Özel Gereksinimli Çocuklar İçin Duyuşsal Gelişim Etkinliği-II

Duyuşsal yeteneklerde yaşanılan zayıflıklar her şeyden önce sosyal hayata katılım ve öğrenme etkinliklerine katılım açısından sorunlara sebep olurlar. Bu durum ilerde meslek hayatına da etki eder.

Duyuşsal yeteneklerin zayıf kalmasının çeşitli sebepleri vardır. Bunların başında genetik faktörler gelir. Bunlar merkezi sinir sistemindeki metabolizma sorunlarına sebep olurlar. Genetik kökene sahip olmayan biyolojik sebepler de duyuşsal yeteneklerin gelişmesini engellerler. Örneğin; beyin zarının iltihaplanması, beyin travması ve doğum esnasında yaşanan oksijen eksikliği bu neden grubundandır. Uyaran eksiliği de duyuşsal yeteneklerin zayıf kalmasına neden olur. Aktivite ve hareket açısından fakir bir yaşam da duyuşsal becerilerin bunların içinde bilhassa da hareket ve vücut algısı alanının zayıf kalmasına sebep olduğu iddia edilen bir nedendir. Duyuşsal yeteneklerin zayıf kalmasına sebep olan etmenlerin sonuncusu ise psikososyal nedenlerdir. Bu nedenlere çocuğun anne babasından ayrı tutulması örnek olarak verilebilir. Çocuğun şiddete maruz kalması ve yine bu anlamda travmalar yaşaması da bahsi geçmesi gereken faktörlerdendir.

Duyuşsal becerilerin zayıf kalması kişinin hayatının her alanına etki eder. Bu alanların ilk sırasında ise bireyin zihinsel gelişimi bulunur. Fiziki ve sosyal çevresini yeterince algılayamayan birey bu çevreye uyum sağlamak adına da bilişsel bir gelişim gösteremeyecektir. Ayrıca duyuşsal becerilerin zayıflığından dolayı kişi birçok alanda yetersizliğe dair tecrübeler yaşayacaktır. Bu durumsa uzun vadede yetersizlik duygusunun oluşmasına ve kişinin karakter anlamında zayıf bir gelişime sahip olmasına sebep olabilecektir.

Duyuşsal becerilerdeki zayıflıklar konsantrasyon sorunlarına sebep olurlar. Örneğin işitme açısından bir zayıflık yaşıyorsa bir birey bu onun dinlediği konulara dikkat etmesini engeller. Bu durum uzun vadede bir konsantrasyon sorununu beraberinde getirir. Bunun yanında konuşma ile duyuşsal beceriler arasında da sıkı bir bağ vardır. Bir çocuğun bir objenin ismini öğrenmesi ve onu söylemesi için onu görmesi, ona dokunması, onu keserken vb. durumlarda çıkardığı sesi duyması, varsa kokusu bunu algılaması gerekir. Bu algı tecrübelerini edinemeyen kişiler bu objenin adını kullanma, onun adı geçtiğinde neden bahsedildiğini anlama gibi konularda zorlanacaklardır. İşitme algısındaki sorunların okul performansını ciddi olarak etkileyen disleksiye de büyük oranda sebep olduğu iddia edilmektedir.

Günümüzde her altı, yedi çocuktan birinin duyuşsal alanda sorunlara sahip olduğu düşünülmektedir ve bu sorunların erkeklerde kızlara göre daha sık görüldüğü de ifade edilmektedir.

Görme algısı sahasında derinlik ve hareket algısı, şekil-zemin algısı, alan algısı ve el-göz koordinasyonu gibi algı alanları mevcuttur. Bu alanlar içerisinde çeşitli zayıflıklar görülebilir. Bunlardan birisi hareketi gözle takip etmede yaşanan zorluk, diğeri ise bir bütünü kavramak için gerekli olan sabit olarak bakabilme yeteneğindeki zayıflıktır. Görme açısından zemin-şekil ilişkisini kavramada zorluk yaşayan birey de görme algısı açısından sorun yaşayan birey grubuna girer.

Dokunma alanında en bilinen sorun dokunmaktan kaçınmaktır. Dokunmaktan çekinen çocuklar oyun esnasında arkadaşlarının elini tutmaktan kaçınırlar veya ıslak meyveyi tutmaktan kaçınır veya parmak boya gibi çalışmaları yapmaktan olabildiğince uzak kaçarlar.

Vücut ve hareket algısı alanında en bilinen sorun ise kişinin kendi bedenine karşı yanlış duygu ve düşünceleridir. Bununla beraber arkaya öne şeklindeki ifadeleri anlamakta güçlük yaşamak da vücut ve hareket algısıyla ilgili bir problemi gösterir.

Duyuşsal beceriler bireyin fiziki ve sosyal çevresiyle sürekli içiçe olmasıyla geliştirilir. Bunun yanında Montessori pedagojisi gibi pedagojik konseptler bunun için uygun teknikler ve materyaller geliştirmiş ve her duyu alanı için eğitim imkanı oluşturmuşlardır.

Bireye verilecek eğitim sistematik olursa etkili bir eğitim sağlanmış olur. Sistematik eğitimin bir elementi eğitimin planlı olmasıdır. Bunun ilk basamağı bireyin performans seviyesinin belirlenmesidir. Bunun için ilk olarak sistematik bir gözlem gerekir. Bu gözlem sonucunda elde edilen bilgiler gelişim skalalarına göre analiz edilerek var olan geri kalmışlığın seviyesi ve çocuğun her bir duyuşsal alanda neleri yapabildiği ve neleri yapamadığının tespiti gerçekleştirilir. Eğitsel planlama bu seviyeye göre yapılacaktır.

Çocuğa öğretilecek becerilerin tespitinden sonra bu becerinin öğretimi analiz edilmelidir. Beceri analizinde genel olarak öğretilmesi hedeflenen becerilerin öğretim sırasına veya zorluk derecesine göre küçük parçalara ayrılması işlemi yapılır.

Bireyin sahip olduğu seviye belirlendikten sonra bireyin ulaşması istenen seviye ön görülür. Bu öngörü üzerinden ona uygun amaçlar tespit edilir ve bu amaçlara ulaşmak adına gerekli materyaller hazırlanarak öğretim gerçekleştirilir.