Küreselleşme Olgusu: Kavram Gelişim ve Yaklaşımlar
Küreselleşme, dünyayı tek bir yer olarak kavrayan yeni bir bilincin şekillenmesini anlatmaktadır.
Küreselleşme, hepimizin gitgide “tek bir dünyada” yaşadığına işaret etmektedir. Küreselleşme ile bireyler, gruplar ve uluslar birbirlerine karşılıklı bağımlı hale gelmektedir.
Küreselleşmenin üzerinde uzlaşılmış genel geçer bir tanımı bulunmamaktadır. Bunun en önemli sebeplerinden biri küreselleşmenin çok boyutlu bir olgu olmasıdır.
Küreselleşme ile dünyada artan bir karşılıklı bağımlılık ve bağlılık durumu söz konusudur. Çünkü küreselleşme, gezegenimizde olan hiçbir şeyin sadece yerel bir olay olmaması anlamına gelmektedir.
Küreselleşmenin; ekonomik fırsatlar ve gelişme, teknolojik gelişmelerle yükselen yaşam standartları, dünya sorunlarına yönelik artan küresel bilinç, dünya çapında artan ve hızlanan bilgi akışı, insan akışları ile artan farklı kültürler arası temaslar gibi olumlu etkilerinden bahsedilmektedir.
Küreselleşme daha çok belirsiz, kaotik ve paradoksal süreçler içeren bir durum olarak görülmektedir.
Küreselleşme sayesinde dünya artık; sınırların muğlâklaştığı, karşılıklı ilişkilerin ve bağımlılıkların yoğunlaştığı, kimliklerin ve çatışmaların çoğaldığı kaotik, paradoksal ve belirsiz bir mekâna dönüşmüş durumdadır.
Küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasında birbiri ile ilişkili pek çok faktörün rolü vardır. Bu faktörlerin başında teknolojik gelişmeler gelmektedir. Dünyanın birbiri ile bağlantılı tek bir yer olması sürecinin en önemli boyutunu dünyanın ulaşım ve iletişim ağı ile birbirine bağlanması oluşturur.
Küreselleşmenin ortaya çıkmasında ekonomik gelişmelerin birincil derecede rolü vardır.
Küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasında ideolojik faktörlerin önemli bir rolü vardır. Sembolik olarak Berlin duvarının yıkılması ile sona eren çift kutuplu dünyada devletçi ekonomik modelin yerini neo-liberal politikaların almasıyla, küresel ideolojinin önündeki duvarda da yıkılmış oldu.
Küreselleşmenin lokomotifinin ekonomi olduğu sıklıkla dile getirilen bir düşüncedir. Dünyanın farklı bölgelerinin birbiri ile bağlantılı ve bağımlı olmasının temelinde ekonomik ilişkiler yatmaktadır.
Faaliyetlerini birden fazla ülkede sürdüren ulus ötesi şirketler ekonomik küreselleşmenin kalbinde yer alırlar.
Küreselleşme, herhangi bir ulusal yasak ve sınırlama ile karşılaşmadan mal, hizmet ve sermayenin uluslararası alanda özgürce dolaşımına olanak sağlayan küresel bir pazarlama sürecini ifade eder.
Siyasal küreselleşme, dünya üzerindeki siyasi ilişkilerin yoğunlaşmasını ve genişlemesini ifade etmektedir. Küreselleşmenin siyasi etkileri ise daha çok ulus devlet ve ulus devletin geleceği bağlamında tartışılmaktadır. Çünkü küreselleşmenin yarattığı değişim ve dönüşümlerden en çok etkilenen öğelerin başında ulus devlet ve ulus devletin egemenliği kavramı gelmektedir.
Küreselleşmenin yaratmış olduğu ekonomik ve politik etkilerin kültür alanına yansıması kaçınılmazdır. Küreselleşme ile beraber ortaya çıkan ekonomik bütünleşme ve siyasi alanda uluslar arası ilişkilerin ve uluslar üstü yapılanmaların etkinliklerinin artması, kültür alanında da küresel bir kültürün ortaya çıkıp çıkamayacağı gibi bir soruyu beraberinde getirmektedir.
Küreselleşmenin kavramsallaştırılması ve etkileri konusunda hiperküreselleşmeciler, şüpheciler ve dönüşümcüler olmak üzere üç farklı düşünce okulu ortaya çıkmıştır.
Aşırı küreselleşmeciler için küreselleşme; geleneksel ulus devletlerin küresel bir ekonomide işlevsiz hale geldiği, insanlık tarihinin yeni bir çağıdır.
Küreselleşmeyi ekonomik bir mantıkla ele alan aşırı küreselleşmeciler; neoliberalizmi, tek bir küresel pazarın ortaya çıkışını ve küresel rekabet ilkesini insani ilerlemenin habercileri olarak görür.
Küreselleşmenin bir mit olduğunu ve abartıldığını savunan şüphecilere göre günümüzde ekonomik karşılıklı bağımlılık düzeyleri hiçbir şekilde tarihsel olarak emsalsiz değildir.
Şüpheciler ulusal hükümetlerin uluslararası ekonomik faaliyeti düzenleme konusundaki gücünü hafife aldığı için, hiper-küreselci tezi temelde kusurlu bulmaktadır. Uluslar arası ticaret hala ulusal hükümetlerin düzenleyici gücüne bağlıdır.
Dönüşümcüler küreselleşmenin modern toplumları ve dünya düzenini yeniden şekillendiren hızlı sosyal, politik ve ekonomik değişimlerin arkasındaki merkezi itici güç olduğuna inanmaktadır.
Dönüşümcülere göre küreselleşme etkilere ve değişime açık, dinamik bir süreçtir. Ancak çelişkilerle dolu olan küreselleşmenin yönü de belli değildir. Şüpheci ve aşırı küreselci açıklamalarla karşılaştırıldığında, dönüşümcüler küreselleşmenin gelecekteki yönü hakkında hiçbir iddiada bulunmazlar.