Çalışma Hayatında Özel (Dezavantajlı) Gruplara Yönelik Sosyal Politikaları

Ülkemizde sosyal politika “sosyal yardım” merkezli geleneksel bir yapı taşımaktadır. Bu bağlamda da yaşlılık, engellilik, çocuk ve kadın gibi temel alanlar yoksulluk bağlamına indirgenerek ya da ilintilendirilerek konu edilebilmektedir. Ayrıca dezavantajlı gruplara yönelik hizmetlerin kurumlaşmasına dikkat edildiğinde de karşımıza yine geleneksel yaklaşımın ürünü olan “kurum temelli” hizmet anlayışı çıkmaktadır.

Çocuk işgücü “çocukları, çocukluklarından, potansiyellerinden ve onurlarından yoksun bırakan, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar veren her türlü çalışma” olarak tanımlanmaktadır. Ülkedeki ekonomik gelişme düzeyinin geri olması, küresel etmenler, eşitsiz gelir dağılımı, köyden kente göç gibi olgular yoksulluğun temel tetikleyicileri olduğundan gelişmekte olan ülkelerde çocuk emeği kullanımı daha yaygındır. Fiziksel ve düşünsel gelişmelerini sağlıklı olarak tamamlayabilmeleri, temel ve mesleki eğitim hizmetlerinden en üst düzeyde yararlanabilmeleri için çocuklar ve gençler çalışma yaşamı içinde özel olarak korunurlar. Çocuk ve genç işgücünün hem toplumsal yaşam ve hem de iş ilişkileri ile iş yaşamında korunması devletin sorumluluk alanına girer.

Endüstrileşmeyle birlikte artan yaşlılık sorunlarının başında; sağlık sorunları, düşük gelir düzeyi, yalnızlık ve kimsesizlik, kaynaklara ulaşmada zorluk, toplumsal ayrımcılık yeteri sayıda arkadaş sahibi olamama ve yaşlı bireylere karşı işlenen bireysel ve toplumsal suçlar yer almaktadır. Bu sorunlara; kentleşme, küreselleşme ve yaşanan göçler ile teknolojide her geçen gün meydana gelen hızlı değişimlerin yaşlı bireylerin yaşamında meydana getirdiği zorluklar ve uyum sorunu, sosyal politikalardaki eksiklikler ile yaşlı istismarını eklemektedir. Yaşlılara yönelik sosyal politikalar denilince, dünya ölçeğinde öncelikli olarak “emeklilik sistemleri” akla gelmektedir. Yaşlılara yönelik sosyal politikalarla sosyal denge, sosyal adalet, sosyal bütünleşme ve sosyal gelişmenin sağlanması hedeflenir.

Kentlerde çalışan kadınların ana sorun alanlarını iş gücü piyasasının cinsiyetçi yapısı ve kayıt dışı çalışma belirlemektedir. Kayıt dışı istihdam tüm çalışanlar açısından önemli bir sorun olup, kentlerde kayıt dışı çalışma oranları itibarıyla kadınlar ve erkekler arasında pek fark bulunmamaktadır. İş piyasasında pek çok nedene bağlı olarak yaygınlaşan kayıt dışı sektör, çalışanların her türlü korumadan yoksun olması nedeniyle iş gücü verimliliğini olumsuz etkilediği gibi kayıtlı çalışan iş yerleri için de haksız rekabet oluşturmaktadır.

Kadınların evlilik, doğum ve çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi nedenlerle işten ayrılmaları ya da işlerinin kesintiye uğraması: Kadınların analık hâllerinin korunması noktasında yasal düzenlemeler mevcuttur; ancak yine de doğum sonrası çocuk, yaşlı, hasta bakım hizmetlerinde destek mekanizmaları yaygınlaşmamıştır ve bu hizmetler pahalıdır. Doğum ya da çocuk bakımı sorunu karşısında işten ayrılan kadınlar, bu sorunun ortadan kalkması karşısında yeniden iş bulmakta zorlanmakta ya da aynı nitelikteki işlere girememektedirler.

Günümüzde “kadın-erkek eşitliği”nin önem kazandığı her ülkede bir yandan kadınların iş gücü piyasasına hazırlanmaları (eğitim, meslek seçimi gibi) açısından ve iş gücü piyasasında ücretlendirme, çalışma koşulları, yükselme olanakları gibi karşılaştıkları koşullar açısından fırsat eşitliği sağlanmaya çalışılırken; öte yandan da kadının geleneksel sorumluklarının bir ölçüde de olsa azaltılması ve iş yaşamıyla uyumlaştırılmasına çalışılmaktadır.