Kaynaştırma Eğitiminin Türkiye’deki Ve Dünyadaki Gelişimi

Özür ile engel birbirinden farklı kavramlardır. Özür, bedenin belli bir bölümünün veya bir organın normal işlevlerini yerine getirmekte yetersiz kalmasıdır. Bu durum bireyi sınırlamaktadır. Engel ise, özürlü bir bireyin toplumsal yaşamda yapması gereklerini yaparken karşılaşmış olduğu sınırlamalardır.

Kaynaştırma; özel gereksinimli bireylerin toplumdaki diğer bireylerle etkileşimlerini artırmak için gelişimleri normal olan bireylerle beraber, eğitim ve öğretimlerini devlet veya özel okullarda, tüm örgün ve yaygın eğitim süreçlerinde sürdürebilmelerini amaçlayan, destek eğitim hizmetlerinin sunulduğu bir özel eğitim uygulaması olarak tanımlanabilir ..

Özel gereksinimli bireylerin eğitimi konusu dünyada ilk olarak 16. yüzyılda ele alınmış olsa da, okullarda uygulanabilmesi ise 17. yüzyılda başlamış ve 1900’lü yılların ortasında ancak oluşabilmiştir. Yani kaynaştırmanın bugünkü konumuna gelebilmesi için yaklaşık olarak 300 yıllık uzun bir zamanın geçmesi gerekmiştir.

Özel eğitime ihtiyacı olan bireylere en iyi hizmeti, özel olarak yetişmiş özel eğitim öğretmenlerinin ve özel olarak düzenlenmiş ortamları olan özel eğitim okullarının verebileceği düşüncesi çok yaygındı. Bedensel gelişim, bilişsel gelişim, duygusal gelişim ve sosyal gelişim açıdan akranlarından farklı olan özel gereksinimli öğrencilerin, normal çocukları olumsuz olarak etkileyeceği düşünüldüğünden, özel olarak düzenlenmiş ayrı bir okulda eğitim görmeleri gerektiği düşüncesi yaygın kabul görmekteydi.

1913 yılında, görme engelli öğrencilerin günün yarısını genel eğitim sınıfında akranlarıyla birlikte geçirip, günün kalan diğer yarısını da görme engelliler için oluşturulmuş olan özel bir sınıfta geçirmeleri sağlanarak yapılan uygulamanın ilk kaynaştırma programı olduğu söylenebilir.

1928 yılında ise İngiltere’de, özel eğitim okullarının ve genel eğitim okullarının işbirliği yaparak çalışmaları gerektiği yönünde kararlar alınmıştır. 1944 yılında ise özel gereksinimli öğrencilerden uygun olanların genel eğitim sınıflarında eğitim görmesi uygulamasına geçişi sağlayan bir yasa yapılmıştır.

Kaynaştırma eğitimi açısından çok hızlı ve çok ciddi gelişmelerin 1960 yılında başladığı söylenebilir. Yirminci yüz yılın başlarında, özürlü öğrencilerin gelişimleri normal olan öğrencilerle aynı okulda ama ayrı bir sınıfta eğitim görmeleri düşüncesi ortaya çıkmaya başladı. Özel eğitim sınıflarında eğitim verilen özürlü öğrencilerin gelişimleri normal olan öğrencilerle aynı okulda olmalarından dolayı normal gelişim gösteren öğrencilerle kaynaştırma yapıldığı düşüncesi ileri sürülmüştü.

ABD’de 1975 yılında çıkarılan “Tüm Engelli Çocukların Eğitimi Yasası” ile özürlü çocuklara uygun olan eğitimsel hizmetlerden yararlanmasına yönelik önemli kararlar alınmıştır.

Özürlü bireylere yaşamını, normal bireyler gibi yaşama fırsatlarının sağlanması gerektiği anlayışına dayanan kavrama “normalleştirme” denmektedir. Normalleştirme yalnızca okulla sınırlı değildir. Ayrıca ev ve iş sahibi olma, eğlencelere katılma gibi etkinliklerde de topluma sağlanan olanaklardan aynı şekilde yararlanmaları gerektiği anlamını da içermektedir.

Osmanlı Devletinde üstün yetenekli çocuklar daha iyi bir eğitim verebilmek amacıyla Enderun Mektepleri açılmıştır. Üstün yetenekli kişilerin daha farklı bir eğitim alabilmeleri için İdil Biret -Suna Kan Yasası 1948 yılında çıkarılmış ve böylece üstün zekâlıların eğitimi devlet tarafından güvence altına alınmıştır.

