Osmanlı Mimari Kurumları-Sivil, Askeri, Dini Yapılar

Anadolu’nun İslamlaşma sürecini 7. yüzyıla kadar indirmek mümkündür. Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi, Anadolu’daki siyasi bütünlüğün sağlanması açısından ayrıca önem arz etmektedir. 1243 yılında cereyan eden ve Anadolu Selçuklu Devleti ile Moğollar arasında yaşanan Kösedağ Savaşı’nın Moğollar lehine sonuçlanması, bahsedilen bu bütünlüğü temelinden sarmakla kalmamış Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılma sürecini de başlatmıştır. Bu durumun sonucu olarak da büyüklü küçüklü birçok beylik tarih sahnesine çıkmıştır.

Moğolların baskısı sebebiyle yurtlarını terk eden Türkmenler, Anadolu’ya gelerek kurdukları yeni beylikler kurdular. Hem bu beylikler hem de daha önceden Anadolu yaşamış olan beylerin kurdukları beyliklere “İkinci Beylikler Dönemi” denilmektedir. Anadolu Selçuklu Sonrası ya da İkinci Beylikler gibi isimlerle de anılan Beylikler Dönemi, bir anlamda Anadolu Selçuklu Döneminden diğer beylikleri kendi egemenliğinde toplayan Osmanlı Dönemine geçişin yaşandığı bir dönemdi.

Osmanlı Beyliği, Anadolu Müslüman Türk hâkimiyetini yeniden tesis etmekle kalmayıp siyasi ve kültürel yapılanmasında olduğu kadar ortaya koydukları sanat eserleriyle özgün bir kimlik ortaya koydular Bu durum, mimaride de kendi karekteristik özelliğini sergilemeyi başardılar.

Erken Osmanlı Mimari döneminin başlangıcının Osmanlı’nın kuruluş yılı olan 1299 yılı kabul edilmesi ile ilgili araştırmacılar arasında bir birlik sağlanmakla birlikte dönemin bitişinde araştırmacılar farklı düşünmektedirler. Bitiş tarihi ile ilgili bazı yazarlar İstanbul’un Fetih yılı olan 1453 yılını kabul ederlerken bazıları Fatih döneminin sonu olan 1481 yılını kabul etmektedirler. Bu tartışma, sanat tarihçileri arasında devam edecek gibi görünmektedir. Bu tartışmanın sanat tarihçileri arasında devam edeceği anlaşılmaktadır.

Osmanlı Mimarisinde daha ilk dönemlerinden itibaren külliye inşa edildiği görülmektedir. Külliye, bir caminin çevresinde ya da camiden bağımsız olarak medrese, mektep, darüşşifa, türbe, han, kervansaray, hamam, çeşme, imaret, tekke, zaviye gibi farklı fonksiyonlara sahip yapıların bir arada belirli mesafelerle inşa edildiği yapılar topluluğuydu. Erken Osmanlı Döneminde Bursa ve Edirne’de ağırlıklı olarak görülen külliyeler, şehirlerin fiziksel ve sosyal yapısını geliştirdi ve Selçuklu döneminin cami, medrese, türbe ve çeşme ile sınırlı olan yapı formunu zenginleştirdi. Erken Osmanlı (1299-1481) Mimarisinde külliyeler dağınık yapılar topluluğu halinde inşa edildi. İznik Orhan Gazi Külliyesi (1334), Bursa Orhan Gazi Külliyesi (1340), Bursa Yıldırım Beyazıt Külliyesi (1391-1395) Bursa Yeşil Külliye (1414-1419), Edirne Üç Şerefeli Cami ve Külliyesi (1447), Ankara Karaca Bey Külliyesi (1440), Afyon Gedik Ahmet Paşa Külliyesi (1473), İstanbul Fatih Külliyesi (1463-1470), bu dönemin örneklerindendir. Fatih Külliyesi (Görsel 14.1) selatin külliyelerinin ilki olup caminin merkeze alındığı ve çevresindeki diğer yapıların simetrik olarak caminin etrafında inşa edildiği yapı formuna dönüştü.

