Müteahhirûn Kelam Dönemi ve Ana Meseleleri
Müteahhirûn dönem kelamcıların İbn Sina felsefesinin etkisine girmesiyle başlamış sömürge döneminde oluşan yeni ilm-i kelam hareketine kadar devam etmiştir. Felsefeyi ilk eleştiren Gazali, aynı zamanda etkilenmeyi de beraberinde getirmiştir. Onun felsefeyi eleştirmek için yararlandığı mantık başta olmak üzere daha birçok ilim ve konu kelam ilminin bünyesine katılmıştır.
Bu dönemde kelam sistem, ıstılah/terim, yöntem, amaç ve hedef olarak felsefeden ciddi anlamda etkilenmiştir. Eskinin itikat sistemi olan Allah’a meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahirete ve kadere iman şeklindeki sistem yerine ilahiyat, nübübvvat ve semiyyat şeklinde İbn Sina felsefesinden mülhem bir anlayış getirilmiştir. Bu aynı zamanda varlığı ifade için kadîm ve hâdis terimlerinin yerine vacib ve mümkin gibi yeni terimlerin gelmesine yol açmış, yöntem olarak daha felsefi bir yöntem tercih edilmiştir. Bununla birlikte evrenin geçiciliği ve Allah’ın kadimliğini ispat amacında bir sapma olmamıştır. Ancak Allah ve kâinat algısında farklılık olmamakla birlikte sunuşunda, kullandığı terimlerde, mantığı etkili biçimde kullanmasında, varlığın anlaşılımasını amaç edinmesinde yeni bir zihniyete doğru kayma meydana gelmiştir.
Bu döneme damgasını vuran isimler, başta Gazali olmak üzere Fahreddîn erRazî, Tusî, Âmidî, Adudiddîn el-Îcî, Teftazanî, Cürcanî, Ali Kuşcu, Hocazâde gibi isimlerdir. Bu isimler hem medrese hayatında hem de İslam dünyasının zihniyetinin şekillenmesinde esaslı biçimde etkili olmuş âlimlerdir. Günümüzde bu âlimlerin eserleri geleneksel eğitim verilen kurumlarda okutulduğu gibi ilahiyat araştırmalarında da esaslı kaynaklar olarak görülmekte ve kullanılmaktadır.
Kelamın felsefenin etki alanına girmesi eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Özellikle geleneksel kelamın yeterli olduğunu düşünen âlimler bu yeni anlayıştan memnun olmamışlardır. Onlara göre Bakıllanî gibi âlimlerin kelamı yeterlidir. Öte yandan yeni zamanlarda bu tür kelam anlayışını fazla felsefi bulanların eleştirileri de olmuştur. Özellikle mantığın ve felsefe dilinin aşırı kullanılmasının kelam ilmini zorlaştıran ve anlaşımını neredeyse imkânsız kılan bir duruma ittiği görüşü genel kanaat hâline gelmiştir.
Müteahhirun dönem kelam ilmi, Yeni İlm-i Kelam dönemiyle birlikte kapanmıştır. Ancak geleneksel anlayışı sürdüren İran medreselerinde bu anlayışın sürdürüldüğü ve ders kitapların bu anlayış doğrultusunda yazıldığı görülmektedir. Türkiye ve Pakistan gibi bazı İslam ülkelerinde özellikle geleneksel eğitimi sürdüren medreselerde de bu anlayışın hâlâ devam ettiği bir gerçektir. Bu medreseler müteahhirûn dönem âlimlerince yazılmış kelam ve akaid eserlerini günümüzde de hâlâ okutmaktadırlar. Modern usulle eğitim veren İlahiyat fakültelerinde ise dönemin eserleri tarihi düşünce dokusunu anlamak için birinci el kaynak hüviyetini korumaktadır. Bu nedenle döneme ait bulunan her eserinin yayınlanması veya üzerinde çalışma yapılması teşvik edilmektedir. İlahiyat çevreleri medreselerde okutulan sınırlı sayıdaki eserleri değil, dönemin tüm eserlerini görerek müteahhirûn kelam ilmi hakkında bütüncül bir yargıya ulaşmak istemektedirler. Bu amaç ve gayret neticesinde başta yukarıda anılan âlimlerin eserleri olmak üzere dönemin birçok eseri gün yüzüne çıkarılmıştır.