Çalışma Hayatında Özel (Dezavantajlı) Gruplara Yönelik Sosyal Politikalar II

İşsizlikten en fazla etkilenen ve bu nedenle işgücü piyasasında dezavantajlı gruplar (özel gruplar) olarak görülen gençlerin, kadınların, engellilerin, eski hükümlülerin, uzun süreli işsizlerin ve işsizlik sigortası kapsamındaki işsizlerin iş piyasasında ihtiyaç duyulan mesleklerde yetiştirilerek istihdam edilmeleri önemli bir sosyal politika uygulamasıdır.

Eski hükümlülerin istihdamı dünyada hemen hemen her ülkenin öncelikli sorunlarında biri olup, eğitim ve istihdam politikalarında bu işgücüne özel bir yer ve statü tanınmaktadır.

Engellilerin çalışma hayatında yaşadığı sorunlar ise şu şekilde özetlenebilir: Sağlık sorunları, rehabilitasyon sorunları, eğitim sorunları, sosyal sorunlar, fiziksel çevre, ulaşım ve konut sorunları, aile ve özel yaşamla ilgili sorunlar, ayrımcı uygulamalarla ilgili sorunlar. Günümüzde engellilere yönelik sosyal politikalar, engellinin istihdam edilmelerini ve çalışma ilişkileri ile hayatının engelliler yönünden özel olarak düzenlenmesini öngörmektedir. Ülkemizde 7 Temmuz 2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Özürlüler Yasası engellilere yönelik sosyal politikalar arasında çok önemli bir yer tutmaktadır.

Göçmenlerle ilgili konular sosyal politikanın yeni sorun alanlarından biri olarak görülse de göçmenlerin uyumuna yönelik alınması gereken önlemler sosyal politikanın geleneksel ilgi alanlarından birini oluşturmaktadır. Uluslararası göçün bir sorun olarak ortaya çıkması Avrupa için oldukça yenidir.

Türkiye'de göç üzerinde yapılan çalışmalar daha çok Türkiye'den Batı Avrupa ülkelerine yapılan göç üzerindedir.

Türkiye'de göçmenlere yönelik düzenlemeler genellikle vatandaşlık ve çalışma izinleri kapsamında değerlendirilmektedir. Bu düzenlemelere göre Türkiye'de göçmen işçiler öncelikle kanuni izinler çerçevesinde bir takım sosyal haklara sahip olabilmektedirler. Bu sosyal haklar ise büyük oranda sosyal güvenlikten yararlanma koşulları çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Ayrımcılık, işyerinde hâkim olan sosyal ve kültürel değerlerin normlara dayandırılarak uygulandığı sistematik bir fenomendir. İnsan Hakları Komitesi’nin ayrımcılık tanımı; "Özellikle ırk, renk, cinsiyet dil, din, siyasal veya başka görüşler, ulusal veya siyasal köken, servet, doğum veya başka her tür durum temeline dayanan ve insan haklarının ve temel özgürlüklerinin tümünün herkes için eşitlik koşulları içinde tanınmasını, yararlanılmasını veya kullanılmasını tehlikeye sokan veya ortadan kaldırma sonucu doğuran ve amacı taşıyan her türlü farklılık dışlama, kısıtlama veya yeğlemeyi kapsamalıdır." şeklindedir.

Ayrımcılıkla mücadele için devletin ürettiği sosyal politikaların başarısı; siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri ve üniversiteler gibi toplumu etkileyebilecek kurum ve kuruluşların rolü önemli bir yer tutmaktadır.

Devletin yoksullukla mücadelesini “dezavantajlı” gruplar üzerinden de değerlendirmesi ve ekonomik alanda bu özel grupların temsil güçlerini arttırılması ayrımcılıkla mücadele için gereklidir.