Ortaçağ'da Avrupa'nın Tarihsel Coğrafyası
“Avrupa” ifadesinin çıkış noktası coğrafyadan değil, kültürden kaynaklanmaktadır. İlk defa Eski Yunanlar tarafından kullanılmıştır. Asya kıtası ve Avrupa coğrafi açıdan birbirlerine tamamıyla bağlıdır ve Avrupa, aslında Avrasya’ya ait bir uzantıdır. Avrupa’nın doğu sınırlarını Ural Dağları ve Ural nehri oluşturur.
Avrupa, kuzeydoğuda Rusya’nın ormanları ve Sibirya ile Asya’dan ayrılır. Güneyindeki step koridoru ise Asya’yı ve Avrupa’yı birbirine bağlar. Güney Avrupa da Akdeniz havzasından ve Kuzey Afrika’dan soyutlanarak ele alınmamalıdır. Aralarında derin kültürel ve ekonomik bağlar, bazı bölgelerde benzer iklim şartları ve ortak geçmiş olgusu vardır.
Batı Avrupa sınırlarını belirlemedeki ana faktör, Katolik Kilisesi ve Latin yazısının egemen olduğu kültürel sahadır. Batı Avrupa coğrafi avantajlara sahiptir: Kıvrımlı uzun kıyılar, düşük rakım, ılıman iklim, verimli topraklar, doğal limanlar, kıyı ve iç kesimleri birbirine bağlayan nehirler.
Doğu Avrupa sınırlarını belirleyen başlıca kültürel unsurlar, Ortodoks Kilisesi ve Bizans İmparatorluğu’nun hegemonya alanlarıdır.
Erken Ortaçağ’daki soğuk iklim dönemi vardır.
950-1300 yılları arasında bol yağışlı sıcak bir dönem vardır. Bu dönemde buzullar eriyerek küçülmüştür ve ortalama olarak her iki yaz mevsiminden birisi bol yağmurlu geçmiştir. Olumlu iklim şartları, nüfusun artmasına, çok sayıda şehrin ortaya çıkmasına, ormanlık alanların insan eliyle hızla tahrip edilmesine yol açacaktı. Bu zaman aralığında sıtma hastalığı yaygındı. Havalardaki ısınma, tarımı arttırdı, yapıların pencere boyutları büyüdü.
13. yüzyıl sonlarından itibaren havalar soğumaya başladı. 1315 -1350 yılları arasında, sürekli yağmurlar, kıtlıklar ve Kara Ölüm (Veba) ortaya çıktı. 1315’lerden itibaren Mini Buzul Çağı başladı. Bu olumsuzluklar genel bir yoksullaşma dönemini başlattı. Tahıl fiyatları yükseldi. Yetersiz beslenme, sağlıksız bir nesle, yüksek çocuk ölümlerine yol açtı.
Avrupa nüfusu, 2. ve 3. yüzyıllardan itibaren uzun süreli düşüşe geçti. Sebepleri arasında, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşü, istilalar, uzun savaşlar, salgın hastalıklar vardı. Nüfus, 3. yüzyıldan 7. yüzyıla kadar 3/2 oranında geriledi. Nüfus, 8. yüzyılda yeniden artış trendine girdi.
Avrupa nüfusu 1000’li yıllarda 35.000.000’a yükselmiştir. Bu dönemlerde, Fransa 6.000.000, Almanya 3.000.000, İtalya 5.000.000 nüfusa sahiptir.
1080’li yıllarda 2.000.000 civarında olan İngiltere nüfusu 200 yıl içerisinde yaklaşık üç kat arttı. İtalya’nın 1000 yılı ile 1300 yılı arasındaki nüfusu ikiye katlandı.
13. yüzyıl ortaları ile 14. yüzyıl ortalarındaki kıtlıklar ve veba salgını, Avrupa nüfusunda sert düşüşe neden oldu. Bunun sonucunda, talepte azaldı, gıda ve zanaat ürünleri fiyatlarıyla toprak ve ev kiralarının fiyatları düştü, gelir ve kâr oranları geriledi, istihdam azaldı, işçi fiyatları yükseldi.
Erken Ortaçağ’da Avrupa’da geniş ormanlar ve bataklıklar hâkimdi. Şehirler ve köylerin terkedildiler veya küçüldüler. Gerilemenin belirtileri arasında şunlar vardır: Yapı malzemesi olarak taşın yerini ahşap aldı. Şehirler, köyler küçüldü. Roma şehrinde tarlalar ve meralar sur içine taşındı. İtalya’da bataklıkların ve erozyon riski taşıyan bölgelerin sayısı arttı. Doğa yeniden egemen hale geldi.
Erken Ortaçağ’da Avrupa’nın tamamı ormanlarla kaplandı. Uzun ve soğuk kışlar, yağmurlu ve çok sıcak yazlar ile kendini gösteren iklim şartları, ormanların özellikleri ve türlerini değiştirdi. Avrupa’nın kuzeyi, Alpler, Apeninler ve İber Yarımadası’ndaki Algarve’de çam ormanları, güney kısımlarda meşe ormanları daha yoğundu.
Ortaçağ Avrupa’sına has bir orman ekonomisi oluştu. Odun, inşaat malzemesi olarak, yakacak olarak ve demircilikte, maden çıkarmada, silah üretiminde enerji kaynağı olarak kullanılıyordu.
Ormanlar zengin kaynaklar sunmaktaydılar. Çam kozalağı, çam fıstığı, kestane, böğürtlen, yaban mersini, dut benzeri meyveler ya da yabani çilek, mantar gibi gıda maddeleri, şifalı otlar, bal ve balmumu ormanlardan elde edilmekteydi.
Ormanlar, masallara, anlatılara, keşişlerin yaşamöykülerine ve başka eserlere mekân teşkil etmekteydiler. Tehlikeli, gizemli; aynı zamanda, geçim kaynakları sağlayan yerlerdi. Hayvan otlatma, avlanma, odun toplama vs. olanağı sağlamaktaydılar.
Evcil hayvanlar, yenilebilenler, güçlerinden faydalanılanlar ya da eğlence, arkadaşlık sunan hayvanlar şeklinde kendi içlerinde gruplandırılabilirler. Yenilebilen hayvanlar arasında, domuz, koyun, keçi, inek, tavuk, kaz, ördek bulunuyordu.
Öküzler ve atlardan tarla sürmede yararlanılırdı. At, eşek ve katır, ulaşımda, taşımacılıkta kullanıldılar. Özellikle at, çok yönlü bir faydalı hayvandı.
Köpek, köylüler ve çobanlar için bekçilik yapan, bazen avcılıkta yararlanılan bir hayvandı. Kediler, bakımlarının kolay olması sayesinde yoksul insanların, keşişlerin ev arkadaşları idiler. Kediler, aynı zamanda fare nüfusunu dengede tutmaktaydılar.
Yabani hayvanlardan kurt ve ayı, saldırganlıklarıyla ön plana çıkıyorlardı. Kurt, planlı avlanma biçimleriyle kendisinden korkulan bir hayvandı. Çoğu masal ve anlatının karanlık yönünde kurtlar yer almaktaydılar.
Av hayvanları arasında, geyik, karaca, tavşan, sülün benzeri hayvanlar, kuzey bölgelerdeki kürk hayvanları, nehir ve göllerde balık bulunmaktaydı.