Antik Çağ Yunan Siyasi Düşüncesi: Platon Öncesi
Antik Yunan dünyası, siyasi düşünce tarihine düşünsel ve siyasi anlamda özgün katkılarda bulunan bir konumdadır. Bugün felsefe ve siyaset biliminde kullanılan birçok kavram ve terim, Antik Yunan dünyasında ortaya çıkmıştır.
Antik Yunan’da düşüncenin ve siyasetin gelişme nedenlerini toplumsal, coğrafi, siyasi ve ekonomik koşullarda aramak gerekir. Düşünce ve siyasetin gelişmesine ortam hazırlayan ve mümkün kılan asıl etken ise hiç kuşkusuz kent devletleri veya polistir.
Sadece bir kent olmayan, bir ya da birden fazla kenti ve ona bağlı kırsal alanları da içine alan bir siyasi birim olan polis, Antik Yunan’da siyasi yaşamın en önemli dayanağıdır.
Antik Yunan’da üretim işlevini yerine getiren köleler sayesinde, yurttaşlar maddi gereksinimlerini karşılayacak bir zemin bulmuş ve siyasetle ilgilenecek zamana sahip olmuşlardır. Bu durum, poliste az sayıda yurttaş arasında uygulanan doğrudan demokrasinin, köleler sayesinde gerçekleştiğini bizlere göstermektedir.
Polisin gelişmesi soylu sınıf ve halk arasında anlaşmazlıkların yaşanmasına da yol açmıştır. Yasaların soyluların elinde giderek tekelleşmesi ve keyfi bir şekilde kullanılması, Atina’nın kültürel ve ekonomik gelişmesiyle birlikte mevcut yasaların yetersiz kalması ve soyluların iktidarı ele geçirme ve tiran olma girişimi, mevcut geleneksel sözlü yasaların yetersizliğini açığa çıkarmıştır.
Polise özgü somut koşullar içinde ortaya çıkan ilk filozoflar, dinsel inançları ve mitolojik anlatıları usdışı saymış ve rasyonel bir düşünceye yönelmişlerdir.Mitostan logosa geçişin asıl anlamı, doğa olaylarını ve evreni açıklamak için sebep -sonuç ilişkisi çerçevesinde rasyonel bir bağ kurma düşüncesinin ortaya çıkmasıdır.
İlk filozof olarak kabul edilen Thales, evrenin ana maddesinin su olduğunu öne sürmüştür. Thales’in hem öğrencisi hem de ardılı Anaksimandros evrenin başlangıcı üzerine düşünmüş ve her şeyin özünde apeiron (sonsuzluk) olduğunu söylemiştir. Anaksimenes ve Diogenes’e göre her şeyin kaynağı havadır. Pythagoras ise, evrendeki her türlü değişmeyi sayılarla açıklamaya çalışmıştır.
Herakleitos, var olanların ancak karşıtlarıyla birlikte anlaşılabileceği görüşünden hareket eder.Herakleitos, karşıtların birleşmesini ve değişimin ardındaki değişmezliği sağlayan bir birlik olduğunu belirtir. Evrenin genel uyumunu sağlayan, evrendeki her değişim ve dönüşümü sağlayan yasaya, söze ve evrensel akla logos adını verir. Logos kavramı sayesinde aristokrasiye yeni bir anlam yükleyen Herakleitos, aristokratların toplumda egemen konumda olmalarını, onların evrensel akıldan daha fazla pay almalarına dayandırmıştır.
Atomdan yola çıkarak evrende hiçbir şeyin yoktan var, vardan yok olmayacağını söyleyen ilk sistemli düşünür olan Demokritos, hareketi mekanik bir nedensellikle açıklamıştır. Bu atomcu öğreti onun insana, ahlaka, siyasete ve topluma ilişkin görüşlerini de etkilemiştir. Demokritos’a göre evrende her şey atomlardan oluştuğu gibi insan da atomların birleşiminden oluşan bir yapıdan meydana gelir. Demokratik eğilimler gösteren bir düşünürdür.
Sofistler, pratik yaşam sorunlarını merkeze alan, geleneksel aristokratik değer yargılarına eleştiriler yönelten ve demokratik içerikli görüşleri savunan düşünürlerdir. Sofistlere göre siyaset bilgisine sahip olmak; insanın hem kendisini ve dostlarını korumasını hem de düşmanlarına zarar vermesini sağlayan, aynı zamanda iyi bir yurttaş olmanın koşulu ve polisin çıkarlarına hizmet etmektir. Sofistler, siyaset bilgisinin yanı sıra, polisin siyaset hayatında etkili bir araç olan ve güzel söz söyleme sanatı olarak bilinen retoriği de öğretmişlerdir.
İlk kuşak sofistler, ilgilerini evrenden ve doğadan insan ve topluma yöneltmişlerdir. Geliştirmiş oldukları düşünce sayesinde demokrasiyi güçlendirmişlerdir. İkinci kuşak sofist düşünürler, dinin, ahlakın ve yasaların kaynağına yönelik radikal görüşler geliştirmişlerdir.
Sofistlerin eleştiriyi merkeze alan düşünme biçiminden etkilenen Sokrates, sofist düşüncenin bir devamı ve en önemli sofistlerden biri olarak görülür. Ancak sofistlerin yöntemlerini benimsemesine rağmen, onların birden fazla gerçeğin olabileceği ya da hiçbir gerçeğin olmayacağı düşüncesine karşı gelerek en büyük sofist düşmanları arasında yer almıştır. Sofizme karşı aristokratik değerleri ön plana çıkaran Sokrates, siyasetle ancak bilgililerin ve erdemlilerin uğraşması gerektiğini savunmuştur.
Sokrates insan kavrayışını ahlak üzerine temellendirmiştir. Yine sofistlerden farklı olarak bilgiye sahip olunabileceğini söyleyen Sokrates, bilginin öğretilecek bir şey olamadığını ileri sürmüştür. İnsanın bilgiye ulaşması için yapması gereken en önemli şey, kişinin kendisini bilmesidir.
Sokrates’e göre insanın temel gayesini oluşturan mutluluğu elde edebileceği toplumsal ve siyasi birlik, ancak poliste olabilir. Polis örgütlenmesinde bu mutluluğu sağlayacak şey, toplumun iradesini yansıtan yasalardır.
Platon, kendinden önceki Antik Yunan düşüncesinin gelişiminde örtük olan ilkeleri ortaya çıkarmış, Sokrates’in polise yönelik düşüncelerini benimsemiş ve onları kendi görüşleri çerçevesinde ele alarak tutarlı ve daha sistematik bir biçimde yorumlamıştır.
İçinde yaşadığı toplumun sorunları çözme fikrinden hareket etmiş olsa da ortaya koyduğu siyasi kuram ve felsefe, Platon’u yaşadığı dönemi aşarak evrenselliğe ulaştırmış, Batı kültürünü ve bu kültür içindeki birbirinden farklı fikirleri derinden etkilemesine yol açmıştır.