Kültür
Antropolog ve sosyologların kültür kavramını tanımlama biçimleri, aslında onların kültürü, gündelik konuşma dilinde kullanıldığı biçimiyle sınırlı bir bağlamda ele almadıkları için çok çeşitlenmiştir. Zira konuşma dilinde örneğin birilerinin kültürlü bir insan olduğundan bahsediliyorsa, o kişi ile ilgili olarak zihinlerde canlanan ortak kanı, o kişinin eğitimli, estetik, sanatsal zevkleri gelişmiş, görgülü bir insan olduğuyla ilgilidir. Öte yandan özellikle ülkemizde erkeklerin kahvehaneye gitme alışkanlıklarından bahsederken, yine konuşma diline yerleşmiş bir tabir olarak kullanılmakta olan kahve kültürü tanımlamasında olduğu gibi, kültürün toplumdaki bir grup insanın hayatlarının belirli bir kesiti hakkında bilgi veren, tekil kullanımlarına da rastlamak mümkündür.
Antropologlara göre ise kültür, yüksek bir beğeni düzeyine ve ince zevklere sahip olmaktan, eğitimden ve güzel sanatlara duyulan ilgiden çok daha fazlasını içermektedir. Bu bağlamda örneğin sadece üniversite öğrencileri değil bütün insanlar kültürlüdür. Bir toplumun kültürü hem onun maddi olmayan içeriğini oluşturan inanç, düşünce ve değerlerden hem de maddi yönlerden bu içeriği temsil eden nesneler, simgeler ya da teknolojiden meydana gelmektedir.
Kültür, örneğin insanların nasıl giyindiklerini, evlilikle ilgili adetlerini, aile yaşantılarını, iş ilişkilerini, dini ritüellerini ve boş zaman etkinliklerinin tümünü içermektedir. Antropologlara göre kültür, üyelerinin uygun ve kabul edilebilir gördüğü değişim yelpazesi çerçevesinde, toplum üyelerince yerine getirilecek davranışları geliştiren, standartlar ve kurallar kümesidir.
İletişim teknolojilerindeki gelişmelere bağlı olarak artış gösteren insanlar ve toplumlar arasındaki kültürel sembol alışverişi, toplumda geçerli olan değerler sistemini ve tüketim kalıplarını da beraberinde dönüştürerek yeniden oluşturmaya başlar. Kültürel alandaki bu küresel değişmeyi tanımlarken “tüketim”in bütün toplumlardaki sosyal işlevinin benzerlik göstererek bir anlamda dünya toplumlarının ortak paydası haline gelmesini ve “kimliğin”, tüketim kültürünün temel kaynağı ve bireyin kendini ispat etmesinin, ifade etmesinin bir aracı olarak işlev gördüğünü belirtmemiz gerekmektedir. Günümüzde kültürel uygulamalar çoğu kez kent ve ulus gibi sabit yerellikleri aşmakta ve sonunda egemen küresel temalarla etkileşim yoluyla yeni anlamlar kazanmaktadır.
Kültürel ürünlerin dünya çapında pazarlanması kültürün küreselleşmesinin içkin bir parçasıdır. Bazıları bu süreci evrensel demokratik kültür ile karakterize edilen bir dünya topluluğunun gelişeceğini umarak olumlu değerlendirmektedirler. Diğerleri ise bu yeni gelişmelere, kültürel kimliklerin yok olmasına neden olacağına ikna olmuş olarak ve kültürel farklılıkların bireyselliği sürdürmek için gerekli olduğuna inandıklarından dolayı daha kuşkulu bakmaktadırlar. Küresel kültür endüstrilerini incelerken hem piyasa mekanizmaları ve kültürlerin özel karakterleri hem de kültürel metalar hesaba katılmalıdır.
Küresel ve yerel/ulusal kültürel formlarla marjinal ve egemen olan ürünlerin sıkça yer değiştirerek medya aracılığıyla tüketim platformuna taşınması, gündelik hayattaki öznellikleri de dönüştürmektedir. Medyanın popüler kültürel sembolleri üretmesi, pazarlaması ve tüketime sunması, dünyanın farklı yerlerinde aynı pembe diziyi izleyen kadınları ortaya çıkardığı gibi bir toplumda üretilen popüler kültürel bir formun kendi geleneksel malzemesi ile küresel olanı bir araya getirmesine (kültürel melezleşmeye) yol açabilmektedir. Buna ek olarak hem küresel hem yerel seviyede üretilen popüler kültürel temsiller aracılığıyla kimlikler dünyası da allak bullak olmaktadır.