Oyunun Tarihçesi

Oyun çağlar boyunca her zaman varlığını korumakla birlikte o çağın gereklerine göre şekillenerek kendine yer bulmuştur.

Tarih Öncesi Zamanlar

Ayrıca yaşamlarını avcı toplayıcı olarak sürdüren insanların bütün yaşamları kendilerini korumakla geçiyordu ve yaşamın vahşiliği nedeniyle kendini güven için hissetmeyen insanlar bilinçli oyun ve boş zaman değerlendirme imkanı bulamıyorlardı. Ancak sınırlı olsa da küçük çocukların taştan aletler, hayvan figürleri, yontma işleri yaptıklarına dair kanıtlar bulunmuştur.

Antik Çağlar

Bu çağlarda özellikle Yunan ve Roma uygarlıklarında pişmiş kilden yapılan eklemli parçalardan oluşan oyuncak bebekler görülmektedir.

Platon

Çocukların oyunlarının desteklenmesini, evde annelerin çocuklarıyla oyunlar oynamasını teşvik etmiştir. Platon çocukların doğal malzemelerle kendi oyuncaklarını kendilerinin yapmaları gerektiğini ya da yetişkin rolü yapabilmesi için “araç -gereçlere” ihtiyacı olduğunu vurgulamıştır .

Aristo

Aristo, oyunu iş ve çalışmayla bağlantılı görür ve çalışmanın sonrasında dinlenmek gerektiğinden oyunun bu noktada sağaltıcı bir rol üstlendiğini kabul eder. Bir yandan da oyunun özgür insan için yaşamın amacı olamayacağını savunur.

Orta Çağ

Antik çağa göre bu çağda çocuğa bakış açısı “küçük yetişkinler” olduğu yönünde değişmiştir. Roma döneminden sonra gelen bu dönemde yaşam yeniden çalışmak ve savaşmaya odaklı hale gelmiş bu nedenle de savaş alıştırmaları önemli oyun etkinlikleri haline gelmiştir.

Reform ve Rönesans

Rönesans döneminde bebek evleri çok popülerdi ve düğünlerde hediye olarak verilmekteydi. Günümüzde de hala varlığını sürdüren bu bebek evleri kullanıldıkları dönemin iç döşeme özelliklerini yansıtmasıyla da dikkat çekicidir.

Martin Luther

Çocukları dikkatle gözlemleyen Luther, onların doğasına uygun eğitim verilmesi gerektiğini; koşmalarına, zıplamalarına, aktif olmalarına ve oyun oynamalarına izin verilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

John Amos Comenius

Comenius oyunun çocukların kişiliklerini geliştirdiğine, ahlak ve değer eğitimine de katkısı olduğunu “Informatorium” adlı eserinde bahsetmiştir. Çocukların yaşam deneyimlerinin başlarda duyusal algılarıyla şekillendiğini ve bunun oyun yoluyla gerçekleştiğini belirtir.

John Locke

John Locke, oyunu çocukların özgürlüklerini ortaya koyabilecekleri bir alan olarak tanımlamakta ve bu konudaki kısıtlamaların gelişimlerinin ahenk içinde ilerlemesine engel olacağını ifade etmektedir.

18 ve 19. Yüzyıllar

Bu yıllarda otomatik oyuncaklar el yapımı oyuncaklara göre popülerliklerini giderek arttırmışlardır.

Çocukların artık “küçük yetişkin” olarak kabul edilmedikleri olumlu bir bakış açısının geliştiği bu dönemde Sanayi Devrimi’nin de gerçekleşmesiyle birlikte anne -babalar daha çok dışarıda iş hayatında olmaya başladılar ve çocuklar anaokullarına verilmek durumunda kaldılar.