Yirminci yüzyılın ortasına kadar özel gereksinimli çocukların eğitilmesi mümkün olmayan hastalar oldukları düşüncesi yaygın olduğundan devletin ilgili kurumlarında bakım verilmesi daha ön planda olmuştur.

Ülkemizde özel eğitim açısından önemli gelişmeler 1950’lerden sonra başlamıştır. En önemli gelişme, özel eğitim hizmetlerinin uygulanması sorumluluğunun Sağlık Sosyal Yardım Bakanlığından alınarak Milli Eğitim Bakanlığına verilmesidir. Bu değişim, özel eğitimin bir “sağlık sorunu” olmayıp bir “eğitim sorunu” olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir.

1956 yılında 6660 sayılı yasayla üstün zekâlı çocukların devletin himayesinde yetiştirilmeleri gerektiği belirtilmiştir. 1957 yılında çıkarılan 6972 sayılı Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanunun da “….özel eğitime gereksinimi olan çocuklar için Milli Eğitim Bakanlığı’nca gerekli önlemler alınır.” hükmü yer almıştır.

Yetmişli yıllarda özel eğitim okullarında eğitim alan engelli öğrencilerin sayısındaki artış dikkat çekicidir. 1973 yılında kabul edilen 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda “….özel eğitim alması ve korunması gerekli olan çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır.” ifadesiyle özel eğitim hizmetleri genel eğitim sistemine dâhil edilmesi açısından önemli bir gelişme olmuştur.

1950 -1980 arasındaki dönemde özel eğitim okullarının sayısında artış olmasının dışında kaynaştırma açısından önemli bir gelişmenin olduğunu söylemek zordur.

Özel eğitim alanının ihtiyaç duyduğu uzmanları yetiştirme çabaları, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesinde 1965 yılında açılan Özel Eğitim Bölümüyle tekrar başlatılmıştır. 1978 yılından itibaren ilkokulda görev yapan öğretmenlere özel eğitim öğretmenliği sertifika programıyla özel eğitim öğretmenleri yetiştirilmiştir.

Özürlüler için ayrıntılı yasa çabaları 1983 yılında kabul edilen 2916 sayılı “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Yasası” ile olmuştur. Bu yasada, özel eğitimin tanımı, ilkeleri, kurumları ve görevleri, özel eğitim alması gereken çocukların tanılanması, özel eğitime yerleştirilmesi, yerleştirme sonrası izlenmesi süreçleri ile ilgili bölümlere yer verilmiştir.

2916 sayılı yasanın tüm bu önemli özelliklerine rağmen kaynaştırmadan kimlerin yararlanabileceğine ilişkin belirsizlikler taşımakta ve uygulamada kaynaştırma eğitiminin nasıl olacağına ilişkin belirsizlikleri de içermektedir.

Doksanlı yıllara gelindiğinde, özel eğitim ve kaynaştırma alanı, ortaya çıkan gelişmeler sonucu olumlu yönde giderek artan bir ivme kazanmıştır. 1990 yılında yapılan XIII. Milli Eğitim Şurası’nda özel eğitimden yararlanması gereken bireylerin örgün eğitimden yararlanabilmesi için gerekli önlemlerin alınması yönünde karar alınmıştır.

1997 yılında çıkarılan 573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile özürlü çocukların tanılanma süreci, tanı sonrası değerlendirmeleri ve özel eğitim alma süreçlerinde nelere dikkat edilmesi açıkça belirtilmiştir.

573 sayılı kararnamede BEP’in nasıl ve kimler tarafından hazırlanacağı ve özel eğitim desteğinin nerede, nasıl ve kimler tarafından yapılacağı açık bir biçimde belirtilmemiştir.

Özel gereksinimli bireylere verilecek özel eğitim hizmetlerinin nasıl olacağı 2000’de çıkarılan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği sayesinde olmuştur. Kaynaştırma bu yönetmelikte ayrıntılı olarak ele alınmıştır.

Ülkemizde kaynaştırmaya eğitimi alan öğrenci sayısının giderek artmasına rağmen, yaşanan asıl sorun, özel gereksinimli öğrencilerin ve öğretmenlerin normal öğrencilerin bulunduğu sınıflarda hiçbir özel eğitim desteği alamamasıdır. Özürlü öğrenci ile sınıf öğretmeni birçok eksikliğin yaşandığı sınıflarda birçok sorunla karşı karşıya kalmakta ve yaşanan bu sorunlarla sınıf öğretmeni baş edememektedir.