Osmanlı Basın Kurumları Tanzimat ve Meşrutiyet Dönemleri
Milattan sonra 5. Yüzyılın ortalarında Çinliler ilkel blok basım yöntemiyle yaprak, ağaç, deri vb. üzerine baskı yapmışlardı. Bu dönemlerde insanlar duygularını, düşüncelerini, tarihsel notlarını el yordamıyla yazarlardı. Kayda geçirilen yazılanların çoğaltılması ve yayılması ise mümkün değildi. Bu yüzden o döneme ait bilgiler kısıtlı kalırdı.
Modern matbaanın mucidi olarak Gutenberg kabul edildi.
Modern anlamdaki matbaanın bulunuşuyla bilginin etki alanı arttı. Zaman içerisinde bilinçlenen halk, Avrupa’da yeni reformların yapılmasına hatta Hristiyanlar arasında yeni mezheplerin doğuşuna zemin hazırladı.
Osmanlı Devleti’nde matbaa ilk kez İspanyol zulmünden kaçarak Osmanlılara sığınan Yahudilerce 1492 yılında kullanılmaya başlandı..
İbrahim Müteferrika Osmanlı Türkeri adına matbaayı ilk kez kullanan kişi idi.
Kurduğu matbaada çıkardığı yayınlarla sosyal konuları irdeledi ve devletin yapması gereken reformlara değindi.
İbrahim Müteferrika'dan sonra matbaa kullanımı Türkler arasında da yayılmaya başladı.
Mısır’da Vekâyi-i Mısriyye (Mısır’daki Olaylar) adında bir gazete çıkarıldı. Bu gazete Osmanlı Türkçesi ile çıkarılan ilk gazeteydi.
II. Mahmud'un emriyle Tavim-i Vekayi gazetesi çıkarıldı. Bu gazetenin yayınlanması için Alexandre Blacque ile anlaşıldı.
Gazetenin iyi bir kitlesel iletişim aracı olduğunu düşünen II. Mahmud; taşra ile iletişimini diri tutmak, yapılan ıslahatları tebaaya daha iyi aktarabilmek ve tebaanın merkezi otoriteye olan inancını sağlamlaştırmak düşüncesiyle Takvim-i Vekayi gazetesini çıkardı.
Ceride-i Havadis, Tanzimat Fermanının ilanının 1 yıl sonrasında çıkarılan ilk yarı resmi Osmanlı Gazetesiydi. İngiliz misyoneri olan William Churchill tarafından devlet teşvikiyle ve imtiyazlarıyla çıkarılmıştı.
İbrahim Şinasi, Türk düşünce tarihinde yenilikçi ve özgürlükçü düşünce tarzıyla önemli bir fark oluşturdu. Geniş kitlelere ulaşabilme ve onlara düşüncelerini aktarabilme gayesinde olan Şinasi, gazeteyi mühim bir araç olarak görmüştü. Bu bağlamda 1860 yılında Tercüman-ı Ahval, 1862 yılında ise Tasvir-i Efkâr gazetelerini çıkardı.
İbrahim Şinasi’ye göre toplumun eğitilmesi ve bilinçlenmesi sosyal ve ekonomik kalkınmanın en önemli unsuru niteliğindeydi.
Namık Kemal, memleketin sorunları ve nasıl kalkınacağını konu alan yazılar kaleme aldı. Özellikle eğitim, şehircilik ve ekonomik unsurları konu alan aldı ve kadınların da eğitilmesi gerektiğini savunan yazılar yayınladı.
Ziya Paşa, siyasi düşüncelerini hiciv (alaylı bir dille eleştiri) sanatını ustalıkla kullanarak kaleme aldı.
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal sorunları kitlelere hitabet yoluyla aktaran Ali Suavi, daha geniş kitlelere hitap edebilmek adına 1867 yılında ‘’Muhbir’’ gazetesini çıkardı.
Tuna gazetesi, taşrada çıkarılan ilk resmi gazete idi.
