Popüler Kültür

Önceleri halkın kültürü anlamında kullanılan popüler kültür, kaynağını halktan alan demektir. Günümüzde bu anlam birçok kişi tarafından sevilen veya tercih edilen anlamında ifadesiyle beğeni algısına dönüşmüştür. Popüler kültür, klasik demokrasinin özgürlük ve eşitlik ilkelerinden hareketle bireylerin kültür ürünlerini özgürce ve eşit bir biçimde üretme ve paylaşma olanağını sağlar. Kültür endüstrisi çerçevesinde popüler kültür ürünleri hem ticari kazanç getirici metalarla hem de göstergesel anlamlarla ilişkilidir.

Yaratıcı kültür olarak kabul edilen yüksek kültür ürünleri ise gündelik olana üstün tutlur ve elit kültür olarak üst sınıfı temsil eder. Halk (folk) kültürü, toplumu bütünleştirme, bir araya getirme özelliğne sahiptir. Popüler kültür ise gündelik olan çerçevesinde eğlenme ve oyalanma pratiklerini yapısında barındırır. Bu üç farklı kültürel alan ayrı kültür dünyalarını ve farklı sınıfsal yapılarını tanımlamaz, aksine hepsinde de tüm kültürel pratikler kesişimsel biçimde birbirleriyle ilişkili olarak varlıklarını sürdürürler. Bu anlamda birbirlerini yeniden-yeniden ürettirler.

Popüler kültür yaratmanın küresel güçlerin iktidarına karşı bir direniş, yönetilen grupların lehine ise bir destek olabileceği iddia edilir. Fakat bu tespit popüler kültürün mutlaka destekleyici ve direnişçi olacağı anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde popüler kültürde tüketicilerinin aldatılmış olduğunu söylemek de tüm insanların aldatıldığı anlamına gelmez. Bu bağlamda popüler kültürün egemen çevreler tarafından toplumda gözetim ve denetim mekanizması olarak kullanıldığını inkâr etmektede pek mümkün gözükmemektedir. Frankfurt Okulu ve İngiliz Kültürel Çalışmalar Okulunun görüşleri arasında bazı farklar bulunmaktadır. Frankfurt Okulu kültür endüstrisi görüşü ile bireylerin birbirine benzetilerek bir tahakküm ilişkisinin olduğunu belirtirken, İngiliz Kültürel Çalışmalar Okulu medyanın tüm toplum üzerinde rızaya dayalı bir hegemonya oluşturduğundan söz eder. Diğer bir ifadeyle Frankfurt Okulu bireylerin kültür endüstrisi ürünleriyle aldatıldığını,kandırıldığını, İngiliz Kültürel Çalışmalar Okulu ise bireylerin medyanın sunumlarını onaylayarak benimsediğini vurgular. Ancak her iki okul da popüler kültür üzerinden bireyin yabancılaştığına işaret eder.

Sanat, medya, spor alanları ve toplumda çeşitli yapılar üzerinden işleyen bir kültür söz konusudur. Bu yapılar, popüler kültürün egemenlik ve mücadele alanı olarak işlev görür. Popüler kültür ile çok kültürlülük ilişkisi ise dinî, etnik, cinsiyet ve dezavantajlı grupların popüler kültür ürünü olarak iletişim araçlarından yayılmasını ve tanınmasını içermektedir.

Popüler kültür ile çok kültürlülük ilişkisi ise dinî, etnik, cinsiyet ve dezavantajlı grupların popüler kültür ürünü olarak iletişim araçlarından yayılmasını ve tanınmasını içermektedir. Gerek ulusal gerekse uluslararası mecrada sistemsel açıdan çok kültürcülük de popüler kültür hegemonyasından uzak değildir. Yine insan hakları bağlamında farklı kültürlerin tanınması siyaseti, Taylor’un da ifade ettiği üzere, çok kültürlülük anlayışının toplumlarda yaygınlaşması bakımından demokrasiye hizmet etmektedir. Belki bu konuda medya yayınlarının farklı kültürel yapılara ilişkin daha eşitlik bir tarzda sunulması demokratik taleplerin karşılanması bakımından da önem taşıyor gözükmektedir. Tabii ki hepsinden önemlisi Habermas’ın vurguladığı üzere müzakereci demokrasi bağlamında bir devlet politikasının da tesis edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Şüphesiz medya, yapısal olarak sisteme ilişkin tüm uygulamaları sunma ve aktarma özelliğine sahip olduğu için toplumdaki farklı kültür yapılarna ait bireyleri doğrudan etkilemekte yine popüler kültürün uyumlaşatırıcı ve gözetleyici niteliği varlığını bu farklı yapılar üzerinde de sürdürmektedir.