Modernleşmenin Olgunlaşma Aşaması: Klasik Liberal Düşünce

Özgürlük taraftarlığı anlamına gelen liberalizm, temelde özgürlüğe inanan insanı, rasyonel bireyi merkeze alır. Bu bağlamda siyasal liberalizmin dayandığı temel kavramlar; bireycilik, rasyonellik, özgürlük, hukuk devleti, hoşgörü ve farklılık olarak ortaya çıkmaktadır.

Klasik Liberalizmin Öncüsü Olarak John Locke

Locke’a göre doğa durumu, bir barış, karşılıklı yardım ve birbirini esirgeme hâlidir. İnsanların doğal olarak içinde bulundukları bu durum, tam bir özgürlük ve eşitlik hâlidir; ancak bu herkesin dilediğini yapabileceği anlamına gelmez. Doğa durumuna bir süre sonra yine insanların kendi iradeleriyle son verilir ve aralarında yapacakları bir antlaşmayla siyasal toplum hâline geçilir. Böylece anlaşmazlıkları çözecek, suçluları cezalandıracak bir iktidar kurulmuş olacaktır.

Locke’a göre devlet, insanların sivil çıkarlarını geliştirmek ve korumak için oluşturulmuştur. Bu sivil çıkarlar; hayat, özgürlük, sağlık, bedenin korunmasının yanı sıra para, arazi, ev, eşya ve benzeri şeylerin mülkiyetidir.

Sözleşme yoluyla siyasi toplumu kuran insanlar, yasaları kendi yapar ve bu yasaları uygulayacak kişileri de kendileri belirlerse, yönetim biçiminin adı “demokrasi” olur. Yasama gücünü kullanma yetkisi toplum tarafından bir azınlığın eline bırakılırsa, o zaman yönetim biçimi “oligarşi” olarak adlandırılır. Eğer toplum yasama yetkisini tek bir kişinin eline verirse, bu takdirde de “monarşi” dediğimiz yönetim biçimi ortaya çıkmış olur.

Locke’a göre devlette üç güç bulunur. Bunlar; yasama, yürütme ve federatif güçtür. Yasama gücünün dışında hiçbir güç yasa yapma yetkisine sahip değildir. Yasama gücünün belirlediği yasaları uygulayacak bir iktidara ihtiyaç vardır. Bu iktidar yürütme gücünü oluşturur. Federatif güç ise, savaş ve barışa karar verme, diğer devletlerle ilişkiler kurma ve antlaşmalar yapma yetkisini kullanır.

İhtilal hakkının kullanılabilmesi için iktidarın meşruiyetini kaybetmiş olması gerekir. Meşru bir iktidarın gayrimeşru bir iktidara dönüşmesi Locke’a göre iki yolla olur. Birincisi, iktidarın gasp yoluyla ele geçirilmesidir. İktidarı gayrimeşru yapan ikinci unsur ise zorbalıktır.

Montesquieu ve Aristokratik Liberalizm

İklim, din, yasalar, yönetim ilkeleri, tarih, ahlak, toplumsal düzenin oluşturulmasında belirleyici faktörlerdir ve dikkate alınması gerekir. Her yasa her millet için geçerli olmayabilir.

Montesquieu, insanın doğal ve fiziki yapısından kaynaklanan doğal yasalarını şöyle sıralar: İnsanın korkak bir varlık olması ve diğerleriyle barış içinde yaşamak istemesi, İnsanın hayatını sürdürmek için beslenme ihtiyacının olması, İnsanların hayvansal bir içgüdü ile karşı cinse yönelmesi ve cinsini sürdürme isteği, İnsanların hayvanlardan farklı olarak bilinçli bir biçimde diğerleriyle bir toplum içinde yaşamak istemesi.

Montesquieu üç temel yönetim biçiminden söz eder. Bunlar; cumhuriyet, monarşi ve despotizm, yani zorba yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi de kendi içerisinde aristokrasi ve demokrasi olarak iki şekilde gerçekleşir.

Her yönetim temel bir ilkeye dayanır. Demokrasinin ilkesi “siyasal erdem”dir. Aristokraside siyasal erdemin yanı sıra ölçülü hareket ilkesi de gereklidir. Monarşiyi ayakta tutan ilke demokrasi ve aristokraside olduğu gibi siyasal erdem değil, yasalardır. Bu yasalar da monarşinin temel ilkesi olan şan şeref arzusuna uygun düzenlenir. Zorba yönetimin temel ilkesi korkudur.

Her devlette yasama, yürütme ve yargı iktidarları vardır diyen Montesquieu bu iktidarların yani güçlerin sınırlarını çizmeye çalışır.

Bir yandan bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına almaya çalışan Montesquieu, diğer yandan ayrıcalıklı sınıflara tanıdığı imtiyazla “aristokratik liberalizm” olarak nitelendirebileceğimiz bir siyasi düşünceyi savunmaktadır.

John Stuart Mill: Özgür Birey, Sınırlı Yönetim ya da Sosyal Liberalizm

Geleneksel anlamda maddi hazları ve bireyin hazza dayalı mutluluğunu öne çıkaran faydacı anlayışa karşı çıkan Mill, maddi hazların ötesinde toplumsal faydanın gözetilmesi gerektiğini söyler.

Tüm insanların eşit ve rasyonel varlıklar olduğunu ifade eden Mill, bu eşitliğe rağmen insanları farklı düzeylerde geliştiğini savunur. Bireysel gelişim için fırsat eşitliğini savunan Mill, her bireyin kişisel gelişim farklılığından hareketle elitist bir yaklaşım geliştirir.

Mill için iki tür eylem vardır: Özel ve kamusal. Kamusal eylemler başkalarının haklarını da kapsar, bu yüzden bu tür eylemleri düzenlemek devletin görevidir. Özel eylemler ise kamusal sorumluluklarla ilgili değildir. Başkalarına zarar vermediği sürece birey bu alanda özgürdür.

Mill, bir toplumun özgür olarak tanımlanması için üç alanda özgürlüğün serbest bırakılması gerektiğini söyler. Birincisi, “vicdan özgürlüğü”dür. Bu özgürlük beraberinde ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve inanç özgürlüğünü barındırır. İkincisi, “kişisel zevk ve uğraşlar özgürlüğü”dür. Bu da bireyin kendi yaşam biçimini belirleme özgürlüğüdür. Üçüncüsü ise, “örgütlenme özgürlüğü”dür.

Mill’i sınırlı yönetim anlayışına götüren üç temel gerekçesi vardır: Birincisi, herhangi bir eylemi birey, devletten daha iyi gerçekleştirir. İkincisi, herhangi bir eylemin bireyler tarafından daha iyi yapılmaması durumudur. Burada da devlet süreçleri oluşturur ama sonuçlarına müdahil olmaz. Üçüncüsü, devletin gücünü gereksiz bir şekilde arttıracaksa, böyle bir eylemi üstlenmemesi gerekir.

Mill’e göre demokrasi, insanların ihtiyaçlarını en iyi karşılayan, bireysel ve toplumsal mutluluğu hedefleyen ve özgürlüğü en fazla koruyan yönetim şeklidir. Ona göre doğru demokrasi, çoğulcu ve elitist demokrasi iken; yanlış demokrasi, çoğunlukçu demokrasidir. Mill’e göre eşit oy hakkı, entelektüel kapasiteyi göz ardı ettiği yanlış bir uygulamadır. Mill, çoğunluğun tiranlığını engellemek ve entelektüel seçkinlerin mümkün olan en yüksek oranda yasama organında yer alması için nispi temsili önerir.