Küreselleşme ve Modernite
Küreselleşme ve modernite ünitesinin en temel amacı, küreselleşme ve modernite arasındaki dinamik ilişkiyi incelemek ve küreselleşme süreci ile birlikte modernitenin geçirdiği değişim ve dönüşümleri ortaya koymaktır. Bu doğrultuda modernitenin küreselleşmeye olan etkisi ile küreselleşen modernitenin geçirdiği dönüşüm ortaya konmaya çalışılmaktadır.
Bu amaçlar biraz daha detaylandırıldığı takdirde;
- Modernitenin tanımını öğrenip modernitenin temel bileşenlerini kavrayabilmek,
- Modernitenin tarihi temellerini anlayabilmek,
- Modernite ile alakalı erken-geç, katı-akışkan modernite ve postmodernite gibi farklı kavramlara aşina olabilmek,
- Küreselleşme ile birlikte modernitenin geçirdiği değişim ve dönüşümü anlayabilmek,
- Küresel modernitenin olumsuz yönlerini mevcut eleştiriler üzerinden öğrenebilmek.
Modernitenin Tanımı ve Temel Bileşenleri
Modernite, spesifik sosyo-kültürel normların, belirli bir bakış açısının ve hayat tarzının oluşturduğu bir olgudur. Bireysellik, kapitalizm, sanayileşme, kentleşme, sekülerleşme ve bilimsel/teknolojik gelişme gibi sac ayakları olan modernite, 16.yüzyılda ortaya çıkmış olup Batı’da 18.yüzyılda Aydınlanma ile birlikte başat bir rol üstlenmiştir.
Max Weber’ göre modernite iki anlama gelmektedir: dünyanın büyüsünün bozulması (disenchantment) ve rasyonelleşme/ussallaşma (rationalization).
Theodor Adorno ve Zygmunt Bauman gibi eleştirel teorisyenler ise Aydınlanma’nın temel ilkelerine dayandırılan modernitenin artık insanın yabancılaşması (alienation), meta fetişizmi (commodity fetishism) ve Holokost (Holocaust) gibi süreçleri ifade edebilecek bir yöne evrildiğini vurgulayıp moderniteyi olumsuz bir zeminde ele almaktadırlar.
Moderntenin Temel Bileşenleri
Bireysellik: Bireysellik, kent hayatında sanayileşme ile ortaya çıkan bir olgu olup bireyin toplumsal/kolektif bilinçten kendini sıyırabilmesini ifade etmektedir.
Sanayileşme: Sanayileşme, ortaya çıkardığı işgücü ihtiyacı ile birlikte kırsaldan kente olan göçü tarihte hiç olmadığı kadar hızlandırmış ve bugünkü kenti oluşturan yeni bir toplumsal yapının varlığını mümkün kılmıştır.
Kapitalizm: Sanayileşmenin mümkün kıldığı kitlesel üretimle birlikte palazlanan kapitalizm, bir sistem olarak bireyselliği, pazar anlayışını, özel mülkiyeti, rekabeti ve ekonomik büyümeyi ihtiva eder.
Kentleşme: Sanayi Devrimi ile birlikte kentlerde fabrikaların açılmış olması, işgücü imkânlarını artırarak kırsaldan kente olan göçü mümkün kılmıştır. İnsanlık tarihinde kırsaldan kente doğru gerçekleşen bu en büyük göç hareketi, bugünkü kentleri oluşturmuştur. Kent, bir Sanayi Devrimi ürünü olarak mekanik bir habitata sahiptir.
Sekülerleşme: Sekülerleşme süreci, modernleşme sürecinin bir bileşeni olarak modernitenin en erken dönemlerinden (16.yüzyıldan) itibaren gündelik hayatın dinden arındırılması olarak tezahür etmiştir.
Bilimsel/Teknolojik Gelişim: Bilim, modern yaşam tarzının dinden arındırılması sürecini oluşturan sekülerleşme eğilimini de tamamlayan bir olgu olmuştur.
Küreselleşme ve Modernite
Dünyanın küreselleşmesi süreci, neoliberal ekonomik anlayışın ortaya çıktığı 1980 sonrası dönemde gerçekleşmiştir. Öncelikli olarak neoliberal düzenin tesis edilmesi, hemen akabinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) yıkılması ve Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) tek kutuplu dünyanın süper gücü olması, mevcut ekonomik anlayışın küreselleşmesinin önünü açmıştır. Bu ekonomik ortamda gelişen hayat tarzı, küreselleşme süreci ile birlikte geç modern yaşam tarzı olarak dünyaya ihraç edilmeye başlanmıştır.
Postmodernite
Modernitenin endüstriyel ya da diğer bir tabirle Fordist üretim tarzına dayalı erken evresi, özellikle 1980’li yıllardan itibaren post-Fordist bir üretim tarzının güçlenmesiyle finansal kapitalist döneme evrilmiştir. Finansal kapitalizm, üretim süreçlerinin kârın birikimine yönlendirilmesi ve tahvillerin, hisse senetlerinin, vadeli işlemlerin ve en geniş ifadesiyle finansal ürünlerin alım satımının ekonomik işlemleri domine etmesi sürecidir. Bu dönem bazı düşünürler tarafından postmodern evre olarak görülmüştür. Postmodernite sıklıkla televizyonun ve popüler kültürün egemen olduğu ve tüketim kültürünün dünyada yayıldığı bir döneme karşılık gelmektedir. Merkezileşmenin önemsizleştiği, kitlesel iletişim ve ulaşım araçlarının yaygınlaştığı bu dönem postmodernitenin zeminini oluşturmaktadır.
Geç Modernite & Akışkan Modernite
Bauman’a göre akışkan modernite katı modernitenin aksine ilişkilerde, kimliklerde, küresel ekonomik düzende ve çağdaş toplumda sürekli olarak değişimin varlığını öngörür. Bu ortamda öngörülemezlik ve belirsizlik hâkimdir. Hemen her ilişkinin akışkanlaştığı bu zeminde her şey hızlı bir şekilde sürekli olarak değiştiğinden dayanıklı bir hayat da imkânsızlaşmıştır.
Charles Taylor geç modern dönemi üç mesele üzerinden eleştiriye tabi tutar: Bireycilik, araçsal aklın öncelenmesi ve özgürlüğün yitimi.
Ulrich Beck’e göre modernleşme sürecinde üretici güçlerin katlanarak büyümesiyle birlikte tehlikeler ve potansiyel tehditler, daha önce eşi görülmemiş bir ölçekte ortaya çıkmıştır.
Küresel modernite, dünya çapında etkin bir şekilde kullandığı araçlarıyla geç modern bireyi homojenleştirip aynileştirmektedir.
Foucault’ya göre küresel geç modern dönemde biyopolitik teknikler üzerinden bir iktidar mantalitesi tesis edilmişken, Byung-Chul Han aynı sürecin psikopolitik teknikler üzerinden gerçekleştiğini söyler.