slam Tarihinde Önemli Bazı Siyasi Düşünürler
Emeviler dönemiyle birlikte İslam dünyasının kozmopolitleşmesi, yani İslam’ın artık Arap toplumları dışındaki çok farklı toplumları içine alacak bir milletler koalisyonu şekline bürünmesi, düşünce ve siyaset dünyasında çeşitli akımların doğmasına yol açmıştır. Bu dönem siyasi düşüncenin ilk büyük temsilcilerinin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Bu çerçevede ünitede 4 önemli düşünür incelenmektedir: 1) Farabî, 2) Maverdî, 3) Gazalî, 4) İbn Haldun.
Farabî (MS 870-950) büyük ölçüde Platon'dan etkilenmiş ve görüşlerini onun rasyonalist/tümdengelimci metoduyla temellendirmiştir. “El- Medünetü’l Fazıla” büyük ölçüde Platon’un “Devlet” kitabının bir izdüşümüdür. Farabî, Platon’un tümdengelimci/rasyonalist düşüncelerine, İslam yorumunu katarak, Antik Yunan düşüncesinin Batı’ya aktarılmasında adeta bir köprü vazifesi görmüştür.
Farabî, sosyal bir amaçla bir araya gelen insan topluluklarını “eksik topluluklar” ve “tam topluluklar” diye iki kategoriye ayırmıştır. “Ev” , “sokak”, “mahalle”, “eksik topluluklar”dır. “Kent/devlet”, “millet/ümmet”, “dünya” kategorileri de “tam topluluklar”dır. Erdeme ve buna eşlik eden ruhsal mutluluğa ulaşmanın asgari ölçeği kenttir. Yani kentten/devletten daha küçük topluluklarda erdeme ulaşılamaz.
Farabî, erdemli kentin (el medinetü’l fazıla) bir örnek olduğunu ifade ederek, bunun dışında kalan tüm kentleri idealden türlü türlü sapmalar olarak değerlendirir.
Farabî, erdemsiz kentleri, Platon’un izinden ayrılarak realiteden hareketle, İslam düşüncesinin bazı kavramlarıyla sınıflamaya tabi tutar. Ona göre erdemsiz kentler/devletler başlıca dört türlüdür:
- Cahil kent/devlet
- Fasık (günahkâr) kent/devlet
- Mübeddele (Karakteri Değişmiş) Kent/devlet
- Dalle (Sapkın) Kent/devlet
Maverdî (MS 974–1058), yaşadığı oldukça bunalımlı dönemde mevcut problemlerin çözümüne idealist bir şekilde yaklaşmamış, Farabî’de olduğu gibi model bir devlet sunmamıştır.
Siyasetle ilgili en önemli kitabı durumundaki “El-Ahkamü’s-Sultaniyye ve’l Velayetü’d-Diniyye”, İslam siyasi düşüncesinin klasiklerinden biri olarak kabul edilir.
Yöneticide bulunması zorunlu şartlar, Farabî'de olduğu gibi doğuştan getirilen ve sonradan kazanılan özelliklerin bileşkesi niteliğinde karma özelliklerin toplamıdır.
Maverdî, siyasi düşüncede ikili (çift yönlü) sözleşme teorisi mantığıyla örtüşen bir anlayıştan hareket ederek, yönetici ve yönetilenlerin karşılıklı hak ve görevlere sahip olduğunu belirtmektedir.
Gazalî (MS 1058 – 1111), İslam dünyasında üzerinde en çok spekülasyon yapılan isimlerinin başında gelir. Bu tartışmalar ekseriya onun “Tehafüt’ül Felasife (Filozofların Tutarsızlığı)" eseri üzerinden yapılmaktadır.
