Sanat
İnsan yaşantısının her alanına estetik bir boyut katmak ister. Estetik boyut hayata katılırken de sahip olduğu akıl, idrak, gözlem ve hayal gücü dile gelerek sanat hâline dönüşür. Duyguların ve aklın sanat eserine dönüşmesi kimi zaman görsel, kimi zaman sözel kimi zaman da müzikle mümkün olmaktadır. İnsanlar ilk günden itibaren kayalara, kemiklere, ağaçlara ve bazen de bedenlerine değişik süs, simge ve işaretler yapmak suretiyle gördükleri ve düşündüklerini dile getirmişlerdir. Bazen sanat görsel olarak vücuda gelmemiş ancak söylence, efsane ve masal olarak dilden dile dolaşmış, insanın özlemini, arzularını, kimliğini ideallerini ve kişiliğini ortaya koymuştur. İnsanlar bu sözlü anlatılarından kendilerine ait hikâyeleri, merak ettikleri köklerini ve geleceğe ilişkin perspektiflerini bularak dilden dile yaşatma yoluna gitmişlerdir.
Müzik sanatı, herkesin anlayabildiği yegâne dildir. Gözlerimizin gördüğü, kulaklarımızın duyduğu ve aklımızın sezdiği her şeyde bir tını, ses ve hareket vardır. Müzik bireyde dengeli, toplumda coşkulu, kültürü zenginleştirici, ekonomiyi dengeleyici ve eğitimi verimli kılan özelliklere sahip bir sanat dalıdır.
Sanat faaliyetini sadece sanatçılar yapmaz. Her insan kendi bilgi, görgü ve anlayışına göre sanat yapar veya sanat tüketicisi olabilir.
Sanatın insan hayatını arıttığını, hayata denge getirdiğini, doğayı güçlendirdiğini, insanları birbirine yakınlaştırdığını ve insana yaşama coşkusu verdiğini unutmamak lazım.
İnsan birey ve toplum olarak fikri, dinî, ahlaki, sosyal ve kültürel birtakım değerlere, niteliklere sahiptir ve söz konusu bu değer ve nitelikler insanın ve ait olduğu toplumun sanatına da yansımaktadır.
Sanatı canlı olan toplumların kültürü de canlı olabilmektedir.
Günümüzde kimi topluluklar dünyaya varlıklarını sadece sanatlarıyla duyurabilmektedirler. Dolayısıyla eğer bir millet kültürünü ve manevi dinamiklerini gelecek nesillere aktarmak istiyorsa bu sanat ile mümkün olacaktır.
Sanat kapsamına dâhil her türlü uğraşı insanın eseridir. İnsan birey ve toplum olarak fikri, dinî, ahlaki, sosyal ve kültürel birtakım değerlere, niteliklere sahiptir ve söz konusu bu değer ve nitelikler insanın ve ait olduğu toplumun sanatına da yansımaktadır. Bu bağlamda sanatı birey, toplum ve onların yansıması olan kültürün bir aynası gibi düşünmek mümkündür. Sanat bireyden başlar bireyin yaşadığı kültürü etkiler ve kültürleşme yoluyla evrensel boyuta ulaşarak tüm dünyaya yayılır.
Kültürü canlı tutmanın en temel yönlerinden biri onun sanat yoluyla dile getirilmesidir. Özellikle günümüzde geleneksel sanatların küreselleşen sistemde hem bir fırsat sunucu olarak ortaya çıkması hem de farklılıkları yok edici bir yapıya sahip olarak varlık sorunu yaşaması bize yeniden sanat ve kültür ilişkisini düşündürtmeye başlamıştır.
Dünya üzerinde değişik açılardan geri kalmış olarak addedilen kimi topluluklar için sanat, hâlaâ dünyada varlıklarının, duygularının ve etkilerinin devam ettiğinin bir göstergesi kabul edilebilir. Herhangi bir yerel giysi, elle yapılan bakır süslemeleri, sepet ve çantaya dair farklı desen ve uygulamalar hep yerli kültürlerin kendilerini canlı tutmanın araçları görünümündedir. Aslında küreselleşen dünyada kendilerini gerçek manada kimlikleriyle var edebilmek için bu sanatlara ve sanatın altındaki derin manaya çok ciddi ihtiyaçları vardır.