Öğrenme Güçlüğü Olan Çocukların Eğitimi

Öğrenmeye ilişkin güçlükler, farklı beceri ve/veya gelişim alanlarını kapsamakta ve bireyin yaşantısı üzerindeki etkileri, güçlüğün belirlendiği döneme, bireyin yaşına ve yapılan müdahalelerin özelliklerine göre farklılık göstermektedir.

Öğrenme Güçlüğü Nedir?

Öğrenme güçlüğü” kavramı ilk kez Samuel Kirk tarafından 1962 yılında kullanılmıştır. Kirk (1962) öğrenme güçlüğünü; olası bir serebral disfonksiyon ve/veya duygusal ve davranışsal hasara bağlı olarak, dil, konuşma, okuma, yazma, aritmetik ya da okul yaşantısı için gerekli olan diğer süreçlerin birinde ya da birkaçında görülen bozukluk, gerileme ya da gelişimsel gecikme olarak tanımlamış, öğrenme güçlüğünün zihinsel yetersizlik, duyusal yoksunluk ya da kültürel ve eğitsel faktörlerin bir sonucu olmadığını belirtmiştir. Öğrenme güçlükleri; algısal güçlükleri, beyin zedelenmesini, minimal beyin disfonksiyonunu, disleksiyi ve gelişimsel afaziyi içermekte; ancak görsel, işitsel ve motor yetersizliklerin birincil sonucu olarak ortaya çıkan öğrenme problemlerini ve zihinsel yetersizlikten, duygusal bozukluklardan, çevresel, kültürel ve ekonomik olumsuzluklardan kaynaklanan öğrenme problemlerini kapsamamaktadır.

Nedenleri

Öğrenme güçlüğünün nedeni açık bir şekilde bilinmese de, birçok gelişimsel ve/veya nörobiyolojik problem için söz konusu olan risk etkenleri, öğrenme güçlüğü için de geçerlidir. Aşağıda bu risk etkenlerinden birkaçı yer almaktadır:

  • Nörolojik gelişimi etkileyen yaralanmaların ya da uzun süreli hastalıkların olması,
  • Ailede öğrenme güçlüğü olan bir kişinin bulunması,
  • Annenin gebelik döneminde madde kullanımı,
  • Doğum öncesi dönemde tıbbi bakımın yetersizliği ve beslenme yetersizliği,
  • Doğum sırasında yaşanan komplikasyonlar (oksijensiz kalma, kordon dolanması vb.),
  • Doğum öncesi zedelenmeler,
  • Çoğul gebelik,
  • Kurşun gibi çevresel toksinlere maruz kalma.

Sınıflandırma

Öğrenme güçlüğü söz konusu olduğunda, sınıflandırma için tek bir ölçütten ya da rehberden söz etmek mümkün değildir. Ne var ki, zekâ puanı ve akademik başarı öğrenme güçlüğü tanımının temel unsurları olduğundan, öğrenme güçlüğünün okul temelli bir güçlük olduğundan söz edilebilir. DSM 5 Tanı Ölçütlerine göre öğrenme güçlüğü “özgül öğrenme bozukluğu” olarak isimlendirilmekte ve okuma, yazılı anlatım ve sayısal (matematik) bozukluk ile giden özgül öğrenme bozukluğu olmak üzere üç alt tipi içermektedir.

Okuma Güçlüğü: Alanyazında, okuma hızı ve akıcılığı, sözcük okuma doğruluğu ve okuduğunu anlama becerilerinin okuma güçlüğü için önemli belirleyiciler arasında yer aldığı ve okuma güçlüğü yaşayan çocukların okuma-yazma sürecinde yaşadıkları en temel sorunun hızlı ve doğru bir şekilde, metni anlayarak okuyabilme becerisi olduğu belirtilmiştir.

Yazma Güçlüğü: Yazma güçlüğü temelde, bireyin yazma becerisinin kronolojik yaş, zeka ve eğitim düzeyinden beklenenin gerisinde olması durumudur. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklarda karşılaşılan yazı yazma ile ilgili problemlerin başında el yazısı gelmektedir. Yazma güçlüğünden emin olabilmek için heceleme ve el yazısı becerilerinin yanı sıra, bireyin kendini yazılı olarak ifade etme becerilerinde yapılan ayrıntılı değerlendirmelere de gereksinim vardır.

Matematik Güçlüğü: Matematik güçlüğü yaşayan bireyler, aritmetik gerçeklerin ezberlenmesi ve sayısal olarak akıl yürütme becerilerinde de önemli güçlükler sergilemektedirler. Yapılan çalışmalar, matematik alanında güçlük yaşayan bireylerin; sayılar, sayı olguları, dört işlem ve basamak değeri olmak üzere dört temel beceride güçlük yaşadıklarını göstermiştir.

Öğrenme Güçlüğü ve Okul Öncesi Dönem: Öğrenme güçlüğü ilköğretim döneminde tanılanmakla birlikte, okul öncesi dönemde bazı göstergeler ortaya çıkmaktadır. Bu göstergeler hakkında bilgi sahibi olunması, olası bir riski fark etmek ve uygun yönlendirmeyi yapmak açısından önem taşımaktadır.

Değerlendirme ve Müdahale

Tanılamanın yapılmasında ilk adımı, riski fark etmek ve uygun yönlendirmeyi yapmak oluşturmaktadır. Bu nedenle, özellikle ilköğretim dönemindeki çocukların okuma-yazma ve matematik alanındaki öğrenme hızları izlenmeli, bu becerilere ilişkin hatalarının türleri ve sıklıkları kayıt altına alınmalıdır. Tanılama ile ilgili güçlükler tüm dünyada söz konusu olmakla birlikte, dikkatli ve çok yönlü bir değerlendirme ile olası riskleri en aza indirmek mümkündür. Çok sayıda müdahale yaklaşımından söz etmek de mümkündür. Burada temel nokta, bilimsel dayanaklarının ortaya konulmuş müdahale yaklaşımlarının, uzman kişiler tarafından iş birliği içinde hayata geçirilmesidir. Öğrenme güçlüğünden şüphelenildiği andan itibaren, uzman bir ekip aracılığıyla, ailenin katılımı sağlanarak çocuğun mevcut performansını en üst düzeyde sergileyebileceği bir öğrenme ortamı oluşturulmalı ve çok yönlü bir değerlendirme ve müdahale süreci ile birey desteklenmelidir.