Bulgarlar
Türkistan’dan batıya doğru yapılan göçler neticesinde önce Sibirya’nın batısı ardından da Kafkaslar ve civarına yerleşen Bulgarlar, Avrupa Hun İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra ortaya çıkan siyasi boşlukta Saragur, Onogur ve Ogur adındaki boy birliklerinde yer almışlardır. Bir süre Avar ve Gök-Türk hâkimiyetinde kalan Bulgarlar 635 yılında Kurt (Kubrat) önderliğinde, Kafkasların kuzeyinden Azak Denizi'ne kadar olan sahada Büyük Bulgarya Devleti’ni kurmuşlardır. Kurt Han’ın 665 yılında ölümü ve ardından Hazarların baskısı sonucu dağılan Bulgarların bir kolu Asparuh idaresinde batıya yönelerek Tuna dolaylarına yerleşmişlerdir. Kotrag İdaresindeki diğer bir kol kuzeye doğru çekilerek İtil-Kama nehirlerinin arasındaki sahaya yerleşerek bir süre Hazar hakimiyetinde kalmışlar ardından da İtil Bulgar Devleti’ni kurmuşlardır. Bat-Bayan idaresinde kalan Bulgarlar ise eski yurtlarında kalarak Hazar hâkimiyetini kabul etmişlerdir.
Asparuh idaresinde Tuna dolaylarına gelen Bulgarlar, kısa bir sürede Bizans’ı vergiye bağlamayı başarmış ve bölgede kalıcı olduklarını kanıtlamışlardı. Bulgarların elde ettiği başarıların ardından bölgede yerleşik olan Slavlar, Bulgarların idaresine girerek onlar tarafından teşkilatlandırılarak Avar ve Bizans sınırlarına yerleştirilmişlerdir. Tuna nehrini aşan Bulgarların sınırları güneyde Filibe-Burgaz hattına, batı da Vidin’e ulaşmıştı.
Asparuh’tan sonra devletin başına geçen Tervel Han döneminde, taht kavgalarıyla boğuşan Bizans’ın iç işlerine müdahale fırsatı yakalanmış, II. Iustinianos, Bulgarların desteği sayesinde tahta tekrar çıkabilmişti. Bulgarların bu desteğine karşılık şimdiki Zağra çevresi Bulgarlara bırakılmıştı. Bizans tahtındaki yerini sağlama alan İmparator II.Iustinianos, Bulgarlara verdiği yerleri geri almak üzere onlara saldırmış ve ağır bir yenilgi almıştı. 716 yılında Bizans ile yeniden anlaşma sağlanmış ve 717-718 yıllarında Arapların İstanbul kuşatmasında şehir Bizans ve Bulgarlar tarafından ortaklaşa savunulmuştur.
Bulgarlar, en parlak dönemlerini Kurum Han zamanında yaşamışlardır. Frankların Avarları yıkmasıyla sınırlarını Orta Macaristan’a kadar genişleten Kurum Han, Bizans’ın Balkanlar’da stratejik öneme sahip bazı kale ve şehirlerini zapt ederek Orta Avrupa-Orta Doğu arasındaki en büyük ticaret yolunu denetimi altına almıştır. 814 yılı martında İstanbul’u kuşatan Kurum Han, kuşatmanın hararetlendiği bir dönemde ani bir şekilde hayatını kaybetmiştir (13 Nisan 814).
Kurum Han’dan sonra devletin başına geçen Omurtag Han, Bizans ile otuz yıl süreli bir anlaşma yapmıştır. Benzer bir anlaşmayı Franklarla yapmak isteyen Han, Frankların buna yanaşmaması üzerine onlar üzerine yürüyerek SavaDrava havzasını zapt etti. Ardından Maroş ırmağı dolaylarında Roma döneminden beri işletilmeyen tuzlaları ele geçirerek ülkesine eşsiz bir gelir sağlamıştır. Daha sonra ülkede imar faaliyetlerine girişen Omurtag Han, yıkılan başkent Pliska’yı onartmış, yeni başkent Preslav’ın da temellerini atmıştır.
