İktidarın En Kapsamlı ve Yoğun Şekli Olarak Siyasal İktidar

Genel Olarak İktidar

Siyaset faaliyetinin temelinde insani farklılıklar yer almaktadır. Siyaset olgusunun en temel bileşenlerinden biri olarak kabul edilen siyasal iktidarın da aynı temelden beslendiği açıktır.

İktidarın Unsuru Olarak Kuvvet

Bir toplumun bütün bireylerinin birbirine eşit olması mümkün değildir. Tarihsel süreç içinde bu özellikte bir toplum tipine rastlanmamıştır. Çünkü insanlar fiziki, zihnî, tecrübeî ve benzeri birçok açıdan farklıdırlar. Toplumda iktidar ilişkilerini doğuran ana etmen işte bu farklılık veya eşitsizliktir. Kuvvetli-zayıf ayrışması tarihte iktidar olgusunun başlıca nedenidir. Kimi zaman maddi, kimi zaman yetenek, bilgi, manevi üstünlük üzerine kurulu olan iktidar olgusu evrensel bir nitelik gösterir.

İktidar Unsuru Olarak Çaresizlik

İktisadi, sosyal vb. farklılaşma her toplumun ortak gerçeğidir. Bu farklılaşma avantajlı ve avantajsız kesimlerin bir arada bulunmasına yol açar. Örneğin, hiçbir toplumda üretilen iktisadi kaynakların bütün bireylerce eşit biçimde paylaşılması, en azından günümüze değin mümkün olmamıştır. O hâlde birileri için iktisadi kaynaklara ulaşmak çok daha kolay iken birileri için ise belki de imkânsızlaşabilmektedir. Her iki birey tipinin aynı toplum içindeki konumlarının nasıl şekillenebileceği, iktidar kavramının ana konusudur. Üretim güçlerini elinde bulunduran kişi ile bu imkâna sahip olamayan kişi arasında kurulacak ilişkide olduğu gibi, bir babanın çocuğuyla, bir öğretmenin öğrencisiyle veya bir hükûmetin halkıyla kurduğu ilişki de bir iktidar ilişkisidir. Bu ilişkiler ağı içinde diğer nedenler yanında mutlaka çaresizlik duygusunun da önemli payı vardır.

İktidarın Unsuru Olarak İtaat

İtaat olmadan iktidar ilişkisi kurulamaz. İtaatin gönüllü ya da zora dayanması iktidarın istikrarı ve geleceği açısından büyük bir öneme sahiptir.

Siyasal İktidar

Siyasal iktidarı diğer iktidar biçimlerinden ayıran birtakım özellikler söz konusudur. Bu bağlamda ilk zikredilmesi gereken farklılık, kapsama ilişkindir. Nitekim siyasal iktidar, bütün ülkeyi kapsar ve diğer tüm iktidar ilişkilerini içine alır. İkinci farklılık, siyasal iktidarın bir ülkedeki en üstün iktidar olarak kabul görmesidir. Diğer bütün iktidar türleri, siyasal iktidarın emir ve yönlendirmelerine uymakla yükümlüdürler. Üstelik, siyasal iktidar meşru şiddet hakkına sahip tek irade olma özelliğiyle de diğer iktidar türlerinden farklılaşır.

Siyasal iktidarı, bütün toplumu etkileyebilecek güce ulaştıran faktörler önemlidir. Daha doğrusu siyasal iktidarın kökenini bilmekte fayda vardır. Bu bağlamda tarihsel süreç içinde iki ana anlayışın hakim olduğu söylenebilir. Bunlardan ilki, siyasal iktidarın kökenini ilahi iradeye bağlayan anlayıştır. İnsanlık tarihinin çok uzun bir döneminde Tanrı kökenli siyasal iktidar anlayışı egemen olmuştur. Örneğin, kendilerini yeryüzü tanrısı olarak ilan eden yöneticilere özellikle Batı tarihinin önemli bir zaman diliminde sıkça rastlanılmıştır. İkinci anlayış ise siyasal iktidarın kökenini halka/millete bağlamaktadır. Günümüzde de geçerliliğini koruyan bu anlayış, halkın/milletin yöneticilerini belirlemede yetkinliğe sahip olduğu inancına dayanmaktadır.

İster kökeninin ilahi iradeden kaynaklandığı düşünülsün isterse halktan/milletten geldiği farzedilsin; her iki durumda da siyasal iktidar, bir ülkedeki en üstün iktidardır ve bu durum egemenliğin de göstergesidir.

Siyasal iktidarın sınırsız olduğunu düşünmek doğru değildir. Hem hukuki sınırlar içinde kalmalı hem de meşru dayanaklara sahip olmalıdır. En azından günümüz toplumları için bu iki husus asgari şartlar olarak kabul görmektedir.

Siyasal iktidardan söz edildiğinde, otorite kavramına da atıf yapılmaktadır. Çünkü otorite, iktidarın meşru yüzüdür. Otoritenin tesis edilmesi bir toplumun bireylerinin, siyasal iktidara itaat ettiklerinin en önemli göstergesidir.

Otorite, siyasal literatürde çoğunlukla meşruluğun ikizi gibi kullanılmakta ve onun yerine ikame edilmektedir. Özelikle Max Weber'in çalışmalarının bunda etkisi büyüktür. Max Weber, otorite ve meşruluğun yaklaşık aynı şey olduğunu varsayarak tarihte başlıca üç meşru otoritenin hüküm sürdüğünü ileri sürmüştür. Geleneksel otorite, karizmatik otorite ve rasyonel-hukuki otorite olarak tasnif edilen bu otorite tiplerinden en önemlisi, meşruluk katsayısı en yüksek olanı, Weber'e göre sonuncusu, yani rasyonel-hukuki otoritedir.