Ana Hatlarıyla Türk(iye)- Osmanlı Tarihinde Siyasi Düşünce
Türklerin teşkilatlanmış bir siyasi yapıyı (devlet) teşekkül ettirmeleriyle birlikte siyasal olana ilişkin kavramlar ürettiklerini ve derli toplu bir siyasi ufuk ve düşünce ortaya koyduğunu söylemek mümkündür. Bu anlamda Türklerin ilk yazılı eserleri olarak kabul edilen Orhun Kitabeleri (Orhun Yazıtları) aynı zamanda Türklerin siyasal olana dair de ilk yazılı metinleri olma niteliğini taşımaktadır. Bu bağlamda Türk siyasi düşünce tarihini ele almak Orhun Kitabeleri'nden Kutadgu Bilig’e, Siyasetname'den Ahlak-ı Âla-i'ye, Koçi Bey Risalesi'nden Naima Tarihi'ne kadar geniş bir coğrafyada ve bir hayli geniş bir zaman diliminde üretilmiş eserleri ve bunlar içerisinde ele alınan kavramları ve düşünceleri irdelemek anlamına gelecektir. Bu coğrafya bugünkü Moğolistan sınırlarından Balkanlara ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanırken söz konusu zaman aralığı da neredeyse on beş asırlık bir zaman dilimini kapsamaktadır.
Türk kültürünün ve siyasi teşkilatlanmasının ilk gelişme alanı olan Altay, Sayan ve Tanrı dağlarının yaylalarını kapsayan coğrafya bozkır olarak adlandırılmış ve buralardaki Türkçe konuşan toplulukların oluşturduğu kültüre de bozkır kültürü denmiştir. Bu kültür bölgede yaşayan insanların sosyal, siyasal ve ekonomik ilişkilerini ve ortaya çıkarmış oldukları yapı ve mekanizmaları etkilemiştir.
İslamiyet’in kabulüne kadar olan dönemde Türk siyasi düşüncesinin hem bir kaynağı olarak hem de pratikten hareketle üretmiş oldukları siyasi düşünceyi aktardıkları ve yaşattıkları ürünler olarak mitolojiler, destanlar, atasözleri, dilden dile aktarılan millî hatıralar ve kitabeler son derece önemi unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır.
Türk siyasi düşüncesinin en önemli kavramı ve yapısı olan devlet, yukarıda anlatıldığı üzere bozkır yaşam biçiminin ve onun getirdiği zorlukların bir ürünü olarak ortaya çıkmış ve zamanla olgunlaşarak geniş sınırları olan bir siyasi birime dönüşmüştür. Türklerin en eski yazılı kaynağı olan Orhun Kitabeleri'nde devlet, “il” kelimesi ile ifade edilir.
Töre, Eski Türk topluluklarında ve siyasi teşkilatlanmasında siyasi ve sosyal düzenin temelini oluşturan, hatta bu düzeni kuran, devlet ve toplum düzeninin maddi-manevi unsurlarını biçimlendiren ve çerçeveleyen kültür kökenli bir normlar bütünüdür. Bugünkü adlandırmasıyla bir hukuk kodudur.
Türklerin İslamiyet’in kabulü ile birlikte yavaş yavaş şekillenen yeni sosyal ve siyasi yapı ile siyasi düşünce hakkındaki en önemli doğrudan ipuçları Dede Korkut Kitabı’ndan edinilmektedir. Eser, İslâm öncesi ve İslâmî döneme ait iki farklı dünya algısını muhtevasında bir araya getirmektedir. Dede Korkut Kitabı’ndaki destanlarda devletin varlık gerekçesi, devletin devam ve istikrarının önemi, egemenlik simgeleri, iktidarın kullanımı gibi hususlar destan kahramanlarının başlarından geçen olaylar çerçevesinde anlatılır
Türk-İslam devletlerinde ve diğer Müslüman devletlerde görülen hükümdarlara nasihatler veren eserler geleneğinin bir devamı niteliğinde olan Kutadgu Bilig, siyasal iktidar, egemenlik, meşruiyet, devlet ve hükümdar yardımcıları, devlet-halk ilişkisi, adalet, refah gibi oldukça geniş bir kavram setine ilişkin değerlendirmeleri içermektedir.
Siyasetname, 11. yüzyılın başlarında Nizamülmülk tarafından kaleme alınmıştır. Bu önemli eser, benzerlerinde olduğu gibi, iyi bir hükümdar ve yönetim için gerekli nitelikleri ve şartları öğretmek, bu niteliklerin elde edilmesinde takip edilecek yolları göstermek gayesini güden bir eserdir.
