Selçuklu Toplum Hayatı ve Kültür Müesseseleri

Selçuklularda Toplum ve İçtimaî Hayat

Selçuklularda Toplum Yapısı

Aile Hayatı

Aileler boyları boylarsa devleti oluşturmaktaydı. Hükümdar bu birimlerin devlete sadakatinden sorumluydu. Sultan Alparslan, devlete olan bağlılıklarında şüphe duyulanların devlet kademelerinde görevlendirilmemelerini tavsiye ederken devletin bekâsını buna bağlamaktadır.

Selçuklu Toplumunda Boylar ve Millet Kavramının Oluşumu

Selçuklular Oğuzların Kınık boyuna mensup bir aileyken farklı boyların iştirakiyle ve uyum içerisinde yaşamasıyla millet olabilmişlerdi. Halkın birbirine bağlı olmalarının devlet bekâsı için önemine işaret eden Alparslan’ın bu konuyla ilgili; “Tek bir at kılını koparmak basittir ancak pek çok at kılı koparılmaz.” şeklindeki sözü adeta tarihe mal olmuştur.

Selçuklularda Halk ve İçtimaî Hayat

Sosyal Tabakalar

Selçuklular kurulduğu coğrafyanın ve mensubu olduğu Türk-İslâm medeniyetinin karakterini toplum hayatına en güzel şekilde yansıtan devletlerdendir. Gerek Roma’nın soylular, rahipler, halk ve kölelerden müteşekkil sınıf yapısı, gerekse Hindistan’ın kast sistemi, Selçuklu toplumsal yapısını asla etkilememiştir.

Tuğrul Bey, ilk başkenti Nişâbûr’da 1038 yılında halkın her kesimiyle konuşmuş ve mezâlime başkanlık etmiştir. Halkın şikâyetlerini bizzat Sultan’a arz edebiliyor olması, sınıf farkının söz konusu olmadığına ve Selçuklu Devleti’nin resmen ilanından sonra da olmayacağına işaretti.

Meslek Grupları ve İçtimaî Hayat

Belli başlı meslekler; tarıgçılar, etçiler, koy sağkuçıları (koyun sütü sağmakla meşgul olanlar), etmekçiler, köleler, cariyeler, yiçiler (terziler), etükçiler (ayakkabıcılar), erükleyiciler (dericiler), temürçiler (demir ve silah ustaları), okçılar (ok imalatçıları), kurguçılar (yay kuranlar), at sürgüçileri (at sürücüleri), çorugkılar (koru ve mezra bekçileri), emçiler (ilaç yapanlar), ayakçılar (kap kaçak imalatçıları) ve közekler (kumaş dokuyanlar) olarak kayıtlara geçmiştir. Selçuklu toplumu iş hayatında veya günlük hayatta yardımlaşma ve dayanışma temelleri üzerine inşa edilmiştir.

Toplum Hayatında Eğlence, Merasim ve Bayramlar

Selçuklu toplumunu bir araya getiren önemli gelişmelerden biri aile ve içtimaî hayatın önemli bir unsuru olan çocukların doğumudur. Kadın aileye çocuk getirmesi ve aile müessesesine statü kazandırması bakımından övgüye layık görülürdü.

Eğlence hayatına dair bir takım alışkanlıkları olan Oğuzların pek çok geleneği Selçuklular zamanında da yaşatılmaya devam etmiştir. Avcılık, atıcılık, binicilik, güreş, deve güreşi, at koşturma, cirit, çevgen, top kapma, koşu yapma, dağ kayağı, dağcılık, vb. pek çok alanda düzenlenen müsabakalar aynı zamanda renkli durumlara sahne olarak eğlence hayatında yerini almıştır. Bu eğlenceler daha çok göçebe toplumun bir ürünü olsa da şehirlerde de meslek gruplarına yönelik müsabakalar mevcuttu.

Selçuklu Kültür Faaliyetleri ve Müesseseleri

Kültürel Faaliyetler

Selçukluların kuruluş aşamasında yurt bulma mücadelesiyle ve göçlerle meşgul olurken ilmî ve kültürel faaliyetlere zaman ayırabildikleri söylenemez. Fakat dikkat çeken bir durum vardır ki ilk Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, kendine yaptırdığı sarayın yanına bir de cami inşa etmeyi kendisine vazife edinmiştir. Selçuklu sultanları da ilim ve irfan insanlarını muhafaza eder, fethedilecek yerlere göndererek beldeleri fethe hazırlardı. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Âhi Evran, Eşrefoğlu Rûmî, Hacı Bayram-ı Veli, Molla İlahi ve Yunus Emre gibi mümtaz şahsiyetler Selçuklu kültürünü nesilden nesile aktarmışlardır.

Kültür Müesseseleri

Selçuklu kültür müessesesi denilince akla ilk gelen binalar Nizâmiye Medreseleridir. Bu eğitim kurumlarının asıl amacı bâtıniliğe karşı Sünnî görüşü güçlendirmekti. Bağdat, Nişâbûr, İsfahan, Belh, Musul, Basra, Herat, Merv ve Âmül, Nizâmiye Medreselerinin inşa edildiği yerlerdir. İlk Selçuklu medresesi, Tuğrul Bey zamanında Nişâbûr’da 1038 yılında inşa edilmiştir.

Medreselerde okutulan dersler şunlardır; Kur’an-ı Kerîm (kıraat), tefsir, hadîs-i şerif, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı, sarf, nahiv, edebiyat, mantık, riyâziyyat (arismatik, sayı ilmi/matematik), heyet (astronomi), tâbiîyyat (doğa bilimi), tıb, falaha (ziraat). Şahsî eğitimler ailede sınırlı imkânlarla verilirken, eğitim kurumlarında, deney, gözlem, laboratuvar, hastane vb. pek çok imkânla sürdürülmekteydi.

Anadolu’nun kültürel gelişimine katkı sağlayan Selçuklu ilim insanları, bu coğrafyada pek çok yeri gezerek ve konaklayarak insanlara ilim ve irfan aşılamışlardır. Büyük âlim ve sûfîlerden olan Muhyiddin Arabî (1165-1240) Konya’da yaşayarak burayı tasavvuf merkezi yapmıştır. Küçük yaşlarda babası Bahâeddin Veled’le birlikte Moğollardan kaçarak Konya’ya gelen Mevlâna Celâleddin Rûmî, bıraktığı hatıralarla günümüze değin insanlara yol göstermeye devam etmektedir.