Türkiye ve Dünyada Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği
Bugünkü anlamda işçi sağlığı ve iş güvenliği olarak tanımlanabilecek çalışmalar ilk olarak eski Roma’da gözlenmiştir. Heredot ilk kez çalışanların verimli olabilmesi için yüksek enerjili besinlerle beslenmeleri gerektiğine değinmiştir (5,6). Hipokrates, ilk kez kurşunun zararlı etkilerinden söz etmiştir. Nicander , kurşun koliği ve kurşun anemisini incelemiş ve bunların özelliklerini tanımlamıştır. Plini, çalışma ortamındaki tehlikeli tozlara karşı çalışanların korunması amacıyla maske yerine geçmek üzere başlarına torba geçirmelerini önermiştir. Juvenal ise, özellikle demircilerde görülen göz yakınmaları ve göz hastalıklarının yapılan işten kaynaklandığını, sürekli olarak ayakta çalışanlarda varislerin oluşabileceğini açıklamıştır. Georgius Agricola, iş kazaları üzerinde durmuştur. Berdardino Ramazzini, iş kazalarını önlemek için, iş yerlerinde koruyucu güvenlik önlemlerinin alınmasını önermiştir. Amerika’da iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarında Massachusetts eyaleti öncülük etmiş ve 1836 yılında çocuk işçiler ile ilgili bir yasa çıkarılmıştır. Alice Hamilton 1910 yılında kurşun sanayinde görülen zehirlenmelerini incelemeye başlamıştır. OHSAS 18001 iş kazası ve meslek hastalığını en aza indirmek, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili yasal yükümlülükleri yerine getirmek isteyen işyeri için karşılanması gereken şartları içermektedir. 1945 yılında ABD’nin San Francisco kentinde toplanan Birleşmiş Milletler Konferansı, Çin ve Brezilya’lı delegelerin bir Uluslararası Sağlık Örgütü (WHO) kurulması amacıyla toplantı düzenlenmesi oybirliğiyle kabul edilmiştir.
1919 yılında faaliyetine başlayan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO),Birleşmiş Milletlere (BM) bağlı bir kurum olarak, bütün dünyadaki işgörenlerin çalışma şartlarını ve yaşam seviyelerini yükseltmeyi amaç edinen çalışmalar yürütmektedir. Türkiyede inşaat sektörü ile ilgili en önemli gelişme Ankara’nın yeniden imarıdır. Bu dönemlerde Devlet Su İşleri (DSİ) ve Karayolları gibi, büyük çapta devlet desteği ile yatırımlar yapan teknik gücü kuvvetli teşkilatlar kurulmuştur (11,13,21). 1952 yılında, Türkiye’nin NATO (North Atlantic Treaty Organization - Uluslararası Askeri İttifak) üyeliğinin gerçekleşmesi ve şehirlere göçlerin başlası hem inşaat sektöründe büyük altyapı yatırımları başlamısına hemde kentleşmenin hız kazanmasına neden olmuştur. 1958 yılında İmar İskan Bakanlığı kurulmuştur. 1960 lı yılları barajların, enerji üreten tesislerin tüm Anadolu’ya yayıldığı yıllardır. Libya 1972 yılında Türkiye’den müteahhitlik hizmeti alan ilk ülke olmuştur (11). Petrol krizi, petrol üreticisi Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde tüm sektörlerde yatırım ve imar faaliyetlerinin artmasına neden olmuştur .
1980 yılına gelindiğinde, 24 Ocak 1980 tarihinde “24 Ocak Kararları” olarak ekonomik literatüre geçen ve yapısal dönüşümleri içeren bir program uygulamaya konulmuştur. 1999 depremi sonrasında hem alt gelir grubu için daha güvenli ve sağlam yapıya sahip konut üretimi başlamış hem de üst gelir gruplarının daha lüks yapı talebi artmıştır. Belediyelere yetki devri ile kamusal arsaların yasal kullanımının arttırılması, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) gibi dev bir birimin ortaya çıkışı, 2003 yılından sonra toplu konut seferberliğinin ilan edilişi, Türkiye’de inşaat sektörünü ekonominin lokomotifi haline getirmiştir. Türk inşaat sektöründe 2010 yılına kadar ara ara duraksamalarla inşaat sektörü gelişmeye devam etmiştir
Osmanlı İmparatorluğu’nda Tanzimat’tan önceki dönemlerde meslek örgütlenmeleri olan esnaf zaviyelerinin, Fütüvvetname adlı kurallar zincirine dayalı olarak yönetildiği görülmektedir. Loncalar içerisinde yer alan teavün sandığı adlı yardımlaşma sandıkları aracılığıyla bir hastalık veya sakatlık karşısında iş göremez duruma düşen usta, kalfa ve çırak gibi meslek erbaplarına geçimlerini sağlayabilmeleri amacıyla yardımlar sağlanmıştır. 1865’de çıkarılan Dilaver Paşa Nizamnamesi ve 1869 yılında yürürlüğe konulan Maaddin Nizamnamesi kömür madenciliği alanında yapılan ilk düzenlemelerdir. medeni kanun olan Mecelle 1876 yılında tamamlanarak yürürlüğe girmiştir.
1921 tarihli ve 151 sayılı “Ereğli Havzai Fahmiyesi Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” ile madenlerde 18 yaşından küçük olanların çalıştırılması yasaklanmıştır. 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi içerisinde işçilerin haklarının korunmasına yönelik birtakım kararlar alınmış, 1930’da çıkartılan “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu”nu ile asgari 50 kişi çalıştıran işyeri sahiplerine doktor bulundurması ve hastaların tedavi edilmesi mecburiyeti getirilmiştir. 1936 tarihli ve 3008 sayılı İş Kanunu, Türkiye’de çalışma hayatını düzenlemek amacıyla meydana getirilen ilk iş kanunu olarak, iş sağlığı ve iş güvenliği alanında da düzenlemelerde bulunmuştur. 1945’de Çalışma Bakanlığın kuruluşunun ardından ana hizmet birimi olarak “İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü” kurulmuş ve yine 1945 de Meslek Hastalıkları ve Analık Sigortaları Kanunu çıkarılmıştır. 26 Mart 1969 tarihinde İşçi Sağlığı Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi (İSGÜM)” kurulmuştur. 1964 tarihinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu yürürlüğe girmiş ve yine 1964 tarihinde İş Sağlığı ve Güvenliği Müfettişliği Örgütü, daha sonrasında ise; İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi (İSGÜM) kurulmuştur. 1967 yılında 3008 sayılı İş Kanunu’nun yerine 931 sayılı İş Kanunu yürürlüğe girmiştir. 1971 de 1475 sayılı İş Kanunu çıkarılmıştır. 2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 2008 yılında kademeli olarak yürürlüğe girmiştir. 2003 tarihinde 4857 sayılı İş Kanunu kabul edilmiştir. 20.06.2012 tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kabul edilmiştir.