Envâr-ı Şarkiyye Gazetesi, Anadolu’da çıkarılan ilk Türkçe gazeteydi.
Namık Kemal, memleketin sorunları ve nasıl kalkınacağını konu alan yazılar kaleme aldı. Özellikle eğitim, şehircilik ve ekonomik unsurları konu alan aldı ve kadınların da eğitilmesi gerektiğini savunan yazılar yayınladı.
Ziya Paşa, siyasi düşüncelerini hiciv (alaylı bir dille eleştiri) sanatını ustalıkla kullanarak kaleme aldı.
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu siyasi ve sosyal sorunları kitlelere hitabet yoluyla aktaran Ali Suavi, daha geniş kitlelere hitap edebilmek adına 1867 yılında ‘’Muhbir’’ gazetesini çıkardı.
Tuna Gazetesi, taşrada çıkarılan ilk resmi gazeteydi. Takip eden yıllarda ise Erzurum’da Envâr-ı Şarkiyye Gazetesi çıkarıldı. Bu gazete, Anadolu’da çıkarılan ilk Türkçe gazeteydi.
Sıltan II.Abdülhamid dönemiyle birlikte basın organları tamamen yayıldı ve siyasi propaganda yapabilmek için en iyi araç olarak kullanılmaya başlandı.
Bu propagandaların ekseriyeti Osmanlı Devlet çıkarları aleyhine olacak şekilde işliyordu. Oluşan olumsuz durumdan rahatsızlık duyan Sultan II. Abdülhamid basına karşı sert tedbirler almak zorunda kalmıştı.
Bu dönemlerde yapılan yayınlarda parlamenter bir sisteme ve anayasal düzene geçilmesi sıkça vurgulanıyordu. Devlet yapılan baskılara daha fazla karşı gelemedi ve 23 Aralık 1876’da I. Meşrutiyet ilan edildi. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin ilk anayasası olan Kanun-i Esasi yürürlüğe girdi.
Sultan II. Abdülhamid, tahta çıkışından birkaç ay sonra tüm basın yayın faaliyetlerini denetleyecek mercii olan ‘’Matbuat Müdürlüğü’’nü kurdu.
Bu müdürlüğün başlıca faaliyeti devlet aleyhine olan basın faaliyetlerini halkın ve devletin menfaatlerine uygun hale getirebilmekti.
İlerleyen yıllarda matbuat müdürlüğü bünyesinde sansür memurları görevlendirildi. Bu memurlar devlet menfaatlerine ters düşen yazıların kısmen değiştirilmesini talep edebileceği gibi yazının basılmasını tamamen de engelleyebilirdi.
Siyasi ve ekonomik kargaşanın had safhaya ulaştığı bir dönemde basına getirilen sansürler ve yasaklar, düşünce ve ifade özgürlüğünün oldukça kısıtlanmasına neden oldu.
’Jön Türkler’’, meşrutiyetin ilan edilmesini, parlamenter sistemin oluşturulmasını, sultanın mutlak hakimiyet zihniyetine son verilmesini talep eden muhalif bir düşünce grubuydu.
Sultan II.Abdülhamid döneminin önemli yazarlarından ve Jön Türk grubunun öncülerinden olan Mizancı Murad, Mizan gazetesini çıkardı. Padişahtan tahtı terk etmesini talep eden yazılar kaleme aldı.
Ahmet Midhat Efendi, II.Abdülhamid dönemin en özgün yazarlarındandı.
Ahmet Midhat Efendi tarafından çıkarılan Tecüman-ı Hakikat gazetesi üstlendiği önemli misyonla toplumu eğitmek gibi önemli bir amaca hizmet etti.
Ara Nesilciler (Gelenekçi Aydınlar), II. Abdülhamid döneminde siyaset ve politikadan uzak durarak şiir, roman, tiyatro ve edebiyat ile ilgilenenlerin oluşturduğu topluluktu. Bu grubun yayınları daha çok Tecüman-ı Hakikat ve Saadet gazeteleri vasıtasıyla yayınlandı.
