XVII. ve XVIII. Yüzyıllarda Osmanlı Sosyal ve İktisadi Yapısı
Celâli İsyanları ve Büyük Kaçgun
1596-1610 yılları arasında Anadolu’yu kasıp kavuran isyanlardı. İsyanların ortaya çıkmasına bazı nedenleri bulunmaktaydı. Bunlardan birisi o dönemlerde meydana gelen nüfus artışıydı. Nüfusun artmasına karşılık üretim az olmuştu. Bu durum da kıtlığa yol açmıştı. Yine nüfus artışının bir diğer olumsuz sonucu olarak işsizlik artmıştı. Suhte adı verilen medrese öğrencileri mezun olduktan sonra işsiz kalmışlar ve başı boş kalan mezunlar ise eşkıyalara katılmışlardı. Nüfus artışı tımar sistemini de olumsuz yönde etkilemişti. İsyanın ortaya çıkma olayı ise Avusturya ile yapılan Haçova Savaşı'nda Sadrazam Cağalazâde Sinan Paşa’nın orduda sayım esnasında çadırın önünde bulunmayanları asker kaçağı saymasıydı. Kısa zamanda asi eşkıyalar Karayazıcı, Deli Hasan, Canbuladoğlu, Tâvil Ahmed, Kalenderoğlu Mehmed gibi liderlerin etrafında toplanarak halka çeşitli zulümlerde bulundular ve Anadolu’nun her bir tarafını kasıp kavurdular. Eşkıyalar gittikleri yerlerde kadın, çocukları kaçırıyor, insanların mallarını yağmalıyor, hayvanlarını alıp götürüyordu. İsyanları 1610'da sadrazam Kuyucu Murad Paşa dizginlemeyi başardı.
İktisadî Durum
XVII. Yüzyılda dünyada iktisadî açıdan XVII. Yüzyılda bazı değişiklikler ortaya çıktı. Bu asırda dünya ekonomisinde büyük ehemmiyete sahip Akdeniz ticaret yolu ehemmiyetini Atlantik Okyanusu’na bıraktı. Doğu ticaret yollarının Akdeniz’den Atlantik’e geçmesi Osmanlı Devleti’nin buradan elde ettiği gelirlerin azalması ve sermayecilerin Batı limanlarına yönelmesi demekti. Bu arada Osmanlı Devleti’nin önceki yüzyıllardaki zengin ekonomisi gittikçe zayıflıyordu. Devlet sınırlarından geçen ticaret yollarının ehemmiyetinin azalması gümrük gelirlerinin azalmasına neden oldu. Osmanlı Devleti’nin malî buhrana girmesinin en önemli sebepleri; Batılı devletlere kapitülasyonlar verilmesi ve Batı’daki fiyat devriminin Doğu Akdeniz’e geçmesiydi. Diğer nedenler ise savaşlardan ganimet elde edilememesi, savaşların malî zararları, saray masrafları, cülus bahşişlerindeki artış, gelirler masrafları karşılayamamasıydı. Neticede ortaya çıkan bu değişimler devletin iktisadi yapısında ıslahat yapılmasını zorunlu hale getirdi. Ardından XVII. Yüzyılda insan gücünün yerini buhar gücünün alması Osmanlı iktisadî yapısını iyice kötü bir duruma sürükledi.
İlim ve İlim Adamları
Osmanlı Devleti ilim hayatı; Devletin başlangıcından Müneccimbaşı Ahmed Dede Efendi’nin 1702’de ölümüne kadar devam eden klasik dönem, 1702- 1773’de modern eğitim kurumlarının kuruluşuna kadar süren bunalım devresi, 1773’ten 1927’ye kadar devam eden klasik anlayışın etkisini kaybetmeye başladığı yenileşme devresi şeklinde üç dönem de incelenebilir. Osmanlı Devleti XVII. Yüzyıllarda da daha önceki dönemlerde olduğu gibi tıp, astronomi, coğrafya gibi alanlarda birçok ilerleme kaydetmişti. Bu XVII. Yüzyılda diğer bazı müesseseselerde olduğu gibi ilim alanında Batılılaşma söz konusuydu. Kâtip Çelebi, Koçi Bey, Müneccimbaşı Ahmed Dede Efendi, Hezarfen Hüseyin Efendi, Hasenbeyzâde Efendi, Ayn Âli Efendi, Abdurrahman Abdi Paşa, Süheylî Ahmed Efendi, İbrahim Mülhemi, İbrahim Peçuylu, Solakzâde Mehmed Hemdemi Çelebi bu devrin ünlü ilim insanları arasında bulunmaktadır.
Sanat ve Mimari
Osmanlı Devleti birçok kurum ve müessesede olduğu gibi sanatta da İslâm uygarlılarından etkilenmişlerdi. İslâmın sembolüolan hat sanatı Osmanlı Devleti’nde mühim bir yere sahipti. Hat sanatı daha önceki dönemlerde olduğu gibi Osmanlı döneminde de birtakım değişikliklere uğrayarak gelişimini sürdürmüştü. Osmanlılar hat sanatında celî ve aklâmı sitte olmak üzere iki şekilde kullanmışlardı. Kûfi, Selçuklu sülüsü, celî sülüsü, nesta’lîk, aklâm-ı sitte Osmanlılar’ın bu dönemde çoğunlukla kullandıkları yazı çeşidiydi. Osmanlı sanatında mühim bir yeri olan diğer bir sanat dalı ise musikiydi. Mûsiki, hem saray hem de musiki severlerin askerî, dinî, klasik ve folklor dallarında yaptığı tüm toplumda alâka gören bir sanattı. Sultan III. Selim ve Itrî dönemin en önemli musikişinaslarıydı. Dini müziğin gelişmesinde Mevleviliğin katkısı da büyüktür.
Osmanlı Devleti XVII. Yüzyıl mimarisi, Klasik Osmanlı Dönemi, XVII. Yüzyıl mimarisi ise Yabancı Etkiler Dönemi şeklinde başlıklara ayrılabilir. Klâsik Osmanlı Dönemi mimarisi 1558'den 17. Yüzyılın sonuna kadar olan dönemi kapsar. Bu dönemde Mimar Sinan’ın üslubu devam ettirilmeye çalışıldı. Bu dönem merkezî kubbenin farklı biçimlerde yanlara doğru genişletme biçiminin ön planda tutulduğu dönemdi. Büyük külliyelerin inşası azaldı. Medreze merkezli küçük çaplı külliyeler inşa edildi. Dönemin en önemli üç mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa, Dalgıç Ahmed Ağa, Davud Ahmed Ağa’dır.
Âyânlar ve Âyânlık
Osmanlı Devlet’inde şehir ve kazalarda halk ile devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen şahıslara âyân adı verilmektedir. Devlet otoritesinin giderek güçsüzleştiği XVII. Yüzyılda taşrada bazı aile ve şahıslar kendini belirgin hale getirdi. Tımar sisteminin bozulması, İltizam sistemi onların daha da güçlenmesine neden oldu. Giderek zenginleşen ve kuvvetlenen âyânlar halk açısından daha fazla etkiye sahip oldular. Devlet ayanların gücünden istifade etmek için 1726'da bu kurumu resmileştirdi ve ayanlara vergi toplamak, savaşa gitmek, idari görev yapmak gibi görevler verdi. Bazı ayanlar beylerbeyi, sancakbeyi, mütesellim atandı. Müderrisoğulları, Tirsinikli, Tuzcuğulları, Çapanoğulları ünlü âyân ailelerindendi. 1808 Sened-i İttifak'ı ayanların en güçlü dönemi oldu.