Antropolojinin Alanı ve Tarihi Gelişimi

İnsanoğlu tarihin en eski devirlerinden itibaren kendi varoluşuna dair merak ettiği birtakım soruların cevaplarını arama eğiliminde olmuştur. Kökenlerinin nereye ve kimlere dayandığını ve içine doğdukları kültürün davranış kalıpları ve yapısı hakkında bilgi edinme ihtiyacı duymuştur. İnsanoğlu bu merakını önceleri, efsanelerde ve destanlarda anlatılan olaylar ve kişiler hakkındaki bilgilere dayanarak gidermeye çalışmıştır. Daha sonraları Coğrafi Keşifler ve sömürgecilik marifetiyle Avrupalıların, Batılı olmayan toplumlar ve kültürlerle olan karşılaşmaları, onları öteki kültürler hakkında detaylı bilgi edinmek suretiyle o bölgelerin yönetimini ele geçirmeye sevk etmiştir. Çünkü bu yeni bölgeler Batılılar için hem iş gücü açısından elverişli ortamlar sağlarken hem de ham madde açısından oldukça zengin kaynaklar barındırmakta idi. Kâşiflerin, sömürge subaylarının ve gezginlerin bu bölgeler hakkındaki izlenimlerini yansıtan gezi notları ve günlüklerden elde edilen bilgilerin zamanla yanlı, yetersiz ve hatalı oldukları gün yüzüne çıkmıştır.

Araştırmacıların, insan, toplum, doğa ve kültür ilişkileri hakkında daha açıklayıcı, geçerli ve güvenilir bilgilere ulaşma arzusu, zamanla daha profesyonel ve bilimsel bir içerik kazanarak antropolojinin doğuşuna giden yolu açmıştır. Bu gelişmeler neticesinde antropoloji ilk defa 19. yüzyılın sonunda Amerika’da üniversitelerde ders olarak okutulmaya başlanmış, 20. yüzyılın başında da İngiltere’de Oxford Üniversitesinde ayrı bir bölüm olarak kurularak ve araştırmacı ve bilim adamı yetiştirmeye başlanmıştır. Antropoloji, insanlar ve davranışları hakkında genellemeler üretmeye ve insan çeşitliliğini anlamaya çalışan insan bilimidir.

Antropoloji, insana çeşitli açılardan bütüncül bakan bir bilimdir. Dolayısıyla birtakım kendine özgü araştırma teknikleri geliştirmiştir. Antropologların kullandıkları araştırma tekniklerine genel olarak etnografik teknikler adı verilir. Etnografi, insan çeşitliliğinin dağılımına ilişkin mevcut bilgilerimizi genişleterek insan davranışı ve toplumsal yaşama dair birtakım genellemeler yapabilmeyi elverişli hale getiren bilimsel bir zemin hazırlar.

Antropologların rolü daha çok kültürel ifade biçimlerinin onlara anlamlarını veren tarihsel bağlam içinde eleştirel bir analizini yapmaktır. Bunun için de dünyadaki güncel dönüşümlere, örneğin genetik mühendisliği, enformasyon teknolojileri, zenginliklerin eşitsiz dağılımı, çevreye verilen zararlar, yeni salgın hastalıklar gibi dünyaya meydan okuyan önemli olgulara yerel, ulusal ve küresel ölçekteki etkileri bağlamında odaklanmaktadırlar.

Günümüzde tarih, antropoloji ve sosyoloji gibi disiplinler, Batılı toplumlarda gelişen aşırı bireyciliğin geldiği son durum hakkında çok çeşitli bilimsel araştırmalar yürütmektedirler. Bu tüketici bireyciliğinin analizi, günümüz toplum ve kültürlerinde yazılı, görsel ve sosyal medyaların artan etkilerini ve antropolojinin geleneksel çalışma alanları olan aile, soyağacı, klan, devlet, okul ve din gibi sosyal yapı ve kurumların yaratıcı etkilerinin giderek zayıfladığına işaret eden çalışmalar yürütülmektedir.

21. yüzyılda antropolojinin ilgi alanı “geleneksel” denen toplumların korunması ya da kaybolması değil, farklı toplumsal gruplar arasındaki ilişkiler, alanda ampirik olarak gözlemlenebilecek yerel unsurlar ve küresel unsurlar arasındaki ilişkilerdir. Antropolojinin dayandığı temel metodolojinin, yani etnografinin, potansiyel baskı gruplarının, enformasyon ağlarının, biyoteknolojilerin, sermaye, göçmen ve mesaj hareketliliğinin, toplumlara ve kültürlere yoğun bir biçimde nüfuz ettiği günümüz dünyasında işlevleri her geçen gün daha da artmaktadır.