Avrupa Birliği ve Sivil Toplum
1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu, altı kurucu üye tarafından kurulmuştur. AB’nin kuruluş nedenleri şunlardır:
- Sürdürülebilir bir refahı ve barışı tesis etmek
- Sovyet tehdidine karşı bir bütünleşme
- Dünyada üçüncü kutup hâline gelmek
- Siyasi birlik kurmak
- Almanya-Fransa arasındaki sorunları kalıcı çözüme kavuşturmak
- Marshall yardımlarının etkin bir biçimde dağıtımını sağlamak
- II. Dünya Savaşı sonrası yıkımı ortadan kaldırmak.
Avrupa Birliğinin temelleri, 1951 yılında kurulan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu'na (AKÇT) dayanmaktadır. 25 Mart 1957 tarihinde, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulmuştur. Daha sonra ismi Avrupa Topluluğu olarak değiştirilmiştir. 1991 yılında, Maastricht Antlaşması’yla birlikte Avrupa Birliği oluşturulmuştur. Avrupa Ekonomik Topluluğu, 6 ülkenin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Yeni katılımlarla ve en son gelişmelerle birlikte, Avrupa Birliği’ne üye devlet sayısı 25’e çıkmıştır. Topluluk ilk olarak ekonomik bir birliktelik amacıyla kurulmuş, daha sonra ise ekonomik birliktelikle birlikte, siyasi bir birliktelik özelliğini taşımaya başlamıştır.
AB’nin Temel Değerleri; birlik, eşitlik, özgürlük, dayanışma, güvenlik, insan saygınlığı, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarıdır.
AB'nin organları ve kurumsal yapısı; genel AB politikalarının yanı sıra (ulusal hükûmetleri temsil eden) Konsey, (vatandaşları temsil eden) Avrupa Parlamentosu ve (ortak Avrupa çıkarlarını gözeten, AB hükûmetlerinden bağımsız organ) Avrupa Komisyonu’nun oluşturduğu kurumsal üçgen tarafından alınan kararların sonucunda oluşturmaktadır.
Türkiye’de, sivil toplum ve demokrasi birbirinin göstergeleri durumundadır. Türkiye’de sivil toplum ortamının sağlanabilmesi ve bu ortamda sivil toplum kuruluşlarının daha rahat hareket edebilmesi için demokratik bir ortam gereklidir. Türkiye’nin demokratikleşme sürecini tamamlayabilmesi için de sivil toplum kuruluşlarına büyük işler düşmektedir.
16–17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Birliği Zirve Sonuç Bildirgesinde, topluluk sivil toplumun önemine vurgu yapmıştır. Katılım müzakerelerine paralel olarak topluluğun her aday ülke ile diyaloğa gireceği belirtilmiştir. Sivil toplum vasıtasıyla bu diyaloğun kişileri bir araya getireceğinin altı çizilmiştir. Ayrıca Türkiye’de yolsuzlukla mücadelede, hükûmet- kamu yönetimi-sivil toplum arasındaki diyaloğun güçlendirilmesinin gerekliliği vurgulanmıştır. Sivil toplum kuruluşlarının kadın hakları ve insan hakları ile ilgili çalışmalarının da Avrupa Birliği programları aracılığıyla destekleneceğinin altı çizilmiştir.
Bu zirvede, sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’nin Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini ve Türkiye’deki reform sürecini destekledikleri belirtilmiştir. Ayrıca Avrupa Birliği'nin temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına destek vereceği vurgulanmıştır.
Gümrük Birliği’nin yürürlüğe girdiği 1996 yılından bu yana ülkemiz bu alandaki mevzuat uyumunda oldukça ileri bir seviyeye ulaşmıştır. Gümrük Birliği Türkiye’nin dış ticaret rejimini yeniden yapılandırmakla kalmamış, AB ile geleneksel olarak sürdürülen ticari ilişkilerin geliştirilmesinde de rol oynamış ve üçüncü ülkelerle ticaret bakımından önemli sonuçlar doğurmuştur. Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacmi Gümrük Birliği sonrasında büyük ölçüde artmıştır: 1996 yılında 36,2 milyar dolar olan Türkiye-AB ticaret hacmi 2010 yılında 125 milyar dolara yükselmiştir. Gümrük Birliği’nin dinamik etkileri Türk imalat sektörünün rekabet ve verimlilik düzeyine de olumlu yönde katkıda bulunmuştur. Gümrük Birliği sonrasında Türkiye, yabancı yatırımcılar için daha tahmin edilebilir, ekonomik ve siyasi bakımdan daha istikrarlı bir ülke hâline gelmiştir. Gümrük Birliği’nin bu olumlu katkılarının yanı sıra zaman zaman eleştirilen tarafları da mevcuttur.