Külliyelerin belli bir eksen üzerinde kurulması ise ancak Klasik Dönemde görülecektir. Klasik Osmanlı Mimarisi kaynaklarda II. Bayezid döneminden Batılılaşma dönemine kadar olan (1481-1700) dönem, II. Bayezid Döneminden 16. yüzyıl sonuna kadarki dönem ve İstanbul’un fethinden Batılılaşma Dönemine kadarki olan yaklaşık dönem şeklinde faklı şekillerde tanımlanır. Klasik Osmanlı Mimarisine giden en önemli adım, daha önce de belirtildiği üzere Edirne Üç Şerefeli Camii’nde atıldı. Osmanlı Mimarisi Erken Dönemde hazırlık safhası başarıyla geçti ve İstanbul’un fethiyle artık kendi üslup özellikleriyle klasik normlarda örnekler vermeye başladı. Klasik Osmanlı Mimarisi kendi içerisinde üç alt dönemde incelenmektedir. Bunlar; Erken Dönemden Klasiğe geçiş olarak kabul edilen II. Bayezid Dönemi (1481-1520), Osmanlının özgün karakteristiğini ortaya koyduğu Mimar Sinan Dönemi (16. yüzyıl) ve Mimar Hayreddin, Mimar Davud Ağa, Dalgıç Ahmed Çavuş, Sedefkâr Mehmed Ağa, Koca Kasım Ağa ve Mustafa Ağa gibi isimlerle Mimar Sinan üslubunun devam ettirildiği Mimar Sinan Sonrası Dönem (16. yüzyıl başları-1720)’dir.

Klasik Osmanlı Mimarisinde en çok dikkat çeken konu, farklı yapı tiplerinin birlikte planlanarak yapıldığı yapı toplulukları olan külliyelerin inşa edilmiş olmalarıydı. Külliyeler ile birlikte şehirler gelişkin bir kimlik kazanmaya başladılar. Verilen eserlerle birlikte Osmanlı şehirleri özgün görünümleriyle tarih sahnesinde birer birer ortaya çıkmaya başladılar. Bu dönemde plan, mimari, süsleme ve malzeme gibi birçok konuda hem özgün bir tutum takınılmış hem de kaliteden ödün verilmedi.

Osmanlı Sanatının son evresi olan Geç (Son/Batılılaşma) Osmanlı (1720-1922) Dönemi’nde birçok alanda olduğu gibi sanat alanında da Batılı etkiler kendisini gösterdi. Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıl başlarında Avrupa’daki gelişmeler karşısında kayıtsız kalması mümkün değildi. Eğitim ve askerî alanlardaki değişim ve gelişim arzusu neticesinde Avrupa etkisi Osmanlı ülkesinde hissedilir bir biçimde görülmeye başlandı. Böyle bir ahvalde sanatın da Avrupai üsluplardan etkilenmesi kaçınılmaz oldu. Böylece Osmanlı mimarisinde ve dolayısıyla sanatında yeni teknikler ve biçimlerin ortaya çıktı.

Batılılaşma Dönemi 18. yüzyılda Lale Devri (1718-1730) ile başladı. Bu dönemde Padişah Sultan III. Ahmet, sadrazam ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idi. Paris’e gönderilen Yirmisekiz Mehmed Çelebi’nin Sultan III. Ahmet’e hazırladığı rapor geniş yankı buldu. Fransız saray bahçelerinin bir benzeri olarak Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından İstanbul Kâğıthane Deresi kenarında Sâdâbâd Sarayı ve bahçeleri bunun bir neticesi olarak yaptırıldı. Sultan III. Ahmet’in annesi Gülnuş Emetullah Sultan tarafından yaptırılan Üsküdar Yeni Valide Külliyesi (1708-1710) Lale Devri’nin en önemli temsilcisidir.