Siyasal İktidarın Kurumsal Düzeni Olarak Devlet

Devletin varlık bulmadığı bir toplumsal düzenin devam edemeyeceği konusunda yaygın bir kanaat vardır. Öte yandan devletin mutlak kötü olduğunu iddia eden görüşler de söz konusudur. Dolayısıyla devleti anlamak ve bilmek önemlidir. Devletin mutlak manada iyi veya kötü biçimde değerlendirilmesi doğru değildir.

"Devlet nedir veya nasıl tanımlanabilir?" sorusuna verilen cevaplar çoktur. Bunun nedeni konuya farklı açılardan bakma eğilimi ve devletin de birçok fonksiyon yüklenebilen bir organizasyon olmasıdır. Örneğin kimilerine göre devlet bir ülkedeki bütün kurumların en tepesinde yer alan bir varlıktır. Kimilerine göre baskı ve zorlamanın en bilinen aracıdır. Devleti, "katlanmak zorunda olduğumuz bir kötülük" olarak değerlendirenler olduğu gibi kutsallaştıranlar da söz konusudur. Farklı yaklaşımlar olabilir. Ancak bu durumun devleti anlamayı zorlaştıracağı söylenemez. Çünkü devlet, soyut bir varlıktır ve soyut varlıkların anlaşılması zaten zordur. O hâlde devletin farklı açılardan değerlendirilmesi, anlama kolaylığı sağlayacaktır. Öte yandan devlet kendini somut birtakım araçlarla belli eder: kolluk gücüyle, kurumlarıyla, marşıyla, bayrağıyla vb.

Devleti en iyi biçimde anlamanın yollarından biri de unsurlarına bakmaktır. Yani devletin varlık koşulları, onun vazgeçilemez unsurları söz konusudur. İlgili çalışmalarda devleti var eden üç unsurdan bahsedilmektedir. İlki, üzerinde faaliyet gösterebileceği coğrafya yani ülke unsurudur. İkincisi, devletin iktidarının muhatabı olacak insan unsuru, yani millettir. Üçüncüsü de bir coğrafya üzerinde yerleşmiş insan topluluğunun kuracağı düzenin devamını sağlayacak hukuki ve siyasal örgütlenmeyi içeren veya yerine getiren egemenlik, yani iktidar unsurudur.

Devlet, insanoğlunun yakın tarihlerine özgü bir oluşumdur. Dolayısıyla insanlık tarihinin çok küçük bir parçasında var olmuştur ve günümüzde de varlığını sürdürmektedir.

Devletin ortaya çıkışını açıklamaya çalışan teoriler vardır. "Organizmacı teori" devleti canlı bir organizmaya benzetir. Buna göre devlet de doğar, gelişir ve sona erer. "Aile teorisi" devletin ailelerin birleşmesiyle ortaya çıktığını iddia eder. "Kuvvet teorisi" güçlü olanın zayıf olana üstünlük kurmasıyla devletin belirdiğini söyler. "Sınıf teorisi" devleti, sınıflar arası mücadelenin bir ürünü olarak değerlendirir. "Sözleşme teorisi" ise doğal yaşama hâlinde bulunan insanların rasyonel bir tutumla devleti ortaya çıkardığını ifade eder.

Devlet konusu, düşünce tarihinin her döneminde ilgi çekici olmuştur. Konuya eğilmeyen siyasal düşünür yok gibidir. Örneğin, Antik Yunan düşünürlerinden biri olan Platon, ideal devlet kurgusu yapmıştır. Platon'dan çok sonraları Machiavelli, devleti laik ilkelerle tanımlamaya çalışmıştır. Bodin ve Hobbes mutlak olandan bahsederken Locke sınırlandırılmış devleti önermiştir. Devlet, Hegel'de ise tarihin nüvesine dönüşmüştür.

Çeşitli devlet formları da söz konusu olmuştur. Ortaya çıkışından bu yana değişik türlerde devletler varlık göstermiştir. Örneğin polis devletler, Antik Yunan dönemine özgü yapılardır. Milattan sonraki tarihlerde imparatorluklar, feodal dönemde merkezî iktidarın yokluğuyla özdeşleşen derebeylikler, nihayet günümüz devletlerine de anlam verecek olan modern devletler söz konusu olmuştur.

Siyasal ideolojilerin en çok üzerinde durdukları konu devlettir. Çünkü devlet, insanı her bakımdan kuşatan bir yapıdır. Siyasal ideolojilerin de çıkış noktası insanoğlunun nasıl daha iyi bir yaşam sürebileceği sorusuna cevap arayışıdır. Dolayısıyla devlet bu tartışmanın temel unsuru olmak durumundadır. Örneğin liberalizm, insanın daha iyi yaşayabilmesini, özgür olmasına bağlar ve devletin de bu anlamda sınırlandırılması gerektiğini düşünür. Marksizm, devletin olmayacağı bir toplumsal düzenin insan için daha uygun olacağını söyler. Muhafazakarlık, toplumda zorunlu biçimde ortaya çıkan hiyerarşinin nihai aşaması olarak devleti görür ve güçlü devletin elzem olduğuna kanaat getirir. Faşizm ise devleti kutsallaştırır ve her şeyi devlete bağlar.

Devlet türleri denince akla ilk gelen klasik ayrımdır. Yapılarına göre devletler tekçi (üniter) ve bileşik (karma) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bunun yanı sıra icraatlarını ortaya koyma, yani işleme açısından demokratik ve antidemokratik devlet ayrımı yapılması da söz konusudur.

Günümüzde en az yukarıda ifade edilenler kadar önemli olan bir tartışma yürütülmektedir. Devletin geleceği konusu postmodern yaklaşımlar ve küreselleşme olgusu çerçevesinde ele alınmaktadır.