Kelam İlminin Tanımı, Kapsamı Ve İslami İlimler İçerisindeki Yeri

Hz. Peygamber döneminde gerek vahiy sürecinin devam etmesi, gerekse Hz. Peygamber'in hayatta oluşu dinî ve sosyal alanda bir birliktelik sağlıyordu. Ancak Hz. Peygamber'in vefatını müteakip söz konusu bütünlük yavaş yavaş bozulmaya başlamıştı. Müslümanlar arasında vuku bulan siyasi ihtilaflar ve bunların doğurduğu sosyal farklılaşmalar yeni inanç problemleri ve yorumlarına sebebiyet verdi. Yeni bölgelerin fethedilmesi ve değişik sosyal grupların İslama girişi, öte yandan felsefi eserlerin Arapçaya tercüme edilmesi kültürel bir zenginlik sağladığı gibi farklı düşünce, inanç ve metotların da tanınmasına vesile oldu. Tüm bunlara Müslümanların gelişen ihtiyaçlara dinî referans bulma amacıyla ayet ve hadisleri yorumlamasını ve bunu yaparken kişisel zihnî farklılıkların ve anlayış seviyelerinin farklı yansımalarını da eklediğimizde Hz. Peygamber döneminden farklı bir sosyal ve din îyapının olması kaçınılmazdı. İmanın tanımı ve amelle münasebeti, büyük günah işleyen kişinin durumu, hilafetin şartları ve aidiyeti gibi konular derin ihtilaflara sebebiyet veren tartışmalı konular arasında yerini aldı.

İşte bu süreçte değişik ihtiyaçlara karşılık vermek amacıyla farklı ilim dalları oluşmuş ve bunlar arasında Kelam ilmi de yerini almıştır. Usulu’d - Dîn, Tevhid İlmi, el- Fıkhu’l -Ekber, Akait İlmi gibi isimlerle de anılan Kelam ilmi İslam'ın inanç esaslarını belirlemeyi bunların aklen izah ve ispatı konu ve hedef edinmiş, hem Müslümanların inançlarını koruma ve pekiştirme adına hem de farklı inanç ve kültürlerin eleştiri ve ithamlarını cevaplama açısından başarılı bir misyon üstlenmiş ve yerine getirmiştir.

Kelam ilminin konusuna ve gayesine göre yapılan tanımlamalarından ve yine onun kendine has metodolojisinden yola çıkarak diğer ilimlerle ortak ve farklı yönlerini tespit etmek mümkündür. İslam dininin inançla alakalı hususlarını konu edindiğinden dolayı Kelam ilmi asli bir konum ve öneme sahip olup bu özelliği nedeniyle diğer ilimler için bir temel niteliği taşımaktadır.

Kelam ilmi varlığı (mevcut) konu edinmektedir. Bu yönüyle pozitif bilimler ve felsefe ile bir ortaklığın olduğu söylenebilir. Ancak Kelam ilminin tanımında yer alan “mebde (başlangıç) ve meâd (son) itibarıyla” kaydı, onun pozitif bilimlerden farklılığını gösterir. Yine Kelam ilmi, tanımda da yer alan “İslam kanunu üzere” kaydıyla, metodolojisine ilahi vahyi ve peygamberlerin haberlerini dâhil etmiştir.

Kelam ile felsefe, varlığı başlangıç ve sonu itibariyle ele alma açısından müşterektirler. Ancak aralarındaki fark büyük oranda metodolojiktir. Yani “İslam kanunu üzere” kaydı, Kelamı felsefeden ayırır. “İslam kanunu” kaydı, meselelerin kitap, sünnet ve bu ikisine nispet edilen kaynaklardan alındığına işaret etmektedir. Felsefede ise soyut akli kanunlara tabi olma, sırf zihinsel muhakemeler üzerine hüküm bina etme, bazı faraziyelere ve teorilere kıymet verme söz konusudur. Ayrıca vardıkları neticelerin dinî inanç ve kaidelere uygun olup olmadığını test etme şeklinde bir ölçütleri yoktur. Oysa Kelam ilmi, hem akli kaidelere müracaat eder hem de bunu yaparken İslami hükümlere riayet eder.