Türkiye’de Sağlık

Sağlık kurumunun temel işlevi bireylerin ve toplumun sağlığını korumaktır. Bu işlevi yerine getirirken de diğer toplumsal kurumlarla (ekonomi, siyaset, aile, din, eğitim, hukuk vb.) karşılıklı etkileşim ve ilişki içindedir.

Sağlığın en çok etkilendiği kurumların başında ekonomi ve siyaset gelmektedir. Sağlığın örgütlü ve kurumsal bir yapı içinde ve devletin sunmuş olduğu bir hizmet olarak verilmeye başlandığı modern dönemde, sağlık sistemlerinin ve hizmetlerinin temel belirleyicileri büyük oranda siyaset ve ekonomi olmuştur.

Sağlık sistemi, bir toplumun belirli sağlık problemlerini çözmek ve sağlık statüsünü geliştirmek amacıyla toplumun kaynaklarını kullanma mekanizması olarak tanımlanabilir.

19.yy’ a kadar sağlık daha çok ayrıcalıklı kesimlerin ücreti karşılığı alabildiği bir hizmet olmuştur. Bu dönemde geniş kitlelere yönelik örgütlü bir sağlık hizmeti sunulmamıştır. Modern toplumların ortaya çıkması ile birlikte ise sağlık hizmetlerinin kitlesel boyutta örgütlenmesi ve sağlık hizmetlerinin toplumsal boyut kazanması söz konusu olmuştur.

19. yy’ ın ikinci yarısından itibaren koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi anlaşılmış ve Batı'daki devletler sağlık teşkilatları kurmaya başlamışlardır.

Sağlık politikaları genelde, iki ayrı felsefeden yola çıkar ve dolayısıyla iki ayrı seçenek halinde netleşir. Seçeneklerden birincisi; sağlığı toplumsal bir olgu, sağlık hizmetlerini de toplumsal bir görev ve sorumluluk olarak gören yaklaşımdır.

İkinci seçenek ise sağlığı bireysel bir olgu olarak görür. Sağlık hakkının gereklerini toplumsal bir görev olarak ele almayan bu düşünce, bu hakkın yerine getirilmesini tamamen piyasanın arz ve talep kurallarına bırakır.

Osmanlı dönemi sağlık sistemi ve sağlık hizmetleri temelde iki ana döneme ayrılarak ele alınabilir. Birincisi, sağlık sisteminin Selçuklu devletinden miras alınan sistem üzerine kurulduğu ve geleneksel tıp anlayışının egemen olduğu dönem. İkincisi ise Osmanlı’nın batılılaşma çabaları ile birlikte değişen ve dönüşmeye başlayan sağlık sisteminin olduğu dönemdir.

19.yy’a kadar Osmanlı’da devlet eliyle sürdürülen sistemli, planlı ve bilinçli bir sağlık politikasından bahsedebilmek mümkün değildir. Bu döneme kadar sağlık hizmetleri vakıflar aracılığıyla sürdürülüyordu.

Osmanlı’da devlet eliyle yürütülen sağlık hizmetlerinin ve bir sağlık sisteminin ortaya çıkması batılılaşma çabalarının bir sonucudur. Sağlık konusunda ilk reformlar ise 1789’da III. Selim döneminde gerçekleşmiştir.

Sağlık reformlarının genel halk sağlığı hizmetine dönüşmesi ise ancak Tanzimat dönemi ile başlamıştır. Sağlık hizmetlerinin devlet eliyle teşkilatlı bir şekilde yapılandırılması girişimi Tanzimat dönemi ile birlikte yoğunluk kazanmıştır.

Tanzimat döneminin ardından Birinci (1876) ve İkinci Meşrutiyet (1908) dönemlerinde sağlık alanında gelişmeler devam etmiştir.

Cumhuriyet dönemi sağlık sisteminin temelleri Osmanlı’nın son döneminde başlayan gelişmelerin bir devamı niteliğindedir. Ancak sağlık hizmetlerinin planlı ve örgütlü bir yapı içinde ve devlet eli ile verilmesi düşüncesi, Cumhuriyet ile birlikte oldukça önemli ilerlemeler kaydetmiştir.

1920-1946 Tek Parti Dönemde yeni kurulan Cumhuriyet, tüm imkânsızlıklara rağmen pek çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da önemli atılımlar ve gelişmeler kaydetmiştir. Bu dönemde devletçi politikalar hakim olmuştur.

1946-1960 yılları arasındaki dönemde, Türkiye’deki insanlara entegre sağlık hizmetleri sunması beklenen sağlık ocakları kurulmuş, tüm hastaneler yerel yönetimlerden Sağlık Bakanlığı’na devredilmiştir. Böylece sağlık hizmetlerinde devletin denetim alanı daha da genişlemiştir.

1960’lı yıllar sağlıkta sosyalleşmenin ve ülkemizde sağlık devriminin temellerinin atıldığı yıllardır. Bu dönemde sağlık hizmetinin sosyalleştirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır.

Neo-liberal politikalara göre sağlıkta diğer her şey gibi alınıp satılabilen bir metadır. Dolayısıyla sağlığın da arz talep dengesi içinde düşünülmesi gerekmektedir. Ülkemizde de 12 Eylül 1980 darbesinin hemen ardından çıkarılan ve tarihe 24 Ocak Kararları olarak geçen kararlarda diğer alanlarda olduğu gibi sağlığın da liberalleşmesine yönelik politikalar benimsenmiştir.

2003 yılında uygulanmaya başlayan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” Türkiye’nin sağlık sisteminde önemli bir dönüm noktasıdır. 2003 yılından itibaren uygulanmaya konulan sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde ülkenin sağlık sistemi yeniden yapılandırılmış; sağlık bakanlığının rolü yeniden tanımlanmış, kamu hastaneleri özerk işletmeler haline gelmiş, sağlık kuruluşlarına sözleşmeli personel alma ve giderlerini karşılama hakkı tanınmıştır. Böylece sağlık hizmetlerinin sunumunda serbest piyasa mantığına geçilmiştir.