Bu dönemde yenilikçi aydınlar adında bir diğer düşünür grubu vardı. Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılan Servet-i Fünûn dergisi düşünür grubunun isim babası oldu.
Bu grup içerisinde yer alan yazarlar ağır bir edebi dil kullanarak Avrupai tarzda eserler verdi. Sanat sanat içindir anlayışıyla yazılar kaleme alındı.
1877-1878 Rus Savaşının vuku bulmasını gerekçe gösteren Sultan II. Abdülhamid, Meclis-i Mebusan’ı kapattı. Böylelikle I. Meşrutiyet dönemi sona erdi. Bu dönemden II. Meşrutiyetin ilan edilmesine kadarki dönem istibdat dönemi olarak anıldı.
Anayasal düzene tekrar geçilmesini talep eden ittihat terakki cemiyeti bu konuda Sultan II. Abdülhamid’e baskı yaptı. Baskılara daha fazla dayanamayan sultan, 23 Temmuz 1908’de yeniden Kanun-i Esasi’yi yürürlüğe koydu. Böylelikle istemeden de olsa II. Meşrutiyeti ilan etti.
II. Meşrutiyet’in ilanından sonra basın sansürünün ortadan kalkışıyla etkileri günümüze kadar gelen farklı fikir akımları oluştu. Özellikle Avrupa’da yaşanan Fransız ihtilali ve yayılan milliyetçilik düşüncesi, hali hazırda çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti’ni çok olumsuz etkilemişti. Oluşan olumsuz havayı dindirmek isteyen dönem aydınları çeşitli ideolojiler etrafında Osmanlı çatısı altındaki milletleri tekrar bir araya getirmeye çalıştı.
Osmanlıcılık: Esasen II. Mahmud döneminde temelleri atılan fikir akımıydı. Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti çatısındaki milletlerin selametinin milliyetlerini ve dinlerini bir kenara bırakarak tek bir düşünce etrafında buluşmasına dayanan bir fikir akımıydı.
İslamcılık: İsminden de anlaşılacağı gibi bu fikir akımı, toplulukları bir arada tutan esas unsurun din olduğunu savunan düşünce akımı idi. Bu akıma göre toplum, hangi etnik unsura mensup olursa olsun etnik kökenini göz ardı ederek İslam ülküsü altında toplanmalıydı.
İslamcılık akımının en önemli temsilcilerinden biri Mehmet Akif (ERSOY) idi. Bu akımın yazarları kaleme aldıkları yazılarda sadece Osmanlı coğrafyasını değil, tüm İslam coğrafyasını kapsayan yazılar yazarlardı.
Batıcılık: Bu düşünce akımına göre memleketin selameti batıya yönelimden geçmekteydi. Toplum ve yönetenler, batının medeniyetinden ve biliminden istifade edebildiği ölçüde kalkınabilir ve gelişim gösterebilirdi. Bu görüşe göre dönemin sosyal, ekonomik, düşünsel ve eğitsel gereksinimlerinin Avrupa’lı devletlerde olduğu gibi sağlanması gelişmesinin en mühim gereksinimiydi.
II. Meşrutiyet döneminde bu akımın en önde gelen temsilcileri Ahmet Cevdet, Ahmet Rıza, Celal Nuri ve Tevfik Fiket’ti.
Türkçülük: 1908 Yılında Rusya’dan kaçarak Osmanlı yurduna gelen bazı düşünürler Türk milliyetçiliğinin merkezi olan Türk Derneği’ni kurdu. Bu fikir akımında esas olan etnik kökendi. Günümüz Türk milliyetçiliğinin de esasıydı. Türkçülük akımının en önemli düşünür ve yazarları Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Yusuf Akçura, Ömer Seyfettin ve Aka Gündüz’dü.