Radyo Yayıncılığının Genel Yapısı ve Tarihsel Gelişimi

Medya ve Radyo

Halka, kamuoyuna ait olan anlamında kullanılan “medium”, “mediae” sözcüğünden türetilmiştir. Yazı, ses ya da görüntü aracılığıyla iletişim kurmayı sağlayan yazılı basın (gazete ve dergi) elektronik basın (radyo, televizyon, sinema ve film) ile sinevizyon mültivizyon, hypermedia, internet, bilgisayar, video, tele -foto, radyo- foto,telefon, faks, vb. kitle iletişim araçlarının bütününe medya denilmektedir. Aydeniz, benzer özellikleri bir arada toplayarak, medya türlerini, görsel, işitsel, basılı, internet ve yeni medya olmak üzere dört ana başlıkta toplamıştır.

John B. Thompson, günümüzdeki medya eğilimlerini dört ana başlıkta açıklar:

1. Medya endüstrilerinin giderek artan yoğunlaşmaları (Concentration)

2. Medya endüstrilerinin giderek artan çeşitlenmeleri (Diversification)

3. Medya endüstrilerinin artan küreselleşmeleri (Globalization)

4. Yayıncılık alanında kuralların kaldırılması yönündeki eğilim (Deregulation)

Telgraf (1835), telefon (1876), fotoğraf (1827), sinema (1895), radyo (1895), video (1968) ve diğer uzantılar son yüzyılın sanayi ötesi toplumundaki iletişim teknolojisinin getirdikleridir.

Radyo ve Ses

Radyonun gelişiminde “ses” üzerine yapılan çalışmalar etkin rol oynamıştır. Gramofon, telefon, telsiz bu anlamda önemi araçlar olmuştur.

Radyo Nedir?

Latince “radius” (radyasyon -ışınım) kelimesinden türemiş olan radyo, sesin elektromanyetik dalgalar aracılığı ile boşlukta yayılması ve bu dalgaların radyo alıcıları aracılığı ile sese çevrilmesi ve kamunun hizmetine sunulması olarak tanımlanabilir. TDK, radyo hakkında isim anlamında üç tanım vermektedir:

1. Elektrik dalgalarının özelliğinden yararlanarak seslerin iletilmesi sistemi.

2. Elektrik dalgalarıyla düzenli olarak yayın yapan istasyon ve bu istasyonun programlarını düzenlemekle görevli kuruluş.

3. Bu istasyonun yayınlarını alan araç.

Radyonun Doğuşu (İcatlar dönemi 1860 –1920)

Radyo tarihinin başlangıcı 1827 yılında fizikçi Savory’nin elektrik arkı etrafındaki toplu iğnelerin mıknatıslanmasını bulması olarak kabul edilmektedir.

James Clark Maxwell’in 1873’de elektromanyetik dalgalarının varlığı ve dalga denklemlerini matematikle ispat etti. 1888 yılında da Rudolf Hertz’in elektromanyetik enerjinin yayılabileceğini, tekrar toplanabileceğini ve dedekte edilebileceğini buldu. Elektromanyetik dalgalara Hertz’in ismi verildi.

Marconi 1894’te oda içinde gönderilen radyo sinyallerini çalan bir elektrikli zil yapıp sonraki 8 yıl içinde transatlantik haberleşmeyi sağlayan mesajları göndermeyi başarmıştır.

Lee de Forest 1907 yılında, Ambrose Fleming’in buluşu olan “radyo lambası”nı geliştirerek radyodan gelen ses sinyallerinin devamlı olmasını sağlayan “boşluk tüpü”nü (vacuum tube) buldu. Boşluk tüpü ile radyoların sesi çok daha kaliteli çıkıyor, kesintisiz yayınlar yapılabiliyordu.

İlk radyo yayını, Prof. Reginald Aubrey Fessenden tarafından 1906 yılında yapıldı.

Radyonun Altın Çağı (1920 –1945)

İlk düzenli radyo yayınları, ABD’de 1920 yılında Pittsburg’daki KDVK adlı özel radyo tarafından başlatılmıştır. Bu yayınları sırasıyla İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği (1922) ve Almanya (1923) takip etmiştir.

1922′de ilk özel radyo verici istasyonu kurularak, pille çalışan radyo alıcıları yapıldı.

Radyonun yaklaşık ilk 10 yılında radyo yayınları AM'le yapıldı. 1935′te Edwin H. Armstrong, FM’i buldu. Elektronik yayınlar taşıyıcı dalganın gücüne ayarlanırsa AM, frekansın gücüne göre ayarlanırsa FM yayın yaparlar. Radyo, 1927 –1945 yılları arasında altın yıllarını yaşadı.

Televizyon Sonrasında Radyo (1945’den Günümüze)

2. Dünya Savaşı radyonun devletleşmesine neden oldu. Radyonun kitleleri etkileme gücü anlaşılmıştı.

İlk radyo istasyonu, ABD'de 1940’da çalışmaya başladı.

1948’de radyolarda tüplerin yerini alacak transistörlerin üretilmesi, çok daha küçük boyutlu ve daha az enerji harcayan radyoların üretilmesinin önünü açtı.

1980 sonrası ise radyo dinleyicilerin farklı ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde modifiye edildi.

1989'da yeni bir döneme giren radyo, çok merkezileşti, uzmanlaştı ve hafif üretim araçları sayesinde dinleyiciler, program yapımlarına daha çok katılır hale geldiler.

Türkiye’de Radyo

Türkiye’deki ilk radyo deneyini Mesleki ve Teknik Öğretim Umum Müdürlerinden eğitimci Rüştü Uzel gerçekleştirmiştir.

Türkiye’de devlet nezdinde ilk radyo denemelerine Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi (TTTAŞ) 1927 yılında başlamıştır. Resmi olarak ilk radyo yayını ise İstanbul Radyosu adıyla, 6 Mayıs 1927'de, Sirkeci'deki Büyük Postane binasının bodrum katında yapılmıştır.

1936 yılında radyonun yönetimi PTT’ye verilmiştir. Bu süreçten sonra 1964 yılına kadar radyo yayınları yönetimi doğrudan siyasal iktidarlara geçti.

1943’te Basın Yayın Umum Müdürlüğü ve 1949’da Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü’ne dönüşecek olan yapı içinde yayınlar, Radyolar Dairesi ve Radyo Fen Heyeti olarak yapılandırılan iki daireye bağlanarak yönetildi.

Radyo yayınları, 1964’de çıkartılan 359 sayılı TRT Kanunu ile kurulan Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’na (TRT) devredildi.

TRT, radyo yayınlarını çok düzenli hale getirdi. Eğitim ve kültür ağırlıklı tam gün yayınlar yaptı. Bölgesel radyo istasyonları kurdu, bölgesel yayınlar yapmaya başladı.

1982 yılına gelindiğinde yayınlar farklı kıtalara genişledi ve yayın yapılan dil sayısı 15’e çıktı.

1982 Anayasası hükümleri doğrultusunda 1984 yılında Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu yeniden düzenlendi.

1992 yılında ilk özel radyo olarak Kent FM ve devamında Süper FM, Metro FM, İstanbul FM, Best FM gibi özel radyolar faaliyetlerine başladı.

1994 yılında ülke içindeki radyo ve yayın karışıklıklarını düzenlemek için Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kuruldu.