Boris Han, dönemine gelindiğinde Bulgarlar, 864 yılında Bizans’ın saldırısı karşısında çaresiz kalıp Ortodoks Hristiyanlığı kabul etmiştir. Hıristiyanlığın Bulgar ülkesinde yayılmasıyla bu dönemde Slavlaşma da devletin her kademesinde iyice hissedilmeye başlamıştır. Boris Han, Hristiyanlık üzerinden Bizans’ın ülkesindeki etkisini kırmak için bazı girişimlerde bulunmuşsa da devletin Slavlaşmasını önleyememiştir. Simeon dönemine (893-927) gelindiğinde Han unvanı terk edilerek, Çar unvanı kullanılmaya başlanmıştır.
Çar Simeon’dan sonra yerine oğlu Petro (927-969) devletin başına geçmiştir. Başlangıçta Petro’nun yerine devleti bir süre amcası Surasubul idare etmiştir. O’nun 927 yılında yaptığı anlaşma ile Bulgar hükümdarlarının Çar unvanını kullanmalarını ve Bulgar patrikliğinin bağımsızlığını Bizans’a kabul ettirmiştir. Sonraki dönemde iç karışıklarla uğraşan Bulgarlar, Bizans’ın Ruslarla anlaşarak 969 yılında yaptığı saldırı sonucu önce Ruslar, ardından 972 yılında Bizans tarafından ilhak edilmiştir.
Büyük Bulgarya Devleti’nin dağılmasının ardından Kurt Han’ın oğlu Kotrag idaresindeki Buşgarlar, İtil ve Kama nehirlerinin kesiştiği sahaya çekilmişlerdir. İlk dönemlerinde Hazarlara vergi vermek suretiyle bağlı olan Bulgarların, sonraki dönemlerde Ruslarla bazı mücadelelere girdikleri bilinmektedir. Daha sonra İtil nehri boyunca yapılan büyük ticaret ağına katılan Tuna Bulgarları bu sayede İslam ülkeleriyle ticari ilişkiler kurmuşlar ve bunun sonucunda da İslam dini ve kültürü dairesine girmeye başlamışlardır. X. yüzyıla gelindiğinde devletin başında bulunan Şelkey oğlu Almuş Han, 920/921 yılında Abbasi hilafet merkezine bir elçi göndererek İslam dinini kabul ettiklerini bildirmiş ve halifeden dini öğretecek alimler ile bina ve kale yapımında yetenekli ustalar talep etmiştir. Bu talebe olumlu cevap veren Hilafet merkezinden Bulgarlara bir heyet gönderilmiştir. 12 Mayıs 922’de Bulgar ülkesine varan heyet, Halifenin mektubu ve hediyelerini Almış Han'a takdim etmiş, sonrasında ise Almuş Han; ismini Emir Cafer b. Abdullah olarak değiştirmiş ve böylece de İtil Bulgarları ilk bağımsız Türk-İslam devleti olma şerefine nail olmuştur.
Yerleştikleri coğrafya dolayısyla uzun bir süre Ruslar ile mücadele eden Bulgarlar, 1224 yılında Ruslara karşı zafer kazanarak geri dönen bir Moğol ordusuna pusu kurarak onları ağır kayıplara uğratmıştır. Bu olaydan sonra Moğol askerî birliklerinden ağır darbeler alan Bulgarlar, 1399 yılında da Rusların, başkentleri Bulgar şehrini tahrip etmeleriyle bir daha toparlanamayarak Kazan nehri boyunca yerleşmiş ve bölgenin Türkleştirilmesini sağlamışlardır. 1437 yılında burada kurulan Kazan Hanlığının asıl nüfusunu Bulgar-Kıpçak karışımı bu halkın oluşturduğu bilinmektedir.