Kıyı Yönetimi ve Politikası
Kıyılar yalnızca deniz kıyısı olarak değil, aynı zamanda tabii-suni göl ve akarsu kıyıları olarak anlaşılmalı ve geniş bir vizyonla değerlendirilmelidir. Tarih boyunca özellikle kıyı alanlarında yerleşimlerin kurulmuş olması kıyıların kendine has ekonomik ve ekolojik özellikleri nedeniyledir. Kıyılar, hem sucul, hem karasal besin ve diğer doğal kaynakların zengin olduğu yerlerdir.
İnsanlığın bu alanlardan yararlanma düzeyinin yerleşik yaşama geçişle birlikte daha da arttığı bilinmektedir. Yerleşik yaşama geçişin tarım devrimiyle olan yakın ilişkisi insanların temel yerleşim yerleri olarak kıyıları seçmesinin de temel nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Çünkü sular ve kıyı alanları gerek temel ihtiyaç olan su ihtiyacının karşılanması, gerek kıyıların yakınlarındaki verimli arazilerde tarım yapılabilmesi, bu arazilerin sulanabilmesi, balık gibi besin kaynaklarının varlığı ve ulaşım imkânı nedeniyle yerleşim amacıyla en çok tercih edilen alanları oluşturmuştur.
Doğal kaynaklar bakımından zengin oluşunun yanı sıra ulaşım ve liman ticareti kıyıların önemini artırmaktadır. Ekonomik fırsatlar ve ekolojik zenginlik kıyı alanlarında yerleşimlerin sayısını artırmakta ve kıyı kentlerinin nüfus yoğunluğu da buna paralel artmaktadır. Geleceğe ilişkin tahminler bu artışın süreceğini göstermektedir. Kıyılar üzerindeki bu nüfus baskısı izlenecek kıyı politikalarında dikkate alınmak durumundadır. Aksi durumda kıyı alanlarının sürdürülemezliği sorunuyla karşılaşılacaktır.
Toplumların yaşayış biçimlerindeki gelişmeler kıyılardaki kullanım şekillerini etkilemekte ve dönüştürmektedir. Genel olarak kıyılar önce su ürünlerinden yararlanma ve ulaşım için kullanılmışlardır. Teknolojik gelişmeler, ulaşım ve depolama imkânları ile sanayi türü kullanımların da kıyılarda yer almasını sağlamıştır. Aynı zamanda dinlenme amacıyla kıyıların kullanımı, kentleşme ve sanayileşmenin artması sonucu yoğunlaşmıştır. Kara-deniz etkileşiminin en yüksek düzeyde olduğu kıyı alanları, çağımızın hızlı nüfus artışı ve ekonomik gelişmeyi en üst amaç sayan yaşam biçimi ile yoğun ve bilinçsiz bir kullanıma sahne olmaktadır.
Kıyı alanlarının ekonomik ve ekolojik değerler boyutuyla koruma ve kullanma dengesinin sağlanması ihtiyacı konunun çok aktörlü ve katılımcı bir yaklaşımla ele alınmasını gerektirmektedir. Bu ihtiyacı karşılamak için BKAY, sektörel ve yönetsel bütünleşikliği ele alan önemli bir yaklaşım olarak sunulmuştur. BKAY, Türkiye'de henüz tam olmasa da uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda kabul edilen planlar ve devam eden projeler mevcuttur. Bütünleşik kıyı alanları yönetimi kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarını da sürece dahil eden kapsayıcı bir yönetim modelidir. Günümüzde başarılı yönetim uygulamalarının ancak tüm kesimler sürece dahil edildiğinde gerçekleştiği anlaşılmıştır. Türkiye'de bütünleşik kıyı alanları yönetimi kapsamında gerçekleştirilmeye çalışılan projeler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın web sitesinden daha ayrıntılı olarak incelenebilir.
Türk mevzuatında başta Anayasa olmak üzere, diğer yasal düzenlemelerde kıyıların devletin hüküm ve tasarrufunda olmasına ve kullanımında kamu yararının aranmasına yapılan vurgu göze çarpmaktadır. Kıyıda yapılaşmaya izin verilecek yerler ve sınırlar kıyı, kıyı çizgisi, kıyı kenar çizgisi ve sahil şeridi kavramları ve bunlara ilişkin mesafeler çerçevesinde oluşturulduğundan bu kavramlar büyük önem taşımaktadır.
Kıyılar halen gerek Türkiye'de, gerekse dünyanın diğer herhangi bir bölgesinde kentleşme ve nüfus yoğunluğundan ciddi bir şekilde etkilenmeye devam etmektedir. Ekonomi-ekoloji dengesinin kıyılar bakımından ekoloji aleyhine durumu sürmekte ve bu dengesizlik artmaya devam etmektedir.