Ortaçağda Avrupa’da Skolastik Düşünce, Eğitim ve İlmi Faaliyetler
Orta Çağ Avrupası'na etki eden Batı Roma İmparatorluğu MS 476 yılında sona ermiştir. Batı Roma İmparatorluğu sona erse de kendisinden sonra gelen devletlere veya imparatorluklara etki etmiştir. İmparatorluğun sonlarına doğru "barbar" denilen Germen halkının istilalarda bulunması ve yeni bir din olan Hıristiyanlığın var olması Orta Çağ'dan itibaren Avrupa halkının oluşmasında Antik Yunan kültürüyle birlikte asıl unsurlar olmuştur. Dini anlamda pagan unsurlara inanan ve imparatorluk sınırları içerisindeki hemen hemen her halkın dini yapısını kabul edip bazılarını kendi dinine dahil eden Roma İmparatorluğu I. Konstantinus'tan itibaren artık Hıristiyanlığın daha açık şekilde görüldüğü bir imparatorluk haline gelmiştir. MS 400'lü yıllarda Aziz Augustinus ile birlikte Hıristiyanlık ve bu dinle bağlantılı felsefenin temelleri atılmaya başlandı. Roma İmparatoru I. Theodosius, Hıristiyan dinini imparatorlukta resmi din kabul ederek pagan unsurları tamamen kaldırma yoluna gitmiştir. Aziz Augustinus ile Boethius Antik Yunan filozofları Aristoteles ve Platon'u temel alıp bir anlamda skolastik felsefe adı verilen felsefenin temellerini atmışlardı. Bu iki düşünürden sonra gelecek olan filozoflar veya düşünürler onların görüşleri üzerine bu felsefeye katkı sağlamışlardı. Augustinus ve Boethius'un ardından Orta Çağ'da Erken, Yüksek ve Geç Skolastik dönemler yaşanmıştır. Skolastik dönemlerde düşünürler genel anlamda felsefe ve teolojiyi bir bütün şeklinde görüp sentezlemeye çalışmışlardır. Bazı düşünürler inancı aklın önüne koyarken bazıları tam tersini yapsa da amaçları Hıristiyanlık inancını bir anlamda temellendirmekti. Skolastik düşünürler Orta Çağ dönemi boyunca Bilgi ve Ahlak felsefesi üzerine kalem oynatmışlardır. Geç Skolastik döneme kadar akıl ile inanç yani felsefe ile teoloji bir arada gitse de artık bu dönemden itibaren Roger Bacon gibi düşünürlerle birlikte felsefe ve bilim bir adım daha ön plana çıkmış ve bu da Rönesans gelişmelerine zemin hazırlamıştır. Orta Çağ'da Avrupa'da eğitim sistemine bakıldığında çağa hâkim olan skolastik düşüncenin önce manastırlarda ardından da Papaların ve İmparatorların izniyle kurulan üniversitelerde hâkim olduğu görülmektedir. Orta Çağ Avrupası'ndaki üniversitelerde önceki Antik Roma'dan o zamana gelen trivium ve quidrivium müfredatına göre retorik, matematik, müzik, aritmetik, geometri ve astronomi gibi dersler okutulmuştur. Üniversitelerde öğrenciler öncelikle özgür bir şekilde eğitim görmelerinin yanı sıra belli başlı haklara sahip olmuşlardır. Yine öğrenciler gibi öğretim üyeleri de belli aşamalardan sonra rahatça ders işleyerek fikirlerini özgürce yaymışlardır. Sonuç olarak Orta Çağ'da ortaya çıkan skolastik düşünce her ne kadar Hıristiyanlık dini ile bağlantılı olsa da bu dönemdeki düşünürler İslâm dünyasındaki çeviriler yardımıyla da önemli antik dünyanın eserlerinin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Bununla birlikte Geç Skolastik dönemde Roger Baconın deneysel bilgiyi ortaya atması bilimin tarihi gelişimi için kayda değer katkı olmuştur. Orta Çağ'da Avrupa'da temelleri atılan üniversite kurumları ise günümüze kadar varlığını sürdürerek asırlar boyunca bilgi ve fikirlerin dolaşımını sağlamışlardır.
MÖ 700’lü yıllardan MS 476’da çöktüğü yıla kadar dünyanın birçok yerine hâkim olan Roma İmparatorluğu, siyasi, askeri ve hukuki yönden genelinde dünyaya özelinde ise Avrupa’ya birçok unsur bırakmıştır. Roma İmparatorluğu düşünce ve felsefe yönünden kendisinden önceki Sokrates, Aristoteles ve Platon gibi Antik Yunan düşünürlerinin etkisinde kalmıştır. Özellikle MS 354-430 yılları arasında yaşayan ve Orta Çağ’ın ilk teoloğu ve düşünürü denilebilecek Aziz Augustinus’un İtiraflar eserinde Platon’un izleri görülmektedir. Orta Çağ’ın dini ve felsefesi Aziz Augustinus ile başladığı için onu ele almak faydalı olacaktır. Roma İmparatorluğu sınırlarında bulunan Cezayir’de doğan Augustinus’un babası bir pagan annesi ise bir Hıristiyan idi. Augustinus gençliğinde Hıristiyanlığa karşı çıksa da daha sonra gerek annesinin gerekse de okuduklarının etkisiyle bu dine yönelmiştir. Aziz Augustinus’a göre insan hem inanç yoluyla hem de akıl yoluyla bilgiye ulaşabilirdi. Ancak o, bu iki unsuru eşit bir yere koyarak Orta Çağ’ın skolastik felsefesi oluşmadan önce aslında felsefe ile teolojiyi birleştirmişti. Augustinus’a göre Tanrı’yı ve Tanrı’nın bir yansıması olan insanı anlamanın yolu felsefeden geçmekteydi. Böylelikle Orta Çağ felsefesinin temelini atmıştı. İleriki satırlarda görüleceği gibi Aziz Augustinus Antik Yunan felsefesi ile Hıristiyanlığı sentezleyerek kendisinden sonra gelecek olan teolog ve filozoflara bir görüş bırakmıştır. Orta Çağ filozofları da bu görüşün üzerine kendi fikirlerini ekleyerek ve bazı unsurları farklılaştırarak düşünce tarihine ve hatta tarihyazımına katkıda bulunmuşlardır.