Okuma Parçaları IX
Kelime anlamı “durmak, durdurmak, ayakta durmak; alıkoymak” anlamlarını ifade eden “vakıf” terim olarak bir insanın “bir malını veya mülkünü insanların/canlıların faydalanabileceği bir faydaya/menfaate tahsis etmesi, bağışlaması demektir. Diğer bir ifadeyle gelir getiren bir yeri/şeyi kendi mülkünden çıkarıp süresiz (ebedi) olarak insanların/canlıların istifadesine tahsis etmesidir. Vakıf kelimesi “vakfedilen mal” anlamında isim olarak da kullanılır. Çoğulu “Evkāf” vakıflar şeklinde olur. Bunu yapan kişiye “vâkıf” (vakfeden, bağışlayan) denir. Bunu belgeleyen ve şartlarını belirten yazılı vesikaya ise “vakfiye” ya da “vakıfnâme” denir.
Kısaca, vakıf yoluyla kurulan müessesenin gelir yerlerini, miktarını, hangi masrafların nerelere yapılacağını, kimlerin çalışacağını ve bunlara nereden ne kadar ücret verileceğini, vakfın verdiği hizmetlerden kimlerin yararlanacağını ve söz konusu vakfın nasıl idare edileceğini düzenleyen belgelere en yaygın ismiyle “vakfiye” denir.
“Vakfiye” olarak isimlendirilen belgeler genellikle:
Belgenin en üst kısmında yer alan ve genelde Arapça olarak yazılan tescil veya tasdik kaydı; Alah’a hamd; Peygambere salât ve selâm yapıldıktan sonra dünyanın fâni ve ahiretin bâki olduğunu, bundan dolayı vakfın önemini belirten girizgâh; vakfı yapan (vâkıf) kişinin adı ve ikamet yeri gibi kişisel bilgilerin bulunduğu kısım; vakfedilen mülkün miktarı, bulunduğu yer ve sınırları ile hayratın cinsi ve türü; elde edilen gelirinin hangi alanlarda nasıl kullanılacağı, vakıf görevlilerine ve mensuplarına ödenecek ücret ve tahsisatı belirten şartları belirten meşruta (şartlar); vakfı yönetecek mütevellisini; vâkıfın ölümünden sonra vakfın korunmasını içeren hukuki durum; yine vakfın devamını sağlamak amacıyla yapılan beddua; vakfın yapıldığı tarih; ve vakfın yapıldığına şahit olanların bulunduğu şühûdü’l-hâl gibi kısımları içermektedir.
Vakfiyeler, ilk dönemlerde Arapça, daha sonraları Türkçe olarak; daha sonraları hem Arapça hem Türkçe (Osmanlıca) olarak da kaydedilmiştir. Ayrıca Türkçe vakfiyelerde Arapça olan kısımlar da bulunmaktadır.
Vakfiyenin bulunduğu arşiv, fon ve numarasını, tarihini, vakfın adını ve ana temasını (ana fikrini) belirleme anlamına gelen özet, Osmanlıcada daha çok “Telhîs” ifadesiyle anlatılır.
Vakfiyelerde geçen pek çok kavram bulunmaktadır. Bunlardan hemen hemen her vakfiyede geçen ve yaygın olaka kullanılan kavramlardan bazıları şunlardır:
Câbî: Vakfın gelirini tahsil eden kişi.
Galle: Vakfedilen yerin/şeyin geliri demektir. Han ve dükkân kirası; bağ, bahçe ve çiftlik meyvesi, mahsulatı.
Masraf: Vakfın gelirinin harcandığı yerler denir. Buna “Mavkufun alyh” veya Meşrutun leh” de denir.
Meşrut/meşruta: Şart kılınmış; Şarta bağlı; bağlı olunan husus; vakfın gelirinin harcandığı yerler.
Mürâfa’a: Bir davanın çözümü için davalı ve davacının mahkemede yüzleşmesi.
Mütevelli: Vakfın her türlü işini idare eden kişi
Nâzır: Vakfın idaresiyle görevli olan kişi.
Tescîl: Hakimin vakfın geçerli ve artık geri dönüşü olmadığına karar vermesi.
