Zilyetlik

Taşınır eşyada ayni hakların sağladığı hâkimiyetin dışa yansıtılması ve bu şekilde kamuya açıklığın sağlanması söz konusu işlevlerden biridir. Zilyetliğe bağlanan sonuçlar, onun hakka dayanması veya dayanmamasına bağlı değildir. Diğer bir deyişle Türk Medeni Kanunu (TMK), hakka dayanan zilyetliği koruduğu gibi hakka dayanmayan zilyetliği de koruyucu hükümler ihtiva eder. TMK, zilyetliğe bağlanan sonuçları yalnızca taşınır ve taşınamazlar bakımından değil; diğer varlıklar bakımından da genel bir düzenlemeye tabi tutmuştur.

Taşınırlarda mülkiyet hakkına karine olarak kabul edilen zilyetlik, taşınır davası (menkul davası) açılarak korunabilir. Hak sahibi olmayan zilyedin yaptığı hukuki işlemlerde iyiniyetli üçüncü kişilerin koruması emin sıfatıyla zilyetten edinme bakımından para ve hamiline yazılı senetler açısından benzer hükümlere bağlıdır. İyiniyetli olmama durumunda ise, üçüncü kişi TMK m. 991 hükmüne dayanabilir. Tapuya kayıtlı taşınmazlar bakımında da zilyetliğin koruyucu etkisi vardır.

Zilyetlik, ayni hak kavramı gibi Eşya Hukuku’nun temel kavramlarından biridir. Ancak temel kavram olmasına rağmen zilyetlik kavramı TMK, Türk Borçlar Kanunu (TBK) BK ve Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK) gibi kanunlarda tanımlanmıştır. Kanunda tanımlanmayan zilyetlik kavramının tanımı ve hukuki niteliği konusunda hukuk öğretisinde görüş birliği yoktur. Ancak zilyetlik kavramı TMK m. 973 hükmünde yer alan bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir, hükmü kapsamında tanımı, özellikleri ve hukuki niteliği belirlenmeye çalışılır. Bu hükümde, zilyetlik kavramı tanımlanmamıştır; ancak bu hüküm, zilyet kimdir, sorusunu cevaplar. Her ne kadar söz konusu hükümde zilyedin kim olduğu işaret edilmiş olsa da hukuk öğretisi zilyetlik kavramını da buna göre yapmaktadır.

Zilyetliğin hukuki niteliğinin belirlenmesi konusunda birbirinden farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunlar; hukuki durum, eşya üzerindeki fiili hâkimiyet ve hak şeklindeki görüşlerdir. Zilyetliği hak olarak kabul eden görüş de zilyetliği, mutlak nitelikli sui generis bir hak; alacak hakkı; ayni hak ve kişilik hakkı şeklinde dört farklı alt görüş şeklinde nitelendirmektedir.

Eşya üzerinde fili ve iradi hâkimiyet şeklindeki hukuki durum olarak tanımlanan zilyetlik çeşitli türlere ayrılır. Zilyedin malik olup olmamasına göre, malik sıfatıyla zilyetlik ve başka sıfatla zilyetlik; hakka dayanıp dayanmaya göre haklı zilyetlik ve haksız zilyetlik; zilyedin iyi niyetli olup olmamasına göre iyi niyetli zilyetlik ve kötü niyetli zilyetlik; zilyedin sayısına göre tek başına zilyetlik ve birlikte zilyetlik; eşya üzerindeki durumuna göre dolaylı ve dolaysız zilyetlik; kendisi için, başkası için ve hizmet zilyetliği ile asli ve fer'î zilyetlik ayırımı yapılır.

Müşterek zilyetlik ve elbirliğiyle zilyetlik ayırımın ceza hukukundaki güveni kötüye kullanma suçu ve hırsızlık suçunun tespiti bakımından önemi vardır. Bir görüşe göre, müşterek zilyet, birlikte zilyetlik konusu taşınır eşyayı başkasına satar ve teslim ederse güveni kötüye kullanma suçu oluşur; fakat elbirliğiyle zilyet aynı işlemi yaparsa hırsızlık suçundan sorumlu tutulur. Medeni hukukta ise birinci durumda taşınır mülkiyeti kazanılır; ancak ikinci halde alıcı iyiniyetli olsa da irade dışı elden çıkan taşınırın mülkiyetini kazanmaz.

