Medikalizasyon
Modern dünyada, insanlar doğarken, yaşarken ve ölürken tıp kurumuna muhtaç hale gelmiştir. İnsana dair her şeye tıp kurumunun müdahil olması çeşitli tartışmaları beraberinde getirmiş ve “tıbbileştirme” olarak da ifade edilen “medikalizasyon” kavramı ortaya çıkmıştır. Zamanla Talcott Parsons, Thomas Szasz, Michel Foucault, Ivan Illich, Irving K. Zola, Peter Conrad gibi düşünürlerin çalışmalarıyla modern tıbba karşı yöneltilen eleştirileri bünyesinde toplayan bir kavram haline gelmiştir. Medikalizasyon “gündelik hayatının giderek daha fazla tıbbi gücün etki ve denetiminin altına girdiği bir süreç” veya “tıbbi olmayan problemlerin tıbbi problemler olarak tanımlandığı ve genellikle hastalık ve rahatsızlıklarla ilişkilendirilerek tedavi edildiği bir süreç” olarak tanımlanmıştır. Kısaca medikalizasyon, tıp kurumunun gölgesinin hemen hemen her şeyin ve herkesin üstüne düşmesi olarak görülebilir.
Medikalizasyonun ortaya çıkışı modern toplumların dönüşümünden ayrı düşünülemez. Bu çerçevede medikalizasyonu ortaya çıkaran durumları; tıp kurumunun sosyal kontrol otoritesi haline gelmesi, Dünya Sağlık Örgütü'nün sağlığı idealleştiren tanımı, modern toplumlarda sekülerleşme ve ölümün ötelenmesi, sağlığın piyasalaşması ve insan bedeninin metalaşması, ilaç firmalarının tıbbi sistem içerisindeki etkinliğinin artması olarak sayabiliriz.
Medikalizasyonun daha iyi anlaşılabilmesi için ilişkili bazı kavramları bilmek önemlidir. Bunlar; farmasötikalizasyon (toplumun ilaca bağımlı hale getirilmesi), demedikalizasyon (tıbbi konular arasında yer alan bazı sorunların tıbbın dışına çıkarılması), sağlığın metalaşması (sağlığın piyasa malı olarak alınır-satılır hale gelmesi), aşırı teşhis (her şeye tıbbi ihtimaller dâhilinde bakma ve ona göre önlem almaya çalışma) ve risk tıbbı (korku ve belirsizliğin tedavisi) olarak sıralamak mümkündür.
Medikalizasyon üç düzeyde gerçekleşmektedir. Bunlar kavramsal düzey, kurumsal düzey ve etkileşimsel düzeydir.
Araştırmalarda incelemeye tabi tutulan medikalizasyon alanlarını şu kategorilerde toplayabiliriz: yaşam tarzı oluşturma alanları; beden imajı, estetik ve kozmetik alanlar; alkolizm ve madde bağımlılığı; sapkınlık ve anormal davranışlar; akıl ve ruh sağlığı alanları; doğal yaşam seyirleri ve risk ve belirsizlikle mücadele, erken teşhis alanları. Her bir alanın altında çok fazla sayıda tema sayılabilir.
Eleştirel perspektiften bakılınca medikalizasyonun, toplumu dizayn etmek adına tıbbın sosyal kontrol aracı olarak kullanılması, yeni pazarlar oluşturması, sağlık ve hastalığın bir metaya dönüştürülerek ticarileştirmesi, hastaların sömürülmesi, insanın hayatta karşılaşabileceği sorunlarla mücadele etme yeteneğini yok etmesi ve bireyleri tıp kurumuna bağımlı yaşamaya mahkum etmesi, gereksiz tıbbi müdahaleleri artırarak olumsuz tıbbi sonuçlara (hastalık, sakatlık, acı çekme, ölüm gibi) sebep olması, sağlık harcamalarındaki artışlar sebebiyle topluma fazladan ekonomik yükler getirmesi gibi etkilerinden bahsetmek mümkündür.
Sapkınlığın ve anormal davranışların tıbbileştirilmesini temel alarak medikalizasyonun toplumsal sonuçlarını Conrad ve Schneider şu şekilde sıralamışlardır: Sorumluluğun yer değiştirmesi, tıbbın ahlâki olarak tarafsız olduğu varsayımı, uzman hâkimiyeti, tıbbi sosyal kontrol, toplumsal sorunların bireyselleştirilmesi ve sapkın davranışın depolitizasyonu.
Toplumsal olarak utanç kaynağı olarak görülen bazı konuların tıbbi ilgiye maruz kalması ve böylelikle sorunu kontrol altına alma girişimleri de medikalizasyonun olumlu tarafı olarak değerlendirilmiştir.