Tescîl: Hakimin vakfın geçerli ve artık geri dönüşü olmadığına karar vermesi.
Tevliyet: Vakfın idari sorumluluğu
Vakf: vakfetmek, bağışlamak; mülkiyetinden çıkarmak.
Vâkıf: Vakfeden, vakfın sahibi.
Vakfiyeler diğer Osmanlıca metinlere göre Arapça ifadelerin biraz daha fazla bulunduğu metinlerdir. Bunların başında «Emmâ Ba’d» ifadesi gelmektedir. Emmâ Ba’d: “asıl konuya gelince” … demektir.
Her Osmanlıca belgede olduğu gibi belgemizin (varakın) en üst kısmında besmeleyi sembolize eden “Hu/Hüve” lafzı yer almaktadır.
Okuduğumuz belgenin tescil kaydı Arapça olarak yapılmıştır. Bu kısmın tercümesi şöyledir:
Bu vakfiyede bulunan vakıf, şartları, türü, kaydı; tamamını sahih buldum, ben de, vakıf konusunda fakihlerin bu husustaki farklı görüşlerini bilerek bu vakfın özel ve genel hükümlerinin sahih ve lüzum (geri dönülmez) olduğuna hükmettim. Ben Lefkoşa şehrinde el-Mevlâ-hilâfe fakir, Hamîdî Mustafa Efendizâde Mehmed Sun‘ullâh. (Allah beni ve babamı affetsin).
Girizgâh kısmı; “Hamd, kadın ve erkek mümin kullarını salih amellere yönelten, kadın ve erkek Müslümanlara hayır hasenat yapmayı işaret eden Allah’a mahsustur. Şöyle buyurmuştur: Şüphesiz iyilikler (hasenat) kötülükleri yok eder. Salat ve selam, mahlûkatın en şereflisi Peygamberimiz ve günahkârların şefaatçisi Hz. Muhammed üzerine; tertemiz ruh sahibi ailesine ve ashabına olsun.”
Vakıf sahibi Kıbrıs adasından Lefkoşalı “Çekdirizâde el-Hâc Yusuf Ağa”dır.
icâre-i vahide ile icâr (tek kira usulü ile kiraya verme) işletilecek vakfın meşrutası (harcanacağı yerler): Vakfın tamir ve gerekli yenileme işleri; su kanalları, su setleri, kale dışında iki su kuyusu, su yolları ve çeşmeler tamir olunacak, bakımı yapılacak; mahalledeki cami imamına aylık üç kuruş ödenecek; bu imam, biri Kadir gecesinde, diğeri Kurban bayramı gecesinde tamamlanmak üzere yılda iki hatim okuyacak, bunların sevabını babalarına, dedelerine ve bütün geçmişlerine hediye edecek, bu görev için de yıllık on dört kuruş verilecek; caminin kandillerine yıllık on yedi buçuk okka yağ alınacak; artan gelir vakıf sahiplerine ait olacak şekilde belirlenmiştir.
Mütevellisi, vakfın sahibi Çekdirizâde el-Hâc Yusuf Ağa ibn Abdurrahman hayatta olduğu sürece kendisi olacak. Vefatından sonra en büyük ve en salih erkek evladı; bunlar olmadığı takdirde kız kardeşi Zahide Hanıma; sonra kız kardeşi Fatma Hanıma; sonra kız kardeşi Şerife Hanıma; sonra bunların büyük ve salih erkek çocukları; bunların nesli kesilir ise cami imamı; olmazsa mahalle halkının seçtiği ehli salah biri mütevelli olup yıllık yirmi beş kuruş para ya da yirmi beş okka zeytin yağı ücret olarak alacaktır.
Vakfın hukuki açıdan sahih ve geri dönüşü olmadığına karar verilmiştir.
Vakfiye, hemen hemen bütün vakfiyelerde olduğu (Bakara/181) ayeti ile son bulur.
Tarih ise 13 Rebiülevvel, 1241 tarihi Arapça olarak yazılmıştır.
Vakfiyenin son kısmında “Şühûdü’l-hâl yazısı ve çizgisinin altında isimler yazılıdır.