Zilyet yardımcılığı TMK’da düzenlenmemiştir. Zilyet yardımcısının eşyayı fiili hâkimiyetinde bulundurma konusunda ne bir ayni hakkı vardır ne de bir kişisel hakkı vardır.

Zilyetliğin kazanılması ve zilyetliği nakli (devri), eşya üzerinde zilyetlikle ilgili yapılan hukuki işlemleri veya maddi filleri ifade eder. Zilyetliğin kazanılması aslen kazanma, devren kazanma, tesisen kazanma ve miras yoluyla kazanma şeklinde görülür. Zilyetliğin nakli ise yeni zilyedin dolaysız zilyet kılınması ve yeni zilyedin dolaylı zilyet kılınması şeklinde ikiye ayrılır. Yeni zilyedin dolaysız zilyet kılınması eşyanın teslimi, araçların teslimi ve malın yeni zilyedin fiili hâkimiyetine bırakılması şeklinde ortaya çıkar. Dolaylı zilyet kılınma ise temsilci aracılığıyla zilyetliği kazanma, hükmen teslim, zilyetliğin havalesi ve emtiayı temsil eden senetlerin teslimi şeklinde dört farklı şekilde gerçekleşir.

Zilyetliğe bağlı karineler, zilyetliğin işlevleri arasındadır. Zilyetlik em taşınırlarda hem de taşınmazlarda, korunan hukuki bir durumdur. Zilyetlik taşınırlarda mülkiyete karine teşkil eder.

Zilyetliğin korunması genel kuvvet kullanarak koruma, idari yoldan koruma ve dava yoluyla koruma şeklinde üçe ayrılır. Kuvvet kullanarak koruma ve dava yoluyla koruma TMK’da düzenlenmiştir. Zilyetliğin idari yoldan korunması ise özel bir kanunla hüküm altına alınmıştır.

Zilyetliğin kuvvet kullanarak korunması, zilyetliğin hakka dayanıp dayanmamasından bağımsızdır. Buna göre eşya üzerinde bir hakka sahip olan zilyet kuvvet kullanarak zilyetliğini koruyabileceği gibi haksız zilyet de aynı korumadan yararlanma hakkına sahiptir. Zilyetliğin kuvvet kullanarak korunması TMK m. 981’de savunma hakkı olarak ifade edilir.

Zilyetliği idari yoldan korunması olanağı 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenmiştir. İdari yolla koruma, yalnızca taşınmazlar bakımından öngörülen bir koruma türüdür.

Zilyetliğin dava yoluyla korunması, TMK’nın zilyetliğe bağladığı en önemli sonuçlardan biridir. Zilyetliğe saldırı veya zilyetliğin gaspı durumunda, zilyetlik davaları açılır; ancak taşınır üzerindeki zilyetliği iradesi dışında sona eren önceki zilyet, mevcut zilyedin lehine olan hak karinesini çürütüp, kendi zilyetliğine ait hak karinesine dayanırsa, buna taşınır (taşınır) davası denir.

Haksız zilyedin iade borcunun kapsamı ve talep edebileceği masraflar TMK m. 993 ile 995 hükümleri arasında, sorumluluk ana başlığıyla düzenlenmiştir. Bu hükümler, ayni hakka dayanan istihkak davası ile taşınır davası yoluyla haksız zilyetten iade taleplerinde uygulanır. Ancak söz konusu hükümler, zilyetliğin gasbından doğan haksız zilyetlik davasında uygulanmaz. Ayrıca taraflar arasında eşyanın kullanılmasına ilişkin bir hukuki işlemin bulunduğu durumlarda da TMK m. 993-995 hükümleri uygulama alanı bulmaz. Bu durum, sözleşmeden kaynaklanan sorumluluk hükümlerine tabi tutulur. Sorumluluğa ilişkin hükümler, hem taşınmazlarda hem de taşınırlarda uygulanır. Yukarıda vurgulandığı üzere haksız zilyedin iade borcunun kapsamı ve talep edebilecekleri iyiniyetli olup olmamasına göre belirlenir.

TMK’nın zilyetliğin sona ermesine ilişkin tek düzenlemesi m. 976 hükmüdür. Geçici kesilme kenar başlıklı bu hükme göre, fiilî hâkimiyetin geçici nitelikteki sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez (TMK m. 976). Zilyetliğin sona ermesi zilyedin iradesine dayanabileceği gibi iradesine dayanmadan da sona erme gerçekleşebilir.