Siyasal Sürecin Kültürel ve Toplumsal Boyutları: Siyasal Kültür, Siyasal Toplumsallaşma, Kamuoyu

Genel Olarak Kültür

Sosyal bilimlerin çeşitli disiplinleri tarafından farklı şekillerde tanımlanan kültür en genel anlamıyla, kalıtsal olmayan, toplumsal ilişkiler ağı içerisinde öğrenilip aktarılan her şeyi kapsamaktadır.

Siyasal Kültür Kavramı

Siyasal kültür, kültürün bir alt boyutu olarak karşımıza çıkmaktadır. Siyasal kültür aslında bir tutum ve davranışlar bütünüdür. Bu tutum ve davranışların içerisinde siyasal alana ilişkin olan devlet, parlamento, hükûmet, siyasi parti, kamu yönetimi, sendika, dernek, siyasal iktidar, demokrasi, seçim, anayasa gibi kavramların öğrenilerek içselleştirilmesi yatmaktadır.

Genel Olarak Toplumsallaşma

Genel olarak toplumsallaşma, bireyin toplumsal kuralları tanıma ve bunları öğrenmeye başladığı süreci ifade eder. Toplumsallaşma sayesinde kültür nesiller arası bir geçişkenlikle aktarılmış olur. Sadece çocukluk dönemini kapsamayan toplumsallaşma, hayatın her döneminde devam eden dinamik bir süreçtir.

Siyasal Toplumsallaşma

Siyasal toplumsallaşma; siyasal inanç, değer ve davranış kalıplarının birey tarafından benimsenme ya da toplum tarafından bireye öğretilme süreci olarak tanımlanmaktadır. Kişiliği şekillenmeye başlayan birey, siyasal süreçlere ilişkin de bilgiler edinmeye başlar. Mevcut siyasal kültürü öğrenmeye başlayan bireyler bu şekilde siyasal toplumsallaşma sürecinin de içine girmiş olurlar.

Siyasal Toplumsallaşma ve İnsan Yaşamı Evreleri

Tıpkı toplumsallaşma gibi siyasal toplumsallaşma da yaşamın her anında devam eden bir süreçtir. Siyasal süreçlerin öğrenilmesi, onlara adapte olunması kendi içinde bir dinamiklik içermektedir. Genel olarak siyasal toplumsallaşmanın ailede başladığı kabul edilmektedir. Aile içerisinde siyasal olana dair bilgiler edinen çocuk ilerki yıllarda da bu temel üzerine siyasal tutumlarını geliştirir. Yine de mevcut siyasal tutumlardaki aile izlerinin fazla abartıldığını iddia eden çalışmalar da bulunmaktadır. Bu çalışmalara göre çocukluk dönemindeki erken siyasallaşma ile sonraki dönemlerde sergilenen tutumlar arasında önemli farklılıklar olabilmektedir. Çünkü yaşamın her döneminde insanların tutumlarını değiştirebilecekleri bir dizi olayla karşılaşma ihtimalleri vardır.

Siyasal Toplumsallaşmanın Ajanları

Siyasal toplumsallaşmanın ajanları, siyasal toplumsallaşma sürecine etki eden odakları ifade etmektedir. Bunlar; aile çevresi, okul ve eğitim çevresi, akran grupları , iş ve çalışma çevresi ile medya şeklinde 5'e ayrılır. Aile çevresi, siyasal toplumsallaşmanın ilk basamağıdır. Okul dönemine kadar ailenin sunduğu imkânlar çerçevesinde siyasal toplumsallaşmanın ilk basamakları ile tanışılır. Belirli bir yaşa gelen çocuk, okul ve eğitim hayatı sırasında siyasal kültüre yönelik yeni tutumları benimser. Gerek çocukluk gerekse ergenlik ve yetişkinlik dönemlerindeki arkadaşlık grubu da siyasal toplumsallaşma anlamında etkilidir. Kimi zaman aileden çok vakit harcanan iş ortamlarında yaşanan etkileşim de siyasal kanaatlerin belirip kökleşmesine kaynaklık edebilir. Son olarak teknolojik gelişmelerle birlikte hayatın hemen her alanında yer alan medya da siyasal toplumsallaşmanın önemli ajanlarındandır.

Kamuoyu

Belirli bir konu hakkında yine belirli bir dönem için halkta oluşan ortak ya da yaygın kanı anlamına gelen kamuoyu, siyasal sürecin önemli boyutlarından biridir.

Kamuoyunun Oluşumunu Etkileyen Faktörler

Kamuoyunun oluşumunu etkileyen faktörler; psikolojik faktörler, sosyolojik faktörler, kanaat önderleri ve kitle iletişim araçları şeklinde 4 genel başlık altında incelenebilir. Psikolojik faktörler kişisel özelliklerle ilgiliyken, sosyolojik faktörler aile, okul ve iş çevresi ile ilgidir. Belirli konularda öncü kabul edilen kanaat önderleri ve kitle iletişim araçları da siyasal toplumsallaşmayı önemli ölçüde etkilemektedirler.

Farklı Siyasal Sistemlerde Kamuoyunun Rolü ve Önemi

Kamuoyunun her siyasal sistemde aynı etkinliğinin olduğu söylenemez. Çoğulcu ve katılımcı demokrasilerde, kamuoyunun siyasal süreci belirleme ve karar alma mekanizmalarına katılma durumu söz konusudur. Monist sistemler olan otoriter ve totaliter rejimlerde ise daha çok güdümlü bir kamuoyunun varlığından söz edilebilir. Az gelişmiş ülkelerde de ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişmişliğin kısıtlı olması nedeniyle, apolitik bir hâlde olan toplum, etkin bir kamuoyunun gelişimini olanaksız kılmaktadır.