Farabi siyasal olanı konu edindiği eserlerinde çeşitli hususları ele almıştır. Özellkle siyasetin doğasını insanın doğası üzerinden açıklamaya çalışmıştır.
Osmanlı idari uygulamalarına benzer şekilde siyasi düşüncesi de öncelikle Türk ve İslam geleneğinin ve yanı sıra Hint-İran ve kısmen de Bizans’ın izlerini taşımaktadır. Bununla birlikte büyük ölçüde artık kemale erdiği düşünülen İslam siyasi düşüncesinin çeşitli şekillerde yeniden ele alınması ve üretilmesi üzerine inşa edildiğini söylemek de yanlış olmayacaktır.
Osmanlı siyasi sistemi, yapısal unsurlarını her şeyden önce Türk devlet geleneği ve İslam siyasi anlayışına göre şekillendirmiştir. Buna göre güvenlik, düzen, istikrar ve refahın kaynağı olarak görülen devletin merkeze alındığı bir siyasi düşünüş söz konusudur. Egemenliğin kaynağı önceki gelenekte olduğu gibi ilahi kökenlidir.
Osmanlı’nın kuruluşundan 17. yüzyıla kadar geçen zaman dilimi bazı ara dönemler hariç tutulursa istikrar, yükselme ve sükûn devri olarak ele alınabilir. Dolayısıyla bu zaman aralığında ele alınan eserlerde çoğunlukla siyasi otoritenin varlık gerekçesi, düzen, istikrar, yöneticinin/padişahın konumu ve önemi, devletin halka karşı sorumlulukları ve halkın devlete karşı sorumlulukları gibi hususlar üzerinde durulmuştur.
Bu dönemler arasında Osmanlı siyasi düşüncesine ve zihniyetine ilişkin yukarıda da bahsedildiği üzere çok sayıda eser kaleme alınmış olmakla birlikte böylesi sınırlı bir çalışmada bunların tamamından ayrıntılı olarak bahsetmek mümkün değildir. Bu yazarlardan ve eserlerden öne çıkan bazılarını zikretmek gerekirse şunlar sayılabilir: Aşıkpaşazade (Tevarih-i Al-i Osman), Tursun Bey (Tarih-i Ebü’l Feth), Kınalızade Âli (Ahlak-ı Alâ’i), Lütfi Paşa (Âsafnâme), Gelibolulu Mustafa Âli (Nushatü’s Selatin), Kadı Veysi (Hâbnâme), Hasan Kâfi (Usülü’l Hikem).
Dönemin en önemli ve en bilenen yazarlarından olan Kınalızâde en dikkat çekici eseri olan Ahlak-ı Alâ’i’yi önemli bir felsefi birikime yaslanarak kaleme almıştır. Kınalızâde Ahlak-ı Alâ’i’de şehirleri/devletleri Farabi geleneğini takip ederek erdemli ve erdemsiz şeklinde ayırmaktadır. Kınalızâde siyaseti/idareyi de; şehrin yararını önceleyen tam ve kemale ermiş siyaseti ifade eden erdemli siyaset, rekabet ve üstün gelme uğraşı içerisinde olan erdemsiz siyaset şeklinde ikiye ayırmaktadır. Bu yaklaşımın bir anlamda Machiavellist siyaset anlayışının da yadsınması anlamına geldiğinin altını çizmek gerekir.
Osmanlı iktisadi, toplumsal ve siyasi düzeni ve yapısı açısından 16. yüzyılın sonu ile birlikte başlayan sorunlu dönem 17. ve 18. yüzyıllarda ivmelenerek devam etmiştir. Böylesi bir zaman diliminde Osmanlı düşünürleri toplumsal ve siyasi düzenin ve istikrarın yeniden temini için formüller üretmeye ve görüşler dile getirmeye çalışmışlardır. Bunları iki ana eksende değerlendirmek mümkündür. İlk eksen 17. yüzyıl boyunca etkisini göstermiş ve Osmanlı’nın güçlü olduğu dönem uygulama ve ilkelerinin hayata geçirilmesini salık veren kanun u kadime geri dönüşücü düşüncedir. İkinci eksen ise 18. yüzyılda kendisini gösteren ve artık Batı’nın askerí ve teknik üstünlüğünün kabul edilmesi düşüncesinde temellenen reformcu ve yenilikçi çizgidir.