Osmanlı Diplomasi Teşkilatı Klasik Dönem

Osmanlı Devleti kurulduğu coğrafya itibarı ile diplomasiye önem vermesi gereken bir devletti. Osmanlı Devleti’nin kuruluş ve yükseliş dönemlerine bakıldığında devletlerle karşılıklı bir diplomasiden söz etmek mümkün değildi. III. Selim dönemine kadar Osmanlı Devleti’nin diplomatik faaliyetleri tek taraflıydı. İstanbul’un fethinden sonra Venedik başta olmak üzere yabancı devletler daimi elçiliklerini İstanbul’da bulundurmaya başlamasına rağmen Osmanlı Devleti yabancı devletlerin merkezlerinde daimi elçiler görevlendirmedi gerekli gördüğünde devletlerle görüşmelerini fevkalade elçiler aracılığıyla yaptı.

Osmanlı Devleti’nin siyasi olarak üstünlüğü ele geçirdiği dönemler diplomasisinin de güçlü olduğu dönemlerdi. İstanbul’un fethi ile birlikte Osmanlı Devleti bir cihan devleti haline geldi. Yavuz Sultan dönemindeki fetih politikası ile İslam dünyasının lideri Halifesi Osmanlı Padişahı oldu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Avrupa’da hem siyasi hem de diplomatik olarak Osmanlı Padişahına denk bir makam bulunmuyordu. Bu süreçte izlenen siyasi ve diplomatik tavrın neticesinde, hiçbir devleti eşit hakları haiz muhatap kabul etmeme anlayışı yerleşmeye başladı. Ancak 1606 Zitvatoruk ve 1699 Karlofça Antlaşmaları Osmanlı Devleti için dönüm noktaları oldu. Birincisi ile Avrupa’da kazanılan diplomatik üstünlüğü kaybetti, ikincisi ile de Avrupa’da geri çekilmeye başladı.

Osmanlı Devleti’nin diplomasi teşkilatının merkezinde Padişah vardı. Kuruluş döneminde Padişah ve beyliğin ileri gelenleri diğer beyliklerle veya yabancı devletlerle diplomatik meseleleri müzakere ederdi. Fatih Sultan Mehmed döneminde devletin merkez teşkilatı tam teşekküllü hale gelince Padişah, vezirazam, Divân -ı Hümâyun, nişancı ve reîsülküttâb diplomasinin yürütülmesinde önemli makamlar oldu.

Dış politika ile ilgili konular Dîvan -ı Hümâyun’da tartışılır öyle karar verilirdi. Diğer devletlerden gelen elçilik heyetleri de önce divan, sonra vezirazam ve gerekli hallerde de Padişah huzuruna çıkarılırdı. Bu sayede diğer devlet temsilcileriyle görüşmeler yapılırdı. Divan’da yazı ve evrak işlerinin yürütülmesi Nişancı ve ona bağlı reîsülküttab başkanlığındaki kâtipler tarafından yapılırdı.

Devletin haricî işleri reîsülküttâb tarafından yürütülmeye başlayınca zamanla Haricîye Nazırı(Günümüdeki Dışişleri Bakanı) haline geldi. Her türlü diplomatik faaliyetler ve yazışmalar onun tarafından yürütülmeye başlandı. Karlofça Antlaşmasına baş deleğe olarak görevlendirilen Reîsülküttâb Rami Efendi bu makamın öneminin artmasına neden oldu. II.Mahmud döneminde 1836’da Hariciye Nezareti kurulana kadar reîsülküttâblık makamı önemini korudu.

Fatih Sultan Mehmed tarafından feth edilen İstanbul kısa bir sürede dünyanın en önemli ticaret ve diplomasi merkezi haline geldi. Diplomasinin kurucusu olarak görülen Venedik 1454 yılında İstanbul’da daimi elçilik açtı. Venedik’ten sonra siyasi ve ticari ilişkilerin gelişmesine parelel olarak bir çok Avrupa devleti de İstanbul'da daimi elçilik açtı.

Osmanlı Diplomasinin tarihi kaynakları arasında elçilerin gördüklerini ve yaşadıklarını anlatan sefâretnâmeler başta olmak üzere sınır tahdit raporları, barış müzâkere raporları, umumi ve husûsî tarihler, yabancı devletlerle yapılan akitler, yazışmalar ve yabancı tarih araştırmaları ve yabancı sefâretnâmeler gelmektedir.