Antik Çağ Yunan Siyasi Düşüncesi: Platon Sonrası
Platon’un Akademia’sına giren Aristoteles, hocası Platon’un ölümüne kadar Akademia’da kalmıştır. Aristoteles, MÖ 335’te Lykeion adını verdiği ve kendi bilim ve felsefe yöntemine uygun bir okul kurmuştur.
Aristoteles’in Akademia’da olduğu dönemde diyaloglar şeklinde yazdığı on dokuz eser mevcuttur. Bunlar arasında Politikos (Devlet Adamı), Retorika, Eudemos (Ruh Üzerine) en bilinen eserlerdir. Mantık hakkında yazıları Organon, ilk nedenleri araştırdığı yazıları ise Metafizik olarak adlandırılmıştır. Nikomakhos’a Etik, Eudemos’a Etik ve Magna Moralia (Büyük Ahlak) adlı eserleri de ahlak üzerine yazılmıştır. Siyaset felsefesinin en önemli eseri olarak bilinen Politika, halk için yazılmış ve bitirilmemiş bir eserdir.
Aristoteles, içinde yaşadığı dünyanın olgularını ve siyasi gerçekliğini önemseyen bir siyaset anlayışından yola çıkarak daha bilimsel, daha empirist bir siyaset felsefesi geliştirmiştir.
Ona göre, bilgi ve bilimin konusu formlardır. Bu formlar da ancak akıl veya zihin sayesinde kavranabilir. Aristoteles’e göre, nesnelerin dışında olmayan ve onun özünü oluşturan formlardır. Böylece idealar dünyasını nesneler dünyasının içine sokmuştur. Dolayısıyla Aristoteles’e göre bilimsel bilgi, kanıtlanmış bilgiye dayalıyken; bilim ise kanıtlanmış önermelerden meydana gelen bir sistemdir.
Aristoteles, analitik yönteminden hareketle devleti kurucu parçalara böler ve böylece devleti kurucu parçalar üzerinden açıklar. Aristoteles’in siyaset felsefesinde amaç, birey değil devlettir. Bireyin iyi yaşama erişmesi ve yetkinleşmesi ancak devlet denilen siyasi yaşam içinde mümkündür.
Aristoteles’e göre insan doğuştan siyasal (toplumsal) bir hayvan (zoon politikon) olduğu için kendi kendine yeterli değildir. Bu nedenle başka insanlara gereksinim duyar. İnsanın tek başına varlığını sürdürmesi ve iyiye erişmesi olanaksız olduğu için toplulukla birlikte yaşaması ve eylemde bulunması kaçınılmazdır.
Aristoteles, yurttaşların özgürlüğünü sağlamak amacıyla devletin yasalara sahip olması gerektiğini vurgular. Ayrıca yurttaşların erdemli ve mutlu olmasını sağlamak için devletin önlemler alması da yine Aristoteles’in devlete verdiği görevler arasındadır.
Siyasi toplumun amacı onu oluşturan kişilerin ortak çıkarını yerine getirmektir. Dolayısıyla siyasette ana kavram ortak çıkar veya ortak yarardır.
Farklı yönetim biçimlerinin olmasının nedenleri arasında; toplumların birbirinden ayrı psikolojik, siyasi eğilimlere sahip olmaları, ekonomik ve çevresel koşullarının aynı olmaması ve farklı erdem anlayışına sahip olmaları yer alır.
Aristoteles, yönetimleri (anayasaları) iki ilke üzerinden sınıflandırmaktadır. Bunlardan ilki olan adalet ilkesi, yönetimin temel amacı olması gereken ortak iyiliktir. Diğeri ise, yönetimi elinde bulunduranların sayısıdır. Buradan hareketle üç iyi, üç de bunların bozulmuş hali olan altı yönetim biçimi belirler.
Monarşinin gerçekleşmesini mümkün kılan, toplumun yasalara uymasıdır. Aristoteles’in en kötü yönetim biçimi olarak gördüğü tiranlık, monarşinin bozulmuş şeklidir. Aristokrasinin temel ilkesi ise erdemdir. Aristokrasinin bozulmasıyla ortaya çıkan oligarşide yönetim, ekonomik gücü elinde bulunduran azınlığın tekelindedir. Oligarşi gibi kötü bir yönetim biçimi olan demokrasi, “herhangi bir bakımdan eşit olan insanların, mutlak olarak eşit oldukları fikrine dayanır.
Oligarşi ve demokrasinin karma bir biçimi olan politeia, esasında iki kötü yönetimin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış iyi bir yönetimdir. Oligarşideki zengin azınlığın, demokrasideki fakir çoğunluk ile dengelendiği rejim politeia’dır.
Aristoteles’in siyasi düşüncesinin anahtar kavramlarından biri adalettir. Bir erdem olarak gördüğü adaleti, Nikomakhos’a Etik adlı eserinde ayrıntılı bir şekilde ele almış olması, adalete verdiği önemi gösterir.
Aristoteles’in siyasi düşüncesinin merkezi konumunda yer alan kavramlardan biri de ailedir. Ailenin onun siyasi düşüncesinde taşıdığı bu merkezi konum, eşitsizlikçi toplum görüşlerini de yansıtır. Çünkü Aristoteles’e göre; aile kölelerle birlikte oluşan bir birliktir.
Aristoteles, farklı anlamlar yüklediği diğer kavramlar gibi mülkiyeti de farklı bir biçimde ele almış ve geliştirmiş olduğu siyasi düşüncede, mülkiyeti doğal bir kurum olarak görmüştür. Bu görüşten yola çıkarak mülkiyet edinmenin doğal ve doğal olmayan iki farklı yolu olduğunu söylemiştir.
Aristoteles’in ekonomi politiğine ilişkin bir kavram olan orta sınıf, onun ahlak öğretisinin temel ilkeleri arasında yer alan “doğru orta”nın bir yansımasıdır. Aristoteles’e göre orta sınıf, kurulabilir en iyi yönetim ya da anayasanın gerçekleşmesini mümkün kılan, toplumun iyiye, mutluluğa erişmesinin yoludur.
Siyasi düşünce geleneğinin oluşmasında önemli bir katkısı olan Aristoteles, kendinden sonraki düşünürler için muazzam bir esin kaynağı olmuştur. Onun felsefesi, kendi çağını aşan evrensel bir öğretidir.
Helenistik Dönem’in ortaya çıkmasında; polisin çökmesi, Büyük İskender’in doğu seferleri, Doğu ve Batı’nın birbirini tanıması ve ticaretin gelişmesi gibi önemli nedenler vardır.
Epikuros’un felsefesi; iyi yaşamı, yani bireyleri korkularından, endişelerinden ve acılarından arınabilecekleri mutlu bir yaşamın mümkün olabileceğini anlatmayı amaçlayan, pratik hedefe yönelik bir felsefedir. Dolayısıyla evrenin incelenmesi ve doğa olaylarının nedenlerinin bilinmesi, insanları korkularından kurtaracak, ruhsal dinginliği ve mutluluğu da beraberinde getirecektir.
Heraklitos’un logos öğretisine dayanan Stoacı felsefe, her şeyin logostan türediğini ve yine logosa dönüşeceğini savunur. Tanrısal akıl olarak gördükleri logosun evreni yönettiğini düşünen Stoacılar, kaderci bir anlayışa sahip olmuşlardır.
Yunan felsefesinin merkezine şüpheci eğilimleri yerleştiren Septik düşünce, nesnelerin doğasının olmadığını ileri sürmüştür. Bu nedenle nesneler hakkında duyularımız ve aklımızla herhangi bir bilgiye sahip olamayız.