aydınlanma düşüncesine öncülük eden Montesquieu, Rousseau, Saint - Simon ve daha sonra Comte ve bir asır sonra Durkheim gibi filozoflar, Fransız sosyoloji geleneğine yön vermişlerdir. Aydınlanma Dönemi’nde ortaya koydukları fikirleri hem kendi topraklarında önemli etkiler yaratmış hem de Avrupa Aydınlanması’ nda sınırların ötesine çıkmayı başarmıştır.

Almanya’nın Aydınlanma Dönemi’ni Fransa’yla aynı dönemde yürütmesinin nedenlerinden biri de Almanya’daki aydınların o dönemde dünyanın kültür merkezi hâline gelmiş olan Paris’e bağımlı olmalarından kaynaklanmaktadır.

Genel olarak Amerikan Aydınlanması’ nın da Avrupa’daki gibi dinî ve siyasî mutlak otoriteye karşı geliştiği düşünülmektedir. Toplumsal yaşamda ve siyasal alanda ortaya çıkan bu olumsuzluklar Aydınlanma Döneminin de temel motivasyonları hâline gelmiştir.

Aydınlanma’ nın toplumsal yaşamda yer bulması ve yayılması din, felsefe, sanat, bilim ve edebiyat gibi alanlar sayesinde gerçekleşmiştir. Bu alanların ortak olarak üzerinde durdukları asıl konu akılcı ve ilerlemeci bir anlayıştır.

Sosyolojinin bir bilim olarak tanımlanması ve “Sosyoloji” olarak adlandırılması Comte tarafından 19. yüzyılda yapılmış ve toplumla ilgili araştırmalar bu başlangıçla sistematize edilmiştir.

Aydınlanma Dönemi’nin topyekûn bir toplumsal harekete dönüşebilmesinin nedeni, o dönemin bilim insanlarının, sanatçıların ve filozofların oldukça etkili bir role sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Montesquieu fizik bilimlerinden yola çıkarak bir toplum bilimi oluşturmanın mümkün olabileceğini düşünmüştür.

Kant’a göre aklını bir başkasının yol göstericiliği ya da yardımı olmaksızın kullanmak özgür bir şekilde düşünmek ve hareket etmek için oldukça önemlidir.

Locke insan zihnini boş bir levhaya benzetir. Ona göre zihin boş bir levha gibi içeriksiz olduğundan her türlü bilgi deneysel olarak elde edilir.

Rousseau insanların gelişimlerle birlikte toplumsal ağlar kurarak özel mülkiyet oluşturmaları rekabet ve sömürü içerisine girmeleri, kıskançlık ve gerilimlerle birlikte kavga ve savaşa girişerek modern toplumu yarattıklarını belirtir.

“Sanayi Toplumu” tanımlamasını ilk defa Saint - Simon kullanmıştır.

Comte ilk başlarda “sosyoloji” kavramını kullanmak yerine “sosyal fizik” kavramını kullanmayı tercih etmiştir.

Emile Durkheim Fransız sosyoloji geleneğinin bu alandaki zirvesini oluşturmaktadır. Sosyal bilimlerin doğa bilimleriyle aynı ayarda bir bilim olabileceklerini öne süren Durkheim pozitivist bir anlayışla sosyolojik düşüncelerin salt felsefî soyutlamalar olmaktan çıkarak bilimsel hâle gelebileceklerini kanıtlamaya çalışır.