Uygulamalı Antropoloji ve Sosyal Sorunlar
Uygulamalı antropolojinin kökenleri, İÖ V. yüzyılda Herodot’a kadar dayandırılmaktadır. Bununla birlikte II. Dünya Savaşı sonrasında çağdaş toplumsal sorunların çözümünde antropolojik verilerin kullanılması konusunda önemli bir artış görülmüştür. Savaş, antropolojinin uygulamaya yönelik kullanımları konusunda çok fazla ilgi yaratmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası dönemde uygulamalı antropoloji gelişimini sürdürmekle birlikte bu gelişme farklı bir şekilde ve savaş yıllarındaki şevk olmaksızın meydana gelmiştir. Önde gelen ABD’li antropologların çoğu savaş sırasında becerilerini hükümetin hizmetinde kullanmış olsa da 1950 ve 1960’larda uygulamalı antropoloji ile akademik antropoloji arasında daha fazla farklılık gelişmiştir.
Bu gelişimsel evre, büyük oranda antropoloji bilim dalı dışında meydana gelen iki önemli eğilimin sonucu olmuştur. İlk olarak son on yıldır akademik işlere yönelik piyasa daralmıştı. 50’li ve 60’lı yıllarda bol olan bu işler, 70 ve 80’li yıllarda azalmıştır. Yeni uygulamalı antropolojiye katkıda bulunan ikinci etmen kültürel antropologlar tarafından etkili şekilde gerçekleştirilebilecek olan politika araştırmalarını zorunlu hâle getiren federal yasal düzenlemelerdeki artıştır.
Antropologlar, neredeyse her zaman üzerinde çalışma yaptıkları insanlara dikkat etmektedir. Onlara göre geride kalan aileleri ve arkadaşları için olduğu gibi bu insanlar için de endişelenmemek zordur.
Teklif edilen bir kültürel değişikliğin uzun dönem sonuçlarının açık bir şekilde zararlı olduğu durumlarda antropologlar söz konusu toplumdaki insanlar istekli olsalar bile değişimin topluma getireceği maliyetin değip değmeyeceğini belirleyebilir.
Kültürel bir yeniliğe ilişkin girişimde bulunmadan önce yeniliği getiren kişiler hedef toplumun teklif edilen değişikliklerin faydalarının farkında olup olmadığı belirlenmelidir.
Bir hedef popülasyon, teklif edilen bir değişikliğin muhtemel faydalarının farkında olduğunda bile yerel halkın bir yeniliği kabul etmesini ya da davranışlarını değiştirmesini sağlamak her zaman kolay değildir. Ayrıca hedef popülasyon tarafından reddedilen yeniliğin bir faydası yoktur.
Kültürel bir değişim içeren bir proje planlanırken proje idarecisi, hedef popülasyondaki normal etkileme kanallarının neler olduğunu belirlemelidir.
Yerleşik antropoloji ile uygulamalı antropolojinin birlikte geliştiklerini söylemek, bunların alanda eşit statüye sahip olduklarını ileri sürmek anlamına gelmemektedir. 20. yüzyılın büyük bölümünde uygulamalı antropolojinin nispeten olumsuz bir imajı olmuştur. Bunun nedeni, büyük oranda uygulamalı antropolojinin erken dönemde kolonileşme ile ilişkilendirilmesidir.
Planlanan değişiklikleri uygulayacak olan kişiler ayrıca kendi etnosentrik yaklaşımlarından kaynaklanan sorunlara karşı da kendilerini savunmak zorundadır. Bu kişilerin çoğu Amerika’da ve Amerikan kurallarına göre eğitim almış olduğundan çoğunlukla uygun olsun ya da olmasın çalışma yaptıkları tüm ülkelerde Amerikan davranış tarzını yerleştirerek projelerinin başarılı olmasını sağlamaya çalışmaktadır.
Değişiklikleri uygulamaya sokan kişiler etnosentrizmden kaçınsa ve hedef popülasyonla uyumlu şekilde çalışsa bile değişiklikleri uygulayan kişiler ile adına çalıştıkları örgütler arasındaki ilişkiler etkili değişimlerin meydana getirilmesine engel olabilir.
Kültürlerarası bir ortamda çalışma yapmaya çalışırken antropologlar çoğunlukla çeşitli iletişim riskleriyle karşılaşmaktadır. Farklı kültürlerde yaşayan insanların dilleri farklıdır ve bu insanların vücut dilleri de çoğunlukla farklıdır.
Uygulamalı antropolojinin politik bir bilim olarak potansiyeline katkıda bulunan özel nitelikleri kapsamında şunlar yer almaktadır: Katılımcı gözlem, bütüncül bakış açısı, bölgesel uzmanlık, toplumdaki insanların bakış açısıyla davranışların incelenmesi ve kültürel görecelik. Antropolojinin beş özelliği, bu bilim dalının politik bir bilim dalı olarak etkisini açık bir şekilde artırabilir.
Uygulamalı antropologlar Van Willigen (1986: 3-6) tarafından betimlenmiş olan bir dizi özel rol üstlenmektedir. Bu roller şöyle özetlenebilir: politika araştırmacısı, değerlendirmeci, etki değerlendirmecisi, planlamacı, araştırma analizcisi, ihtiyaç değerlendirmecisi, eğitimci, savunmacı (müdafi), bilirkişi, idareci/yönetici, kültür komisyoncusu.
Alan çalışmaları sırasında da birtakım etik problemler ortaya çıkabilmektedir. Bir meslek olarak antropoloji belli sorumluluk ilkelerini benimsemiştir. Her şeyden önce antropoloğun ilk sorumluluğu üzerinde çalışma yapılan insanlara yöneliktir. Bu insanların refahlarını ve onurlarını korumayı sağlamak üzere her şey yapılmalıdır. Antropologlar ayrıca araştırmalarını okuyacak insanlara karşı da sorumludur.
“Teknolojik determinizm”in aksine mikro bilgisayarlarla ilgili olarak farklı bir değişim uygulamalı antropolojide son zamanlarda görülen gelişmelerdir. Bu alandaki en temel etmen uygulamalı antropologların sayısının artmış olmasıdır.
Hızlı değerlendirme ya da hızlı etnografik keşif değişik biçimlerde gerçekleştirilebilir. Ancak bu yöntemsel gelişmelerin başlıca etkisi araştırmanın hızı ile ilgili değildir. Çeşitli el kitapları, alan envanterleri ve kılavuzlar etnografik alan çalışmasının sırlarını açığına çıkarmayı işaret etmektedir.
Nitel araştırma yöntemlerinin yeniden incelenmesi ve kodlanması yönünde iki farklı eğilim, antropologları (ve diğer araştırmacıları) zorlamaktadır. Hızlı değerlendirmeye yönelik ilginin artması ve çiftçilik sistemleri araştırmasına, birincil sağlık bakımı sistemlerine ve diğer kalkınma projelerine yönelik olarak etnografinin yaptığı diğer katkılar hem kısa dönemli hem de uzun dönemli veri toplamaya ilişkin belli yaklaşımların gelişmesine katkıda bulunmaktadır.