Diğer konulardaki düşüncelerine göre siyaset konusundaki görüşleri az olmakla beraber son derece gelişkin ve sistematiktir. Gazalî, siyasetin dört mertebesinin/boyutunun olduğuna işaret eder ve devletin bu dünyaya dönük olarak başlıca üç fonksiyonuna dikkat çeker:
Hayatın devamına lazım olan fonksiyonlar: Çiftçilik, dokumacılık, inşaatçılık siyaset.
Yardımcı fonksiyonlar: Demircilik ya da eğirme vb.
Bütün bunları tamamlayan, süsleyen fonksiyonlar: Pişirmek/aşçılık; dikmek/terzilik; boyamak/boyacılık.
Gazalî, devlet başkanının yetki ve sorumluluklarını birkaç başlık altında toplamaktadır: Halka karşı adil davranmak ve ülkeye adaleti egemen kılmak, dini korumak, ordu teşkil etmek ve savaşa hazırlık.
Bugünkü Tunus devleti sınırları içinde doğup Kahire’de ölen İbn Haldun ( MS 1332- 1406) sadece İslam tarihinin değil, tüm dünya tarihinin en özgün ve parlak düşünürlerinden birisidir. İbn Haldun, tarih ve siyasetle ilgili görüşlerini büyük tarih kitabı olarak planladığı Kitabü’l - İber’in (İbretler Kitabı) Mukaddimesi’inde (Başlangıç) açıklamıştır.
İbn Haldun, insanlık tarihini açıklamak üzere kendisinden önceki nakilcilerin hikâyeci metotlarından ve her çeşit idealist/normatif tasavvurlardan tümüyle vazgeçerek tarihi, yeni bir metotla (ümran) yorumlamak istemiştir. Bu çerçevede devletlerin kuruluş, istikrar ve çözülüş hallerini, savaşlar gibi dışsal nedenler yerine “içsel” nedenlere bağlayarak açıklaması son derece ilginç bir tarih okumasıdır.
İbn Haldun’un siyasi görüşlerinin genel çerçevesini kavrayabilmek için onun görüşlerinin “ilerlemeci” tarih anlayışına değil, “devrevi “(döngüsel) tarih anlayışına ayarlı olduğunu vurgulamak gerekir.
İbn Haldun, devletin ortaya çıkışını tarih ilmiyle büyük benzerliği olan “ümran” ilmiyle ele alıp açıklamaktadır. İbn Haldun’u tam da bu noktada özgün kılan şey, egemenliğin temeline “asabiyet” kavramını yerleştirmesi ve devletin dirlik ve çöküntü hallerini "asabiyet"teki değişimle irtibatlandırarak açıklamış olmasıdır.
İbn Haldun, "asabiyet"in başlıca iki kaynağından söz etmektedir. Bunlardan ilki “nesep”, diğeri “sebep”tir. Demek oluyor ki “asabiyet” bir yönü, soy ve kan bağına dayalı “eylem”den, diğer yanı daha erdemsel yaşama motivasyonunu içeren “değer”den meydana gelen, bu günkü tabirle en üst seviyedeki sinerji durumudur. Bu sinerjinin temel amacı, mülkü oluşturmak ve güçlendirmektir.
İbn Haldun'a göre insanın sosyalleşme ve medenileşme sürecini ifade eden "ümran"ın iki türü vardır: “Bedevi ümran” ve "hadari ümran". İbn Haldun, ortaya çıkışını egemenlik ile açıkladığı devletin varlık sürecini "biyolojik" görüş etrafında analiz etmektedir. Ona göre devletler de bütün diğer biyolojik canlılar gibi doğarlar, büyürler, olgunlaşırlar ve ölürler.
Devletin (mülk) yıkılışını tetikleyen gelişmeler "ümran"ın ileri aşaması olan hadarilik sürecine bağlı olarak ortaya çıkar. İbn Haldun bir devletin (mülk) kuruluş ve çözülüş süreçlerini hatta devletlerin karşılılık güç mücadelelerini "asabiyet" - "ümran" denklemi içinde analiz eder.