Bedensel Engeli Olan Öğrenci ve Öğretmeni

Ülkemizde süreğen hastalığı veya engelli olan veya daha güncel ifade ile yeti yitimi, kişiler genel nüfusun %12.29’unu oluşturmaktadır. Süreğen hastalıklar nedeniyle engeli olan %9.70 oranındaki vatandaşımızın dışında kalan kişilerin (%2.58) içinde bedensel (ortopedik) engeli olanlar %1.25, görme engeli olanlar %0.60, işitme-konuşma olanlar %0.37 ve zihinsel engeli olanlar %0.48 olarak rapor edilmektedir. Bu kişilerin doğrudan karşı karşıya kaldıkları fiziksel ve sosyal engellerin giderilmesi, eğitim ve öğretim olanaklarının geliştirilmesi, mesleki rehabilitasyon kapsamında yapılabilecek meslek edindirme çalışmalarının ve işe yerleştirme oranlarının artması, kişilerin özürlerine rağmen kendilerini daha az engelli hissetmelerine yol açacaktır. Bir başka ifade ile, toplumun içine kaynaşmış birer birey olarak yaşam kaliteleri yükselecektir.

Doğuştan veya sonradan oluşan hastalıklar veya kazalara bağlı olarak ortaya çıkan bedensel engellilik hāli; görsel, işitsel ve zihinsel bozukluklar ile de seyredebilmekte ve engellilik düzeyini arttırmaktadırlar. Okul öncesi dönemde, engeli olan çocuk ve ailesinin yaşamında, daha çok yakın çevreleri tedavi ve bakımlarından sorumlu sağlık ekibi (hekim, fizyoterapist, psikolog, hemşire, ergoterapist, işitme ve konuşma terapisti vb.) varken, okul çağı ile birlikte öğretmen ve okul arkadaşları dahil olmakta, dolayısıyla yeni tanışıklıklar, sosyal ilişkiler ve beceri gereksinimleri ortaya çıkmaktadır. Uluslararası çalışmalar öğretmenlerin kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitimine özellikle önem vermektedir. Ülkemizde de sınıf ve branş öğretmenlerinin engeli olan öğrencilere yönelik tutum ve yaklaşımları konusunda çalışmalar hız almıştır. Bu gereksinime cevap verebilmek amacıyla hazırlanmış olan bu bölüm, engellilik durumu söz konusu olduğunda öğrenci ve öğretmen ilişkisinin ne şekilde düzenlenebileceği konusunda katkılar sunmayı amaçlamıştır.

Bedensel Engeli Olan Bir Öğrenciye Öğretmenin Yaklaşımı

Engeli olan bir çocuğun, toplum içinde bir birey olarak kabul edilmesinin ilk adımı olan okul yaşamına katılımı ve çevresi ile kaynaşması/bütünleşmesi ne denli yüksek ise, okuldan elde edeceği yarar da o denli yüksek olacaktır. Bir başka ifade ile çocuğun arkadaşları, öğretmenleri ve okul idarecileri tarafından benimsenmesi, yeteneklerinin ve becerilerinin ön plana çıkartılmasını, yapabildiklerine göre değerlendirilmesini sağlayacaktır. Bu durum özellikle sınıf içinde lider rolünü üstlenmiş olan öğretmenin ve okul idaresinin özür ve engelli olma hāli ve getirdiği sorunlar, kaynaştırma/bütünleştirme yoluyla eğitim yaklaşımı ve bireyselleştirilmiş eğitim hakkında bilgi ve deneyime sahip olmasına, okul ortamının akademik, fiziksel ve sosyal erişilebilirlik olanaklar konusunda yeterli olmasına bağlıdır. Sınıf içinde herhangi bir engeli olmayan öğrencilerin, engeli olan arkadaşlarına karşı acıma duyguları ile yardım etme, uzak kalma, görmezden gelme, yok sayma gibi tutumlar içinde olmak yerine, sorununu öğrenme, arkadaş olarak tanıma, sınıf içinde varlığını kabul etme, engeli olmayan arkadaşlarıyla iletişim kurdukları gibi iletişim davranışları edinmeleri sağlanmalıdır. Zira engeli olan çocuk, diğerleri gibi arkadaşları ile birlikte olmaktan, çeşitli roller üstlenmekten, sevinç, başarı ve üzüntüleri paylaşmaktan memnun olacak ve bunları isteyecektir. Bu davranışlar, sosyal yaşamın bir parçası olmak için gerekli deneyimleri kazandıracağı gibi çocuğu gelecekteki yaşamına da hazırlayacaktır.