Kişilerarası İlişkilerin Tanımı ve Önemi

İletişim, genel anlamı ile bireyin varoluşunu anlamlı kılan, yaşamının her anını ifade eden planlı -örgütlü zaman ve mekânın belirleyiciliğinde ortaya çıkan ilişkilerin doğasını ve yönünü tayin eden süreçtir. Birey, içinde yer aldığı toplumun bir parçası olarak yaşamını sürer. Yaşam tarzı, düşünüş biçimi, değer yargıları, tutum ve davranışları ile birey, içinde yaşadığı değerler bütününü temsil eder. Birey, temelde fiziksel, kimliğine dayanan, sosyal ve pratikteki ihtiyaçlarından hareketle iletişim kurmakta, ilişkilerini geliştirmektedir. Bireyin günlük yaşamında dâhil olduğu bütün iletişim süreçlerinde kendisini ifade etme tarzı, sorunlarını dile getirme biçimi, isteklerini karşı tarafa iletme yolları tamamen kişilerarası ilişkilerini biçimleme sürecini ortaya koymaktadır. Birey, deneyimlerinden hareketle yaşamını yönlendirir. Mevcut yaşam koşulları ve beklentiler, bireyin ilişkilerini ve iletişim sürecini olumlu ve/veya olumsuz olarak etkileyebilir. Öyle ki, insanların düşünceleri, değer yargıları, tutumları ve olaylar karşısındaki tepki eğilimleri çoğunlukla toplumsal örüntülerle şekillenir. Aynı zamanda kişilerarası ilişkilerde, iletişimde bulunan ve ilişkiye dahil olan bireylerin çeşitli özellikleri, bu ilişkinin doğasını etkilemektedir. Bireylerin cinsiyetleri, yaşları, fiziksel görünümleri, çeşitli davranış biçimleri ve geçmiş deneyimleri, ilişkilerinde belirleyici rol oynamaktadır.

İletişim, bireysel ve toplumsal bir olgu olarak çeşitli ihtiyaçları karşılar. Birey, toplumsal bir varlık olmakla birlikte tek başına var olmanın, toplumsal kabul görmenin ve kimliğini ortaya koymanın çabası içerisindedir. Birey, temelde ‘fiziksel’, ‘kimliğine dayanan’, ‘sosyal’ ve ‘pratikteki’ ihtiyaçlarından hareketle iletişim kurar, ilişkilerini geliştirir. Bu ihtiyaçlar esas alınarak gerçekleştirilen iletişim, çeşitli faktörlere bağlı olarak değişik karakterlerde ortaya çıkabilir. İnsan ilişkileri ve özellikle de kişilerarası ilişkiler, çok karmaşık davranış biçimleri sergiler. Çeşitli kavramların sembol ve işaretlerle desteklenmesiyle anlamlar paylaşılmakta, birçok yaşamsal süreç bu yolla yaşanmaktadır. Örneğin, insan düşüncesi, sadece bireysel boyutta kalmamakta, grupların, toplulukların ve toplumların kurulması ve sürdürülmesi bağlamında sosyal boyut kazanmaktadır. Birey de kendisine has özellikleriyle -bireyin kimliğini ortaya koyan belirli düşünce tarzları, inançlar, tutumlar, davranış kalıpları -tek ve biricik olma özelliği kazanmaktadır.

Bireylerin çeşitli etkinliklerde bulunabilmeleri, belirli davranışları sergileyebilmeleri ve alternatifler arasından seçim yapabilmeleri için öncelikli olarak ilgili şeyi algılamaları gerekir. İletişim sürecinde önemli yeri olan algı ve algılama, bireyin dış dünyasındaki somut ve soyut tüm nesnelere ilişkin duyumsal enformasyon edinmesini ifade etmektedir. Algılama, çeşitli duyuları gerektirdiği için fizyolojik olmasının yanı sıra sosyal ve psikolojik bir süreçtir ve dış müdahalelere açıktır.

Bireyin duygusal durumu, içinde yaşadığı toplumda egemen tarz olan kültür ve ilişkilerin gerçekleştiği fiziksel mekân kişilerarası ilişkilerin yürütülmesinde önemli rol oynar. Karmaşık bir varlık olarak birey, hem toplumunun genel özelliklerini sergileyerek diğer bireylerle benzeşmekte hem de kişisel özellikleri ile tüm toplumdan ayrışmaktadır. Bu bağlamda, kişilerarası ilişkilerin kurulması, geliştirilmesi ve sürdürülmesi de karmaşık bir yapıya bürünmektedir.