Jean Jack Rousseau

5 yaş arası çocukların sadece “oyun” yoluyla öğrenebileceğine inanmış ve oyunun “boş zaman” etkinliği olarak anılmasına karşı çıkmıştır. Rousseau, oyunu sağlıklı bir beden ve zihin için olmazsa olmaz bir etkinlik olarak tanımlamıştır. Futbol, okçuluk, tenis ve müzik aleti çalmak için yetişkin işi olarak tanımlanan aktiviteleri yapmaları için çocukların desteklenmesi gerektiğini ancak bu desteğin onları rekabetçi, fazlaca yapılandırılmış ya da fazlaca yetişkin yapmasından da kaçınılması gerektiğini ifade etmiştir.

Johann Pestalozzi

O’na göre çocuk bir bütündür ve Rousseau’nun aksine oyun doğal etkinlikler yerine amaçlı, toplum yararlı olacak şekilde ele alınmalıdır. Çocuklar eğitim yoluyla onu hayata hazır kılacak, açlığını giderecek ve huzur içinde olabileceği şekilde düzenlemeler yapılarak yetiştirilmelidir.

Friedrich von Schiller

Schiller’e göre gerçekler oyun içinde ciddiyetini kaybetmektedir. Temel ihtiyaçlar karşılandığında oyun güzelliklerle ilişkili olarak insanın bütünselliğini geliştirip yaşamını değiştirebilir.

Frederich Froebel

Froebel, “çocuk bahçesi” anlamını taşıyan “kindergarten” kavramını ortaya koyan ilk kişidir. Çocukları, hassas bakım ve beslenme gerektiren birer fidan olarak görmüştür. Oyunun çocuk eğitiminde önemli bir yeri olduğunu savunan ilk eğitimcidir. Oyun kesinlikle boş bir motor faaliyet değil, bilgi edinmek için bir zorunluluk ve mutluluk veren iştir .

Maria Montessori

Çocukların eğitimine önem veren Montessori ilk “Çocuklar Evini” (Casa Dei Bambini) kurmuştur. Montessori’ye göre çocuklar yetişkin yardımı olmaksızın kendi kendine ve doğal olarak öğrenmeleri, yaşamı deneyimlemelidir. Emici zihne sahip çocuklar bir şeyin doğrudan kendilerine öğretilmesine ihtiyaç duymaz yaparak yaşayarak öğrenmeyi tercih eder.

20. ve 21. Yüzyıllar

Johannes Huizinga

Oyunu, hayatın her alanını içine alan bir eylem olarak tanımlamıştır ve acil ihtiyaçları aşan ve hayata anlam katan bir “oyun” olarak tanımlamıştır.

David Elkind

Yetişkinler oyunu basitçe eğlenmek ve zaman kaybı olarak tanımlamakta ve olumsuz bir gözle bakmaktadırlar. Halbuki oyun çocukların ihtiyaçlarını fiziksel dünyaya adapte edebilmesi için gerekli bir unsurdur.

Anthony D. Pellegrini

Oyun, çocuk için; kendince bir anlam içermeyen, sadece oyun için yapılan hareket; yetişkinler için ise bu hareketlerin oluşturduğu bütün bir görüntüdür. Pellegrini, oyunu nesnelerle tek başına oyun, itiş kakış oyunu, loko -motor oyun, yapı -inşa oyunu, sembolik oyun, dil oyunu ve kurallar oyunları içeren bir kavram olarak ele alır.

Türk Tarihinde Oyun

Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan “Divanü Lügati’t Türk” eserinde oyunu, yarışma, hoşça vakit geçirme, spor gibi değişik anlamlarda kullanılmıştır. Farabi, oyun oynamayan çocuğun ruhunun ölü olduğunu ifade eder. İbn -i Sina (980 -1037) ise çocukların özellikle 0 -2 yaş arasında bakımına önem verilmesi gerektiğini, aşırı olmayan ölçüde ilgilenilerek oyun oynatılmasının gerekliliğine vurgu yapmıştır. Selçuklularda oyunların insanların boş vakitlerini eğlenceli şekilde değerlendirmelerinin yanı sıra zekalarını geliştirmek için de oynanması gerektiğine yönelik görüşler mevcuttur.